Advertisement

Elektrik 4.0 sayfası Schneider Electric Türkiye’nin destekleriyle hazırlanmaktadır.

BloombergNEF'in (BNEF) raporuna göre elektrikli araç satışlarının 2025 yılına dek üç katına çıkması beklenirken kara taşımacılığında emisyonların bu yüzyılın ortasında dek sonlandırılması için hükümetlerin ve üreticilerin bu konuya daha fazla odaklanması gerekiyor.

Araştırma şirketinin Çarşamba günü yedincisini yayımladığı yıllık Uzun Dönem Elektrikli Araç Görünümü Raporu’nda riskler ve yapılması gerekenlere değinildi.

BNEF analistleri elektrikli araçları (EV) “kayda değer bir başarı hikayesi” olarak nitelerken EV satış rakamlarının 2025 yılında 20,6 milyona çıkmasını öngördüklerini kaydetti. Geçtiğimiz sene 14 milyon olarak tahmin edilen rakamın artmasında Çin’de yaşanan yaklaşım değişiminin etkili olduğu belirtiliyor.

Yine de kaydedilen tüm ilerlemelere rağmen içten yanmalı motorlarla seyahat eden 1,2 milyar yolcunun alışkanlıklarını değiştirmek vakit alacak.

Mevcut politikalarda ve düzenlemelerde değişikliğe gidilmese bile 2050 yılına dek küresel çapta araçların üçte ikisinin sıfır emisyonlu olması bekleniyor. Daha ağır olan ticari araçların aynı tarihe dek ulaşacağı oran ise yüzde 29 olarak öngörülüyor.

“Elektrikli araçların kabullenilmesinde yaşanan hızlı artışa rağmen kara yolu taşımacılığı 2050 yılına dek sıfır karbon hedefine ulaşmaktan hala çok uzak” diyen BNEF’in Gelişmiş Taşımacılık Direktörü Colin McKerracher’in liderliğinde analistler, “Pillerin ve hidrojen hücrelerinin piyasada kendine bir yer bulmaya çalıştığı noktada politikacıların özellikle ağır araçlarla ilgili agresif bir eylem planına ihtiyacı var. Net sıfır konumuna ulaşmak için bulunan fırsat penceresi hızla kapanıyor” değerlendirmesinde bulundu.

Elektrik 4.0 programı bu hafta İsviçre’de gerçekleşen Davos Zirvesi’nden yayınlandı.

Bloomberg HT’nin sorularını cevaplayan Schneider Electric Başkan Yardımcısı Barbara Frei enerji sektöründeki gelecek beklentilerini ve Davos’ta elektrik hakkında öne çıkan notları paylaştı.

Programının ikinci bölümünde ise sürdürülebilirlik konusunda İtalya Sürdürülebilirlik ve Ulaşım Bakanı Enrico Giovannini görüşlerini paylaştı.

"2050'de yüzde 60-80 oranında elektrik olması şart"

Frei, Elektrik 4.0 ile ilgili önemli olan şeyin karbonsuzlaşma olduğunun altını çizerek, “Fosil ile olan süreçler yarın elektrikli olacak. Bu süreci daha akıllı hale getirmeniz gerekli olabilir üstüne bir de yazılım olması gerekebilir. ” dedi.

Frei sözlerine şöyle devam etti:

Elektrikte önemli olan şey; insanlar artık tek tek düşünmüyor. Endüstri trendi kümesi, üretenler kümesi var. Aynı zamanda tüketenler kümesi de var bunu birlikte yapıp ortak bir yatırım yapılmalı.

Hükümetlerin elektrik enerji için halen yapması gereken çok şey olduğunu belirten Frei, “2050’deki hedeflerimiz gerçekleştirmek istiyorsak en az yüzde 60- 80 elektrik olması gerekiyor. Hükümetlerin özel sektör ile bunun nasıl yapılmasına dair iletişimleri ve görüşmeleri gerekiyor. Dünyada pek çok standart var, ortak bir standarda sahip olmamız gerekiyor. Bunlar da tabii ki politika yapıcılarının elinde olan şeyler” dedi.

"Hepimiz üreten tüketici olmalıyız"

Yenilenebilir enerji için halen çok alan olduğunu sözlerine ekleyen Frei, şunları dedi:

“Yenilenebilir enerji olması gerekiyor bunun için alan var. Hala bina çatısı var, hala daha fazla rüzgâr türbini koyabileceğimiz yer var. Baktığımız zaman arz talep dengesi mevcut. 'Nerede kullanabiliyorsunuz, mevcut olduğunda saklayabiliyor musunuz?' bu soruların cevaplanması gerekiyor ki gelecek için ama daha fazla yenilenebilir enerjiye alan açılsın bu çözümün büyük bir parçası”

Son olarak Frei, “Süregelen hidrojen ve karbon yakalama ile ilgili uzun vadeli süreçler var şu an yapabileceğim bir şey de enerji etkili kullanmak yani yapabileceğimiz çok fazla şey var hala farkındalığın daha fazla artması gerekiyor çok uzun süredir enerji etkinlik konuşmamıştık. Schneider Electric olarak bizim oynayacağımız bir rol olduğunu düşünüyorum bireylerin üzerinden finansal yükü nasıl alırız diye çok konuşuluyor. Enerji fiyatlarının yükselmesi ile “insanlar elektrik nereden geliyor? bunun maliyeti ne diye soruyor?” bu enerji krizin olumlu tarafı şu an çok fazla şey hızlandırılıcak örneğin gazi olan bağımlılık nasıl azaltılabilir diye” dedi.

