Advertisement

Göç konusunda AB'den beklentilerinin sadece adil yük ve sorumluluk paylaşımından ibaret olduğunu dile getiren Erdoğan, 18 Mart Mutabakatı'nın göç yönetimine ilişkin boyutu güncellenmediği sürece bu alanda derinlikli bir iş birliğinden söz etmenin mümkün olmayacağını söyledi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Yine bu süreçte geri itme hadiselerine ve göçmenlere yönelik uluslararası hukuku ayaklar altına alan uygulamalara da son verilmesi şarttır. Özellikle basına da yansıyan Ege'deki müessif olaylarla ilgili Avrupa'dan daha vicdanlı, daha yürekli sesler yükseltmesini bekliyoruz." diye konuştu.

18 Mart Mutabakatı'nın göç alanında iş birliğinin yanında Türkiye-AB ilişkilerinde 5 alanda daha somut ilerleme sağlamayı hedeflediğine işaret eden Erdoğan, "Önümüzdeki dönemde özellikle vize serbestisi ve Gümrük Birliği'nin güncellenmesi konularında ilerleme kaydetmemiz gerekiyor. Vize serbestisi diyaloğu kapsamında kalan kriterler bakımından üzerimize düşenleri yerine getirmeye yönelik adımları zaten atıyoruz. Bu çerçevede 72 kriterden kalan 6'sının karşılanması hususunda önemli bir mesafe kat ettik." dedi.

- "Türkiye-Avrupa ilişkilerinin sabote edilmesinin önüne geçilmelidir"

Vize serbestisinin, turizm ve ticaret yanında Türkiye'nin tam üyeliği önündeki önyargıların kırılmasına da katkı sağlayacağına dikkati çeken Erdoğan, Gümrük Birliği'nin güncellenmesinin ise ortak menfaat olduğunu vurguladı. Sürecin siyasi saiklerle engellenmesinin tüm taraflara zarar verdiğini ve müzakerelerin başlatılmasının birçok konuda uzlaşmanın yolunu da açacağını belirten Erdoğan, "Avrupa Birliği'nin, 2022 yılında stratejik miyopluktan kurtularak Türkiye ile ilişkilerin geliştirilmesinde daha cesur davranmasını ümit ediyoruz. Mevcut kısır yaklaşımın, birliğin bölgesel ve küresel güç olma iddiasına zarar verdiği ve hiçbir sorunu çözmediği ortadadır. Birlik içi dayanışma bahanesinin özellikle ardına sığınılarak Türkiye-Avrupa ilişkilerinin sabote edilmesinin önüne geçilmelidir. Bunun için de bazı üyelerin Türkiye ile problemlerini birlik koridorlarında çözme çabasından vazgeçmesi gerekiyor." değerlendirmesinde bulundu.

Geçen yıl Yunanistan ile diyalog mekanizmalarının birçoğunu yeniden canlandırdıklarını ve gerilimin düşürülmesi için büyük gayret gösterdiklerini dile getiren Erdoğan, ekonomik ve ticari ilişkileri geliştirmek amacıyla pozitif gündem oluşturulması yönünde mutabık kalarak çalışmalara başladıklarını bildirdi.

İki komşu ülke olarak doğrudan ve yapıcı diyalogla aralarındaki meseleleri halledebileceklerine samimiyetle inandığını vurgulayan Erdoğan, şöyle devam etti:

