Advertisement

Stokçuluk tabirin aslen ceza kanununa yabancı bir terim olduğunu belirten Keçelioğlu,

"Ceza hukuku açısından bakacak olursak bizim stokçuluk dediğimiz tabir ceza kanununa yabancı bir tabir. Bizim ceza kanunumuz stokçuluk diye bir tabiri öngörmemiş ve düzenlememiş ama bu konuya bütünüyle yabancı olduğu anlamına gelmiyor. Bizim kanunumuzun 240. Maddesi diyor ki 'Belli bir mal ve hizmeti satmaktan kaçınarak kamu için acil bir ihtiyacın ortaya çıkmasına neden olan kişi 2 yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılır' ama stokçu tabiri ceza kanunu açısından kullanılmış bir tabir değil. Ancak bizim müeyyideler sistemimize baktığımızda hukuka aykırı fillere sadece ceza kanununda karşılaşmıyoruz. Stokçu bizim yaptırım sistemimize yabancı bir kavram değil. Bunu biz perakende ticaretinin düzenlenmesi hakkındaki kanun ve bu kanuna uygun bir şekilde çıkarılan perakende ticaretin düzenlenmesi hakkındaki yönetmelik ve haksız fiyat değerlendirme yönetmeliğinde görüyoruz.

Bu haksız fiyat değerlendirme yönetmeliğinde stokçuluk tanımlanmış. Şu şekilde tanımlamış yönetmelik ‘Olağanüstü hal, afet ve ekonomik dalgalanma dönemleriyle diğer acil durumlarda üretici, tedarikçi ve perakende işletmelerin piyasada darlık yaratan ve piyasa dengesini ve serbest rekabeti bozan faaliyetleriyle tüketicinin mallara ulaşmasını engelleyen her türlü faaliyet stokçuluk olarak düzenlenmiş ama bunun içinde tabii olağanüstü hal olması afet ve ekonomik dalgalanma dönemleri ve diğer acil durumların söz konusu olması lazım bunu dışındaki yapılan faaliyetler hukuk sistemi açısından stokçuluk olarak düzenlenmemiş" dedi.

Hangi eylemin stokçuluğa gireceği ve buna kimin karar vereceği konusuna da açıklık getiren Keçelioğlu, "İhtiyacı olduğu için alıp kullananlar stokçu olarak tanımlanamaz ancak üretici tedarikçi veya perakendeciyse ve bu faaliyeti aracılığıyla yüksek kar peşindeyse veya bunun dışında sıradan ekonomik faaliyetleri dışında belli bir amaçla hareket ediyorsa bu faaliyetler stokçuluk faaliyetleri içinde kalır. Ceza kanunu bakımından bunların uygulanması, kimin stokçu olduğu veya kimin stokçuluk faaliyeti içerisinde değerlendirileceği meselesi genelde uygulamada özellikle bilirkişiler tarafından belirlenen faaliyetler olarak ortaya çıkıyor. Yeni kanun teklifinde haksız fiyat değerlendirme yönetmeliğiyle ilişkili onu temel alan kanun maddesinde bir değişiklik yapılıyor. Haksız Fiyat Değerlendirme Kurulu eğer idari para cezası verecekse onu kendi uzmanları veya gerekiyorsa yine bilirkişi incelemelerine başvurarak yapılan faaliyetin stokçuluk veya fahiş fiyat artışı faaliyeti içerisine girip girmediğini kurulun kendisi karar vermesi lazım. Eğer ceza hukuku kanunu bakımından yani hakimin savcının polisin işin içerisinde olduğu sonucunda bir hapis cezasının söz konusu olduğu bir faaliyet, bir ceza mahkemesi yargılaması söz konusuysa orada bilirkişilere başvurulacak yok eğer sadece para cezası söz konusuysa bunu kurulun kendisi karar verecek.

Stokçuluk kavramının ya da cezaların kapsamının nasıl genişletileceği ya da daraltılabileceği konusuna da değinen Keçelioğlu,

"Hapis cezası söz konusuysa bu ceza kanununda düzenlenmiş ama idari para cezası söz konusuysa o zaman kabahatler kanununda yapılacak bir değişiklikle değiştirilir. Ceza miktarını kanun belirleyecek ancak neyin fahiş fiyat artışı neyin stokçuluk olduğuna idare düzenleyici işlemleriyle karar verilebilir. Bu kapsamda tabi Cumhurbaşkanlığı kararnameleri, kararlarla ilgili yönetmelikler tebliğler ile kapsam genişletilebilir veya daraltılabilir. Bu yönden herhangi bir engel yok.

Bu cezaların artışı konusunda ilgili kanun diyor ki bu cezaları belirlerken işlenen fiilin ağırlığına, haksızlık içeriğine, işletmenin türüne, büyüklüğüne, bulunduğu sektöre, elde edilen menfaate ve kişinin daha önce bu fiili işleyip işlemediğine bakın. Bunların hepsine bakarak verilecek bir karar.

Cezaların caydırıcı olup olmadığı hususunda alt ve üst sınır içerisinde buna göre ilgili kurulun karar vermesi bekleniyor. Caydırıcılık söz konusu olduğunda cezanın miktarından daha çok müeyyidenin kurumsallaşması müesseseleşmesi deriz ona her suç işlenildiğinde kanunda öngörülen yaptırımların her seferinde herkese uygulanmasıdır esas caydırıcı olan. Dolayısıyla sadece miktar ile ilgili bir sorun değil. Müeyyidenin müesseseleşmesi ile ilgili bir sorundur caydırıcılık. Bunun değerlendirmesi yapılır müeyyideler uygulanır buna rağmen elde edilen menfaat miktarları o kadar yüksektir ki mevcut cezalar bunu karşılamaz caydırıcı olmaz bu durumda yeniden değerlendirme yapılması gerekir. Şu anda yapılan yeni kanun teklifi bu şekilde hazırlanıyor mevcut kanunlar yetersiz gördüğü için yeni cezalar hazırlanıyor" yorumunu yaptı.