"Akdeniz'de limanlarımızla bir üst oluşturmak için kendimizi hazırlıyoruz"

Sürdürülebilirlik konusunda açıklamalarda bulunan İtalya Sürdürülebilirlik ve Ulaşım Bakanı Enrico Giovannini ise Bloomberg HT ekranlarını şunları söyledi:

Enerji fiyatlarındaki artış ve belli başlı materyalleri ulaşmada sıkıntı toparlanmayı riske atan ve zorlaştıran bir durum. Diğer taraftan bu durumlar küreselleşmede de bir değişiklik yaratacak, şimdi bölgesel küreselleşmeden bahsedilir hale gelindi. Bu da bazı ülkeler için fırsat haline geliyor mesela İtalya limanlara çok fazla yatırım yapıyor. Akdeniz’de bir platform olmak için kendimizi hazırlıyoruz. Afrika’ya ve Avrupa’ya gelecek navlunlar bu limanlardan gelsin istiyoruz. Avrupa değer zincirlerini kısaltıyor bu başka ülkeler için fırsat demek. Yenilenebilir enerji dönüşüm hızlandırıyoruz bu zaten halihazırda bizim toparlama planımızın bir haliydi. Yeni üretim tesislerinin inşası için hızlı bir şekilde hareket ediyoruz. Diğer bir taraftan da uzun vadede enerji tüketimini azaltmaya çalışıyoruz. Sürdürülebilir enerji, hükümetin çok sıkı çalıştığı konulardan bir tanesi bunlar artacak.

Her şeyden önce, atölyelerden fabrikalara, veri merkezlerinden konut yapılarına, aile evlerine kadar, yani her türlü binada dijital teknolojiler kullanılarak binalardaki gereksiz enerji tüketimi yüzde 80 azaltılabilir. Avrupa Yeşil Mutabakatı kapsamındaki Yenileme Dalgası, yapı stoğuna odaklanmaktadır.

Aslında söylemeye gerek yok ama Avrupa'da ve elbette dünyanın geri kalanında iklim nötr olması isteniyorsa, tüm sektörlerde - ısı/enerji üretimi, sanayi ve ulaşım - CO2 emisyonları azaltılmalıdır. Ancak en yüksek tasarruf potansiyeli binalarda ve hepsinden önemlisi mevcut yapı stokunda yatmaktadır. Rakamsal verilere bir bakmak gerekirse;

Yapı stokunun yaklaşık yüzde 25'i halen enerji verimli. Geriye yüzde 75 verimsiz yapı kalıyor ve bu yapılar bundan sonra on yıllarca daha kullanılmaya devam edecek.

Enerji tüketiminin dörtte üçü fosil yakıtlardan (gaz, petrol, kömür) geldiği için binalar, küresel CO2 emisyonlarında önemli bir paya sahipler: Bina ve inşaat sektörleri birlikte nihai enerji tüketiminin üçte birinden fazlasını ve dünya çapında doğrudan ve dolaylı CO2 emisyonlarının yaklaşık yüzde 40'ını oluşturmaktadır.

Dolayısıyla, net olarak şu ifade edilebilir: 2030 yılına kadar CO2 emisyonlarının yüzde 55 oranında azaltılması, ancak binalar gibi son kullanım sektörlerinin fosil yakıtlara olan bağımlılıklarının azaltılması, doğrudan elektrifikasyon yoluyla yenilenebilir enerjinin entegre edilmesi ve böylece enerji verimliliklerinin radikal bir şekilde artırılması durumunda mümkün olacaktır.

Bunun için dijitalleşme esastır ve yapı stoku açısından kilit rol oynamaktadır.

Yapı stokunu nasıl enerji verimli hale getiririz? Tek yol dijitalleşme!

Yapı stokunun dijitalleştirilmesi herkes için stratejik bir endişe kaynağıdır: Küçük işletmeler, KOBİ'ler, sanayi, veri merkezleri, her tür ve büyüklükteki şirketler ve tabii ki ticari binaların bina operatörleri ve ev sahipleri için.

Önümüzdeki birkaç yıl içinde, (mevcut) binaların zaten kârlı olmayan enerji tüketiminin maliyetini artıracak önemli düzenleyici politika kararları alınacaktır. Gelecekteki koşullar - örneğin CO2 fiyatlandırması gibi - daha fazla maliyet yaratacak ve aynı zamanda enerji verimli olmayan binaların değerinde hızlı bir düşüşe neden olacaktır. Yapı stoğu ne kadar erken geleceğe hazır hale getirilirse o kadar iyi olacaktır. İşte bu yüzden AB'nin Yenileme Dalgası doğru zamanda oluşturuldu.

Enerji verimliliğine ek olarak konfor da gayrimenkulün değeri ve çekiciliği, dolayısıyla kiralanabilirliği konusunda belirleyici bir faktör olacaktır. Akıllı Binalar ve Akıllı Evler bir kriter haline geliyor. Yaşam ve çalışma alanlarımızda konfor ve rahatlığı artıran dijital bina kontrol sistemlerinden vazgeçilmeyecek, örneğin akıllı tüketici çözümleri aracılığıyla enerji tüketimini kontrol eden sistemlerin olması hedeflenecektir.