"Türkiye'nin Kıbrıs meselesine ilişkin duruşu da nettir. Kıbrıs meselesinin çözümüne yönelik 50 yılı aşkın süredir devam eden müzakere süreçlerinin neden başarıya ulaşmadığı hepinizin malumudur. Rumlar, kendilerini adanın tek sahibi olarak gören, Kıbrıs Türklerini yok sayan zihniyetten bir türlü kurtulamadı. Maalesef Avrupa Birliği, körü körüne Rum tarafının sözcülüğünü yaparken aynı coğrafyanın ayrılmaz bir parçası olan Kıbrıs Türklerinin hakkını, hukukunu görmezden geldi. Sergilenen çifte standartlar artık hepimizi dünün güneşiyle bugünün çamaşırlarını kurutmaya çalışmanın zaman kaybı olduğu noktasına getirdi. Kıbrıs meselesinin, adadaki gerçekler temelinde tüm tarafların yararına olacak şekilde çözüme kavuşturulması için Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ile birlikte çaba harcamaya devam ediyoruz. Kıbrıs Türk halkının egemen eşitliğinin ve eşit uluslararası statüsünün tescil edilmesi çözümün önünü açacaktır. Böyle bir çözüm, Doğu Akdeniz'deki iş birliği ortamının gelişmesine de katkı sağlayacaktır."

Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Avrupa Birliği açısından artık samimi bir muhasebe yapma vaktinin geldiğini" söyleyerek "Şayet Avrupa Birliği çözüme gerçekten katkı yapmak istiyorsa 2004'te verdiği taahhütleri yerine getirerek Kıbrıs Türklerinin varlığını ve iradesini tanımalı, Cenevre'de sunulan çözüm önerisini değerlendirmelidir. Diğer türlüsü yeni bir oyalama, özellikle de taktik olarak görülecek, vakit ve enerji israfından başka bir anlam ifade etmeyecektir." dedi.

- "Avrupa Birliği bizim stratejik önceliğimiz olmayı sürdürüyor"

Türkiye'nin yarım asırdan fazla bir süredir Avrupa Birliği'ne üyelik için çaba harcadığını ve kendisinin 20 yıla varan Başbakanlığı ve Cumhurbaşkanlığı döneminde üyelik sürecinin tüm ve veçhelerine ayrıntılarıyla vakıf olduğunu söyleyen Erdoğan, "Bu 20 yıllık zaman diliminde Avrupa'da sayısız liderle, cumhurbaşkanıyla, başbakanla, bakanla, birlik temsilcisiyle görüştüm, konuştum. Tam üyelik yolunda attığımız adımların nasıl engellendiğini, ülkemizin nasıl bir çifte standarda maruz bırakıldığını bizzat gördüm, yaşadım. Bu tecrübeler ışığında şu gerçekleri samimiyetle ifade etmek isterim; coğrafi, tarihi ve beşeri olarak Avrupa kıtasının bir parçası olan Türkiye elbette Avrupa Birliği tam üyelik hedefine bağlıdır. Maruz kaldığımız onca adaletsizliğe rağmen Avrupa Birliği bizim stratejik önceliğimiz olmayı sürdürüyor." diye konuştu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu yönde gayret göstermeye devam ettiklerini, 2021-2023 yıllarını kapsayan Avrupa Birliğine Katılım İçin Ulusal Eylem Planı rehberliğinde çalışmalara hız verdiklerini hatırlatarak "Kabul ettiğimiz Yargı Reformu Stratejisi, İnsan Hakları Eylem Planı, Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele 4'üncü Ulusal Eylem Planı ve çıkarılan 5 yargı paketi sürece ilişkin özellikle kararlılığımızın en somut göstergeleridir. Paris İklim Anlaşması'nı onayladık ve 2053 yılına yönelik net sıfır emisyon hedefimizi ilan ettik. Avrupa Yeşil Mutabakatı Eylem Planı'mızı yürürlüğe aldık. Türkiye-Avrupa Birliği ilişkilerinin en görünür boyutlarından biri olan mali iş birliğine ve birlik programlarına katılıma da büyük önem veriyoruz." değerlendirmesinde bulundu.