Kısa vadeli CAPEX yatırımının yanı sıra artık onarım, bakım ve çalıştırma maliyetleri gibi OPEX bileşenlerini içeren toplam bina yaşam döngüsüne de odaklanılıyor. Örneğin, kestirimci bakımla bağlantılı akıllı uyarı yönetim sistemleri, verimlilik ve etkinlik anlamına geliyor. Bunun temeli de: Dijitalleşme.

Yenileme Dalgası “ideolojiden” çok daha fazlasıdır: Hesaplanabilir maliyet düşüşü, yatırım koruması ve değer koruma anlamına geliyor.

Yapı stokunda enerji verimliliği sorunu nihayet dikkatleri çekiyor. Sürdürülebilirliğe ek olarak enerji verimliliği, özel haneler, KOBİ'ler ve uluslararası şirketler için hesaplanabilir kârlı faydalar sağlamakla ilgilidir.

Çünkü dijitalleşme, yatırımların korunması, yatırım getirisi üzerine etkisi, enerji verimliliğinin sağlanması ve işletme maliyetlerinin azaltılması için en etkili araçlardan biridir. Bunların hepsi de rekabet gücünü artırmak için önemli faktörlerdir.

İklim nötrlüğü de dahil olmak üzere şirketlerin, yatırımcılar, müşteriler ve ortaklar arasında ve genel olarak toplum nezdinde iddialı sürdürülebilirlik (ESG) hedefleri oluşturacakları ve bu hedeflere ulaşacakları konusunda net bir beklenti var. Beklenen CO2 fiyatlandırması da herkesin düşünme şeklini değiştirecek - çünkü bunu yapmamak çok pahalıya mal olacak.

Avrupa Yenileme Dalgası bir dönüm noktasıdır. Avrupa Komisyonu'nun yapacağı kilit öneriler, son kullanım sektörlerinde sistemik verimliliği teşvik edebilir.

Bu önerilerin merkezinde ise; binalardaki, yenilenebilir kaynaklardan yerinde enerji üretimi, elektrikli ısı pompaları, ağ bağlantılı sistemler ve EV şarj istasyonları gibi entegre dijital renovasyonlar için finansman sağlanması yer alıyor.

Bir çözümün tüm parçalarının verimli binalar ve akıllı enerji altyapısı aracılığıyla etkileşimini tanımlayan sistemli verimlilik, karbondan arındırılmış, yüksek düzeyde elektrik kullanan ve esnek bir kentsel ekosistemi mümkün kılacaktır.

Aynı zamanda, Avrupa Toparlanma Planı (European Recovery Plan) ile enerji hizmetleri piyasasını canlandırmayı ve cazip özel finansmana erişim sağlamayı amaçlayan direktifler yürürlüğe girecek. Bu, genel enerji verimliliği için minimum standartların ve binalarda minimum oranda yenilenebilir enerji kullanımına ilişkin gereksinimlerin belirlenmesinin yanı sıra inşaat sektörü için Bina Bilgi Modellemesi (BIM) ve bina verilerini toplamak ve kullanımını optimize etmek için dijital endüstri platformları desteğini kapsıyor.

İyi haber ise şu: Teknoloji hazır! Şimdi entegrasyon ve geçiş zamanı

Bu, tüketimin nihai olarak en aza indirildiği akıllı ev, enerji yönetimi ve tüketici sistemleri, Bina Bilgi Modelleme (BIM) ve ısıtma, soğutma, iklimlendirme ve aydınlatma ve elektrik ve enerji dağıtımı gibi tüm bağımsız bileşenleri kontrol edebilen Bina Yönetim Sistemleri (BMS) ile birleştirilmiş bağlantılı ürünler anlamına geliyor.

Avrupa Yeşil Mutabakatında tanımlanan Yenileme Dalgasının arkasındaki düşünce büyükken – uygulama önlemleri küçüktür. Buradaki amaç, toplu etkilere ulaşmaktır. Tek bir haneden küresel şirketlerin sahip olduğu binalara. Avrupa Yeşil Mutabakatı, yenileme sürecine gerekli ivmeyi sağlıyor ve bunu çok yönlü bir şekilde yapıyor.

BloombergNEF Elektrikli Araçlara Bakış 2021’e göre 2030 yılına kadar yollarda 169 milyondan fazla EV olacak. Ayrıca 2040 yılına kadar 500 EV şarj bağlantısının kurulacağı tahmin ediliyor.

IDTechEx'e göre, satışlar 2021'in ilk yarısında 2020'nin aynı dönemine göre yüzde 160 arttı. İngiltere Ulaştırma Bakanı Rachel Maclean'a göre, talepteki bu artış şarj altyapısındaki gelişmelerden kaynaklanıyor.

Net-sıfır ulaşımın geleceği

Bugün, kullanılan elektriğin kabaca %98'inin yenilenebilir olduğu ve prize takılabilir araçların payının yüzde 84,6'ya ulaştığı Norveç'te bunların da etkisiyle oluşan temiz havanın sürücüleri memnun ettiği ve bu gelişmelerin gezegeni korumaya yardımcı olduğu aşikar.

Pazardaki bu temel gelişmeler, elektrikle çalışan araçlara geçişi hızlandırıyor. Hem küresel hem de yerel düzenleyici makamlar, daha temiz enerji kaynaklarının kullanılmasına yönelik belirli mevzuatları zorunlu kılıyor.

Örneğin, İngiltere ve Fransa'da 2030-2040 yılları arasında, geleneksel içten yanmalı motorlu (ICE) araçların kullanımdan kaldırılmasına yönelik düzenlemeler getirildi.

Farklı coğrafyalardan hem insanlar hem de ülkeler artık tükettikleri ve kullandıkları ürünlerin daha sürdürülebilir olmasını ve daha düşük karbon emisyonuna sebep olmasını istiyor.

İnsanların çoğu elektrikli araçların karbon ayak izini ve emisyonları azaltmak veya en az indirmek, sürdürülebilirliği artırmak ve şebeke enerji tüketimini optimize etmek konusunda etkili ve somut fayda sağladığını düşünüyor.

Ancak bu faydalar, sağlam ve hem küresel olarak erişilebilir hem de güvenilir bir şarj altyapısının geliştirilmesi halinde söz konusu olacaktır.

Esnek bir şebeke nasıl oluşturulur?

Bazı insanlar, esnek bir şebeke oluşturmak için hızlı şarj noktalarının veya doğru ve anında faturalandırmanın gerekli olduğunu düşünebilir. Cevap, teknolojik inovasyonu sağlayacak sektörel ortaklıklar ve iş birliklerinde yatıyor.

Yakın zamanda IDC tarafından yapılan bir araştırmaya göre, şirketlerin yüzde 96'sı sürdürülebilir verimli dijital ürün ve hizmetler geliştirmek için ürün ve hizmet sağlayıcıları ile iş birliği yapıyor ya da yapmayı düşünüyor.

2050 yılına kadar net sıfır emisyona ulaşabilmek için önümüzdeki dokuz yıl içinde emisyonları yarıya azaltmaya yönelik küresel hedefi gerçekleştirme yolunda, pandemi sonrası akıllı şebekelere daha fazla yatırım yapmanın kamu-özel sektör ortaklıklarının bir parçası olacağı düşünülüyor.

Enerji, daha iyi bir yaşama ulaşılmasını sağlar. Akıllı şebeke teknolojisi, gelişmiş ülkelere esneklik sağlarken, yazılım ve solar PV ve mikro şebekelerin entegrasyonu yoluyla gelişmekte olan ülkeler için de enerjiye erişimi ve enerjinin kullanımını sağlar.

Ulaşımın eşik noktası

Hem otomotiv endüstrisi hem de toplum bir bütün olarak kritik bir eşikte. 1 milyardan fazla fosil yakıtla çalışan motorlu taşıtın on milyonlarca kilometre yol kat ettiği bir dünyada, bu araçlara güç sağlayan altyapı kökten değişmek üzere.

Otomobil üreticileri, şarj noktası operatörleri, kamu hizmetleri, servis sağlayıcılar, filo sahipleri, EV şarj istasyonu sağlayıcıları, bina sahipleri ve yöneticileri ve EV sürücüleri dahil olmak üzere çok çeşitli oyuncular günümüzün e-Mobilite ekosistemini oluşturuyor.

Bu paydaşlar, ekonomik ve çevresel faydaların oluşturulması için gereken hizmeti sağlayan entegre bir sistemin gelişimine önemli ölçüde katkıda bulunuyor.

e-Mobilite alanında gerçekleşecek ortaklıklar, enerji verimli EV pillerinin tasarlanmasına (üretim enerjisi, pil yaşam döngüsü emisyonlarının en az %50'sini oluşturur) ve EV altyapı performansının izlenmesi de dahil olmak üzere konuma, zamana ve kullanılan güce bağlı olarak akıllı tarifeleri belirlemeye ve sorunların gerçek zamanlı olarak giderilmesine olanak tanıyacaktır.

Bu da EV üretim talebini artırırken daha geniş bir tüketici kitlesi tarafından elektrikli araçların kabul edilmesine yardımcı olacaktır.

Bu geleceğin gerçekleşmesi için, büyük ölçekli teknolojik yeniliklere öncülük edecek güçlü endüstri ortaklıkları gerekiyor. EV'nin geleceğini desteklemek için benimsediğimiz vizyonumuz hakkında daha fazla bilgi edinmek için: Geleceğin Ortaklıkları

Bloomberg HT’de yayınlanan Elektrik 4.0’ın bu haftaki konuğu Özyeğin Üniversitesi Enerji, Çevre &Ekonomi Merkezi Direktörü Prof. Dr. Pınar Mengüç oldu.

Prof. Dr. Pınar Mengüç enerji dönüşümde yeni nesil teknolojiler hakkında değerlendirmelerde bulundu.

Mengüç Türkiye’de halen fosil yakıtların oranının çok yüksek olduğunu ve elektrikte yeni nesil teknolojilerin ilk önce topluma adaptasyonunun sağlanması gerektiğini, bunun psikolojik ve sosyolojik bir olay olduğunun altını çizdi.