Son 20 yılda Türkiye'ye tahsis edilen toplam 9,2 milyar avroluk Avrupa Birliği fonu sayesinde 900'e yakın büyük ölçekli proje gerçekleştirildiğini ve bunların hepsinin de karşılıklı yarara olan projeler olduğuna işaret eden Erdoğan, "Önümüzdeki yıllarda birliğin Türkiye'ye katılım öncesi mali yardım aracı kapsamındaki fon miktarını artırmasının da ortak menfaatimize hizmet edeceği aşikardır. Tüm bunlarla beraber yapılması gereken asıl husus, Avrupa Birliği'nin Türkiye'nin üyelik sürecine dair samimi, adil ve ahde vefalı davranmasıdır. Bunu başardığımızda üyelik sürecimize asıl ket vuran sorunların ortadan kalkacağına, ülkemizin çabalarının meyvelerini vereceğine inanıyorum." diye konuştu.

- Yakın coğrafyadaki gelişmeler

Erdoğan, yakın coğrafyada vuku bulan hadiselerin, dış politika ve güvenlik alanında iş birliğini güçlendirmenin ne kadar önemli, hatta hayati olduğuna işaret ettiğini dile getirdi. Bu kapsamda Bosna Hersek'teki siyasi krizin çözümü noktasında yoğun gayret gösterdiklerini anlatan Erdoğan, şunları kaydetti:

"Bölgenin 1990'ların olumsuz havasına dönme sinyalleri vermesinde AB'ye üyelik perspektifinin sekteye uğramasının da etkisi büyüktür. Azerbaycan'ın topraklarını işgalden azat etmesiyle Kafkasya'da yeni bir döneme girdik. Bu gelişmenin ardından Ermenistan ile normalleşme sürecini başlattık. Atılan adımların beklenen sonuçları vermesi için Ermenistan'ın bölgedeki barış fırsatını iyi değerlendirip Azerbaycan ile olumlu bir ilişki kurması önem taşıyor. Bölgemiz açısından bir diğer önemli konu da Suriye'dir. AB, Suriye meselesine sadece göç perspektifinden yaklaşmak yerine, siyasi sürecin ivme kazanması için somut gayret göstermelidir. Libya'da ise sükunetin muhafazası öncelikli hedefimiz olmalıdır. Seçimler de kalıcı istikrar ve barışa katkı sağlayacak şekilde yapılmalıdır. Bu yolda Türkiye olarak gereken desteği vermeye devam ediyoruz."

Cumhurbaşkanı Erdoğan, 3. Türkiye-Afrika Ortaklık Zirvesi'ni 16-18 Aralık 2021'de salgın şartlarına rağmen İstanbul'da başarılı bir şekilde tamamladıklarını anımsattı.

Gelecek ay AB-Afrika Zirvesi'nin yapılacağını bildiğini ve bu coğrafyada iş birliği potansiyellerinin yüksek olduğuna inandığını anlatan Erdoğan, şu değerlendirmelerde bulundu:

"Türkiye 2022 yılında da girişimci ve insani dış politikasıyla daha adil bir dünya hedefi yönünde gayretlerini sürdürecektir. Bu anlayışla müzakere eden aday ülke olarak AB ile iş birliğimizi ve diyaloğumuzu güçlendirmeye hazırız. Önyargılar veya korkular yerine uzun vadeli stratejik bir bakış açısıyla hareket edilmesi ortak menfaatimizedir. Sizlerden gerek Brüksel'e gerek başkentlerinize yapacağınız yönlendirmelerle Türkiye-AB münasebetlerinde yeni bir sayfanın açılmasına destek olmanızı özellikle bekliyorum. Bu vesileyle bir önceki dönem başkanı Slovenya'ya ilişkilerimizin geliştirilmesi yönünde harcadığı çabalar için teşekkür ediyorum. Yeni dönem başkanı Fransa'ya ve müteakip dönem başkanı Çekya'ya şimdiden başarılar diliyorum."

​​​​​​​Toplantıya Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, AK Parti Genel Başkan Yardımcıları Ömer Çelik ve Efkan Ala, TBMM AB Uyum Komisyonu Başkanı Mehmet Gülpınar, TBMM Dışişleri Komisyonu Başkanı Akif Çağatay Kılıç, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun ve Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın ile AB Türkiye Delegasyonu Başkanı Nikolaus Meyer-Landrut da katıldı.