“Türkiye’de fosil yakıtların oranı fazla, kolay kolay değişmeyecektir”

Mengüç’ün açıklamalarında öne çıkanlar şöyle:

Yeni teknolojiler Türkiye’yi ne kadar etkileyecek?” bütün bunlara bakmamız ve ondan sonra yeni nesil mühendisleri teknisyenleri nasıl eğitmemiz gerekiyor diye düşünmemiz lazım. Enerji açısından bakarsak elektriğin önemi daha da artıyor. Elektriğin daha temizi tercih ediliyor ve elektriği üretmesi çok kolay değil. Elektriği üretmekteki teknolojiler dünya kadar değişen teknolojiler bunların her birinin kendisinin problemlere sebep olmaması gerekiyor. Yapılacak inovasyonların her anlamda olması gerekiyor ve yeni teknolojilerin, yeni kavramların yavaş yavaş topluma nasıl işleyebileceği üzerine düşünülmesi gerekiyor. 2050 yılında %100 yenilenebilir enerji nasıl geçeriz diye konuşuluyor ama Türkiye’de fosil yakıtlar yüzde 86-88 civarında hala çok büyük ve kolay kolay da değişmeyecek bunun değişmesi için bizim tamamen düşünce şeklimizi değiştirmemiz gerekiyor. Şu anda en çok enerji harcadığımız yer endüstride; çelik üretimi, çimento üretimi hatta tarımda kullandığımız amonyak üretimi ve plastik üretiminde, bunların her birinin altında yepyeni düşünceler, yepyeni inovasyonlar var. Plastiğin yerine geçecek olan da var, tarımı başka türlü etkileyecek kavramlar var bununla birlikte elektrikli arabalar var, en yeni enerji santralleri var. Bunların endüstri tarafında adaptasyonu var. Bütün bunları neden yapıyoruz iklim değişikliğinin etkisini görüyoruz. Bizim karbon fosil yakıt gibi kavramlardan yavaş yavaş uzak durmamız gerekiyor.

“Topluma adaptasyonu çok önemli”

Son zamanlarda enerji anlamında yaşanan olayları da değerlendiren Mengüç, “Ukrayna ve Rusya savaşı dünyanın aslında birine ne kadar bağlı olduğunu gösterdi. Bizim dışarıdan hem enerji almamız gerektiğini, hem de gıdayı sadece Türkiye olarak değil gıdayı Ukrayna’dan alan grupları düşünün aldıklarının yerine başka bir şeyin gelmesi kolay değil. Enerjinin de yerine başka bir şeyin gelmesi kolay değil. Onun için uzun zamanlı bir planlama gerekiyor. Türkiye son 15 yıldır oldukça ilerledi, ama şu an bile bizim güneş ve rüzgârda elde ettiğimiz enerji miktarı toplamın içinde yüzde 10-12 civarında. Jeotermal de birlikte bu civarda olan bir şeyi birden hızlandırmak kolay değil. Rüzgâr ve güneş kullanırken bunları yaymamız lazım ya yayarken de başka alanları kullanmamız lazım alanların bir kısmının tarım alanları olması söz konusu bizim sadece ulaştırmada kullandığımız enerjiye bakarsınız, Türkiye’nin yüzde 17’si ulaşıma gidiyor ulaşımdaki enerjiye gidiyor. Ulaşımdaki araçların ne kadarı elektrikli derseniz bu yüzde 1’in altında bunu daha yukarı çıkartmak için burada daha fazla şarj edilebileceğiniz alt yapının olması gerekiyor bunun topluma geçmesi insanların kullanmaya başlaması adaptasyon işi bu da tam olarak sosyal ve psikolojik bir olay” dedi.

“Türkiye’de enerji verimliliğine büyük katkı sağladık”

Mengüç son olarak Enerji, Çevre ve Ekonomi Merkezi (EÇEM) isimde kurdukları merkez ve Nano’dan Giga’ya adlı kitabından bahsederek şunları söyledi:

EÇEM’i yaklaşık 12 yıl önce kurduk. O zamandan beri değişik olaylara bakmaya başladık en son yazdığımız kitapta ismi “Nano’dan Giga’ya Araştırmalar ve Uygulamalar” buradan Nano’dan dememizin sebebi Nano boyuttaki araştırmalar bir yerden sonra yeni teknolojilerin daha etkin çalışabilmesi için olması gereken kavramları yani fiziksel kavramlar, fiziğin derinine giren kavramları çıkartmak için bunların yapılması lazım ki biz yeni gelen teknolojileri çok daha hızlı bir şekilde adapte edebilelim. Öbür taraftan Giga dememizin sebebi bizim yaptığımız birleştirici çalışmalarla kurtardığımız Gigaton mertebesindeki karbondioksit salınımı bu zamana kadar Avrupa Birliği projelerinden aldığımız fonlarla büyük bir grup kurduk yaklaşık 20 tane büyük proje aldık. Dünyanın her tarafından Avrupa Birliği’nden 3 milyon Euro civarında projelerimiz geldi. Enerji verimliliğine Türkiye’de büyük bir katkı verdiğimizi düşünüyorum. Son zamanlarda enerjinin fiyatının artması bizim yaptığımızı biraz daha öne çıkardı yaptıklarımıza sürdürülebilir olması lazım. Bizden sonra gelecek olan nesilleri de birleştirici olarak düşünen uygulamacıları da yetiştirmemiz lazım

"Pakistan'da yeni, modern bir şehir kuruluyor"

Pakistan’da büyük bir projeye başladık büyük bir şehir kuruluyor. Modern şehrin alt yapısını hem sürdürülebilirliğini bir şekilde tartışabiliyoruz. Çünkü şehir bundan 5-6 yıl sonra kurulduğu zaman dünyadaki en iyi örneklerinden birisi olmasını istiyorlar. Bunun için bize geliyor olmaları şimdiye kadar yaptıklarımızın yer bulduğunu göstergesi, bizim yaptığımız her şeyi tasarımla birlikte götürmemiz lazım. Tasarımda götürüyor olmak demek ise bizim sadece bir şeyleri alıp da birleştirip uygulamamız değil. Yani siz iklimlendirmeyi değiştirmek istiyorsanız bir binada bunun altındaki iklimlendirme sistemlerini de değiştirebilmelisiniz bizim merkezimiz merkezimizin en güçlü yanı bu oldu çünkü bizim altımızda mutlaka mühendisler çalışıyor fizikçiler çalışıyor.

Avusturya, Belçika, Litvanya, Lüksemburg ve İspanya bloğunun iklim şefi Frans Timmermans ve AB Komisyonu Enerjiden sorumlu üyesi Kadri Simson tarafından imzalanan ortak bir mektuba göre, bloğun 2030 yılına kadar bölgede en az 1.000 gigawattlık fotavoltaik sistem kurması gerekiyor. Bu rakam yaklaşık olarak dünyanın mevcut kapasitesine eşdeğer düzeyde seyrediyor.

Ülkelerin enerji bakanları tarafından imzalanan ve Bloomberg tarafından görülen Çarşamba tarihli mektupta, “Yeni inşa edilen evler ve büyük bir tadilattan geçen evler için güneş çatıları standart hale getirilmeli. Her fotovoltaik panel, Rusya'ya olan enerji bağımlılığımızı anında ve doğrudan azaltır” cümleleri yer aldı.

2021'de 166 gigawattlık kurulu güneş enerjisi kapasitesine sahip olan Avrupa Birliği, on yılın sonuna kadar en az 70 milyon güneş enerjisi çatısı yerleştirebileceğini söyledi.

Avrupa Komisyonu'nun Rus gazına olan bağımlılığını azaltma planını açıklamasına sadece haftalar kaldı. Blok, yapacağı açıklamada yenilenebilir enerji kaynaklarının yayılmasını hızlandırmaktan rüzgar ve güneş çiftlikleri için bürokrasiyi azaltmaya kadar bir dizi önlemin ana hatlarını çizecek.

Bloomberg HT’ye yayınlanmaya başlayan Elektrik 4.0 programının konuğu Schneider Electric Türkiye ve Orta Asya Bölge Başkanı Bora Tuncer oldu.

Tuncer, elektrik 4.0’ın ne demek olduğunu, önemini ve bu bağlamda sürdürülebilirlik ve verimlilik açısından ne tür kazançlar sağlayacağını anlattı.

“Elektrik 4.0 akıllı ve temiz enerji demek”

Elektriğin günümüze kadarki yolculuğu hakkında bilgi veren Tuncer, şunları söyledi:

Sanayi devrimi elektrik devrimi ile paralel çalışan kardeş fonksiyonlar. Kısacası sanayi devriminde elektrikle ilgili gelişmelere olmadan olamaz. Sanayide üretimin artması seri üretimin gelmesi paralelinde de çevre ekolojik denge fonksiyonlarını getirdi atıkların insan hayatına etkilerini yaşamaya başladık. O zaman gündeme yenilenebilir enerji kavramı geldi. Bu dönemde elektrik 3.0 diyoruz. 4.0 aslında dijital çağ. Nesnelerin interneti, uçtan uca bağlantı, akıllı güvenilir sistemler vasıtasıyla ilk tedarikten son kullanıcıya kadar entegre sistemler kullanılırken diğer taraftan da bunu sağlayan buna destek veren 2 alan var birisi dijital dönüşüm diğeri elektrifikasyon bu sebeple bu döneme elektrik 4.0 diyoruz. McKinsey’in yaptığı araştırmada önümüzdeki 5 yılda ABD ve Almanya’da yeni araç taleplerinin yüzde 35-40’ı, Uluslararası Enerji Ajansı’nın yaptığı araştırmaya göre Çin’deki önümüzdeki dönem araç sahiplerinin yüzde 35-40’ı elektrikli araçlara gelecek. Elektrik 4.0 dijitalin birleştiği daha temiz daha akıllı daha sürdürülebilir, bir enerji yolculuğu oldu.

Karbon ayak izini azaltmak için 3 önemli noktaya dikkat çeken Tuncer, “Teknoloji artarak hayatımızın içinde. Elektrikli bir araca bindiğiniz zaman yazılımlarla karşılaşıyorsunuz. Dijital teknolojilerin varlığı için elektrik sürekliliğine ihtiyacınız var. Bu ikisi birlikte hareket ediyor. Karbon ayak izini azaltmak içinde analiz etme, modelleme geriye dönük öğrenme ve çözümler yaratmanın ekosisteme önemli katkısı var” diye ekledi.

“Enerjiyi korumak üretmekten daha kolay”

Tuncer, enerjiye erişimi arttırmak için mikro kanalların olmasını gerektiğini söyleyerek, “Bugün enerjinin yüzde 80’ni fosil kaynaklardan karşılanıyor. Elektrik dağıtım networkumuzun yüzde 95’i tek yönlü o yüzden enerji iklim krizinin en önemli yerinde yer alıyorsa, bizim uçtan uca tüm değer zincirlerinin tüm halkalarını gözden geçirmemiz gerekiyor. Üretimi daha temiz yapmalıyız. Micro şebekeler yaratmalıyız. Böylelikle enerjiye erişimi de arttırmalıyız. Farkındalığı arttırmalıyız. İsrafı azaltmalıyız. Kullanılan enerjinin yüzde 60 verimli kullanılmıyor. Karbon salınımına katkı sağlananın en iyi yolu budur. Birim enerjiyi korumak aynı birim enerjiyi üretmekten çok daha kolaydır” dedi.

"Manisa fabrikamız Schneider Electric içinde Avrupa’daki ilk ve tek akıllı fabrika seçildi"

Son olarak Schneider Electric’ın dünyada Türkiye’de ve müşterilerine yaptığı projelere de değinen Tuncer şunları söyledi:

Schneider Electric olarak sıfır karbon projemiz var. En büyük 1000 yan sanayicimizin önümüzdeki 10 yıl içinde 800 milyon ton karbon azaltmasını sağlamasını hedefliyoruz. Bir taraftan ekonomik fayda sağlarken diğer taraftan çevreye fayda sağlayacağız. Yatırım yapma imkânı olmayan belediyelere veya endüstriyel kurumlara tasarla inşa et ve hizmet olarak sat modelimiz var. 9 bin kişiden oluşan 9 milyon metre kullanan, 400 binası olan Maryland eyaletinin Montegor şehri Schneider Electric tarafından kurulmuş süründürülebilir enerji sistemini hizmet olarak satın alıyor. Manisa fabrikamız, 2021 yılında Schneider Electric içinde Avrupa’daki ilk ve tek akıllı fabrika seçildi. Uçtan uca kendi çözümlerimizle 2021 yılında 500 kilograma yakın karbon salınımını engelledik. Enerji ve Tabii kaynaklar bakanlığı tarafından onaylanan ilk enerji verimliliği danışmanlarından biriyiz. 550 tesiste enerji verimliliği hakkında çalışmalar yaptık ve raporlar hazırladık. Bu raporların sonucunda 3 milyon ağacın temizleyebildiği karbon salınımının net edebilecek 2 milyon kwatt saat enerji temizliğine denk geliyor.

Teknolojik olarak imkanlar mevcut. Biraz daha standartların hazırlandığı dönemlere girdik. Amerika yapılan standardizasyon ile Tesla’nın değeri inanılmaz arttı. Ülkemizde yerli elektrikli aramızı yaparken, şarj hizmet yönetim ve istasyon regülasyonu da yayınlandı

Sürdürülebilirlik ve biyolojik çeşitlilik konusunda farkındalık oluşturmak ya da en azından durum tespiti yapmak için dünya genelinde 125'in üzerinde gün kutlanıyor. Bunlar arasında Dünya Çevre Günü, Uluslararası E- Atık Günü, Sıfır Emisyon Günü ve hiç araba kullanılmayan Dünya Arabasız Günü gibi küresel çaptaki etkinliklerin yanında Japonya’nın Yunus Günü ve Ulusal Temizlik Günü gibi ülkeye özel günler de bulunuyor. Bunların herbiri çevreyi korumaya yönelik atılacak adımlara ve alınacak aksiyonlara ilham oluyor.

Sanayileşme ve kentleşme konusundaki gelişmeler büyük zorlukları da peşi sıra getiriyor.

Gezegenimizin geleceği için sürdürülebilirlik hedeflerimize ulaşmak konusunda farkındalık yaratacak özel günler ilan etmenin ötesinde somut adımlar atmamız gerekiyor. Paris Anlaşması’nda uzun vadeli bir hedef olarak belirlenen küresel ortalama sıcaklık artışının sanayileşme öncesi döneme göre 2 °C (3,6 °F) altında tutulması ve bu artışın 1,5 °C (2,7 °F) ile sınırlandırılması iklim değişiklğinin etkilerini önemli ölçüde azaltacaktır. Bu amaca ulaşmanın en önemli itici güçlerinden biri, enerji verimliliğini sağlayarak enerji denklemi dediğimiz şeyi çözmektir.

Hindistan'ın elektrik tüketimi, dünyanın toplam elektrik tüketiminin yaklaşık %4'ünü oluşturuyor ve yılda %8 ila %10 arasında artış gösteriyor. Hindistan şu anda Çin, Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa Birliği'nden sonra dördüncü en büyük küresel enerji tüketicisi konumunda.

Dünya genelinde karbon emisyonlarını durdurmaya yönelik çabaların bir parçası olarak biz de Hindistan'da hem sanayide hem de binalarda kullanılan enerjiyi ve bu enerjinin üretimi ve tüketimini daha verimli hale getirmek üzere bir değişim başlattık. Mevcut enerji talebini karşılamaya devam ederken enerji kaynaklı emisyonları düşürmemizi sağlayacak cesur, eyleme geçirilebilir yol haritaları ve çözümleri geliştirmemiz ve uygulamamız gerekiyor.

Geleceğin 'Yeni Hindistan'ının binaları için iyi hazırlanmış, standartları belirlenmiş yeni elektrik şartnameleri benimsenmelidir.

Elektrik 4.0'ın sanayi tarafından binalar özelinde de etkin bir şekilde benimsenmesi ve uygulanması, enerji altyapımızı daha verimli ve sürdürülebilir kılacak kapsamlı bir dönüşümü başlatabilir.

Dünyadaki CO2 emisyonlarının neredeyse üçte biri binalardan kaynaklanıyor; ki inşaat aşaması da hesaba katıldığında bu oran neredeyse %40'a çıkıyor. PNAS'ta (Ulusal Bilimler Akademisi Bildiriler Kitabı) yayımlanan bir rapora göre, kısa süre içinde sera gazı emisyonunun en büyük tek kaynağı gelişmekte olan ülkelerdeki konutlar olacak.

Artan bu tüketimi yönetebilmenin bir yolu, yeni binalar için standartlar ve yönetmelikler oluşturmak ve bunların hızla benimsenmesini sağlamaktır. Bina Enerji Performansı Direktifi (EPBD) kapsamında Avrupa'da, 2021'den itibaren yapılan tüm yeni binaların neredeyse Net Sıfır Enerjili Bina (NZEB) olması şart koşuluyor. Hindistan'da ise enerji verimliliğini tasarlarken ya da yeni bina inşa ederken, en asgari zorunlulukları içeren 2017 yılının 'Enerji Tasarrufu Bina Yönetmeliği’ (ECBC) geçerli. Biz yeni binaları enerji açısından daha verimli hale getirecek yönetmeliklere odaklanırken, on yıl ve üzeri bir süre öncesinde inşa edilmiş binalara ne olacak? Bu nedenle, eski binalarda büyük yapısal değişiklikler getiremeyebiliriz. Ancak, enerji denetimi açısından binalardaki kritik bölümleri ele alabiliriz, elektrik dağıtım sistemine enerji verimliği sağlayan teknolojiler entegre edebilir, bina yönetim uygulamaları getirebiliriz.

Yeni elektrik yoğun dünyada dijital çözümler

Schneider Electric olarak elektrifikasyon ve dijitalleştirmeyi sürdürülebilirliğin ayrılmaz kritik bir parçası olarak görüyoruz.

Veri ve yapay zeka gibi dijital teknolojiler, bu sürdürülebilirlik dönüşümüne ivme katabilir. Attığımız adımları ne kadar hızlı ve bütünsel bir bakış açısıyla atarsak o kadar iyi olacaktır. Bir binadaki DG (dizel jenaratör) setlerinden klimaya, aydınlatmadan akıllı prizlere kadar tüm nesnelerin interneti (IoT) sistemlerinin hepsinin son teknoloji dijital yazılım çözümleriyle yönetilmesi durumunda, sürdürülebilirlik tam anlamıyla mümkün olacak. Binaların farklı bölümlerinin enerji kullanımı verilerini analiz etmek, etkin enerji yönetimi için eyleme geçirilebilir girdiler sağlayacaktır. Bu, birden çok binalı ve çok kiracılı tesisleri olan büyük teknoloji parkları göz önüne alındığında daha da önemli bir konudur. Hele ki, bu teknoloji parkları, mikro şebekelerden elde edeceği yenilenebilir enerjiyi kullanarak, kendi enerji ihtiyaçlarını kendileri karşılayabilirse yüksek enerji verimliliği seviyelerine kolaylıkla ulaşılabilir.

Yarını güçlendirmek

Uzun bir süredir enerji üretimindeki en temel kaynak fosil yakıtlar, özellikle de kömür oldu. 2018-19 mali yılında ülke elektriğinin yaklaşık dörtte üçü kömür kullanılarak elde edildi. Fosil yakıtlara ve diğer mevcut kaynaklara baktığımızda, en verimli enerji şekli elektrik. Bu yüzden elektriğin çok daha yoğun şekilde kullanılacağı bir dünyaya hazır olun. Ama bu bugünkü gibi bir elektrik olmayacak; yenilenebilir kaynaklardan üretilecek bir elektrik olacak. Elektrik, bugün sahip olduğumuzdan çok daha iyi bir gelecek inşa edecek; yeşil bir gelecek… Güneş enerjisinin, mikro şebekelerin, net sıfır binaların ve elektrikli araçların olduğu bir gelecek düşünün.

Bugün inovasyon ve dijitalleşme ile elektriğin daha yoğun kullanıldığı bir dünya için müşterilerimizle iş birliği yapıyoruz. Daha sürdürülebilir ve yeşil enerji kullanımı için güçlerimizi birleştiriyoruz. All Electric (tamamen elektrikli) ve All Digital (tamamen dijital) bir dünyaya yönelik çözümlerimiz, müşterilerimizin enerji verimliliği sağlamasına ve böylece sürdürülebilirlik hedeflerine ulaşmasına destek oluyor. Örneğin açık IoT platformumuz EcoStruxure™ binalarda, veri merkezlerinde, sanayide ve elektrik şebekelerinde kullanılan enerji ve kaynakları optimize etmek için bağlantılı ürünler, Edge kontrolü, yazılım ve analitik gibi dijital araçlardan yararlanıyor.

Schneider Electric olarak misyonumuzu, “Sürdürülebilirlik ve Verimlilik için müşterilerimizin dijital ortağı olmak” olarak belirledik.