Advertisement

Euro Bölgesi için tehlike çanları tekrar çalmaya başladı. Büyüme ve enflasyon görünümü bozulurken, bölge ülkelerinin arasındaki ilişkiler de risk oluşturuyor.

Fransa Başbakanı Manuel Valls’un geçtiğimiz hafta istifasını sunmasıyla birlikte Wyoming Jackson Hole’de Avrupa Merkez Bankası (AMB) Başkanı Mario Dragh’nin deflasyonla ilgili derin endişelerinin olduğunun ortaya çıkması, euro krizinin geri geleceğine işaret ediyor. Ancak kriz bir fırsata çevrilebilirse Euro Bölgesi piyasalarını harekete geçirecek bir başlangıç olabilir.

The New York Times’tan Anatole Kaletsky konuyu incelediği makalesinde iş adamları ve yatırımcıların kendilerine 3 temel soruyu sorduğunu aktarıyor. Bu sorular; Avrupa hükümetleri ve merkez bankaları, beklenmedik yavaşlamanın gündem değiştirmek için bir fırsat olduğunu anlayacak mı? Bir fırsat görürlerse bunu değerlendirebilecekler mi? Bunlar Avrupa’nın gerçek hâkimi Almanya Başbakanı Merkel tarafından onaylanacak mı?

Kaletsky’ye göre Avrupa’nın kendisini Japonya benzeri bir uzun süreli durgunluk ve deflasyon sürecinden kurtarma şansı bulunuyor. Aslında bu Avrupa için son şans da olabilir. Çünkü kayıp bir 10 yıl Japonya’nın aksine Avrupa’da büyük halk ayaklanmalarına sebep olabilir. Bu da Japonya’daki sosyal mutabakat, ulusal birlik ve finansal uyum gibi özellikleri bulunmayan Avrupa’yı dağılma sürecine sürükleyebilir.

Kaletsky, ikici sorunun cevabı için ise Japonya Başkanı Abe’nin ‘üç oklu’ çözümüne işaret ediyor. Bu üç ok, agresif parasal genişleme, mali gevşeme ve yapısal dönüşümden oluşuyor. AMB başkanı Draghi, bu üç adımın da Avrupa için uygun olduğunu söyledi. Ancak, Kaletsky’ye göre Draghi’nin atacağı adım hem çok geç hem de yetersiz olacak. Sadece euronun çöküşünü engelleyebilecek. Ayrıca bu tarz parasal genişleme adımları sadece vergi indirimi gibi mali gevşeme ile birlikte uygulandığında başarılı olabiliyor. Ancak böyle bir adımın Merkel’den onay alması zor görünüyor.

Kaletsky, bu noktada sorulacak nihai sorunun Merkel’in Avrupa’nın kendisini kurtarmasına izin verip vermeyeceği olduğunu vurguluyor. Kamuoyu açıklamaları dikkate alındığında ise cevabın hayır olduğunu kaydediyor. Dünyanın bütün büyük kurumları ve ülkeleri Almanya’ya genişleme baskıyı yaparken, Merkel’in ne kadar direnebileceği ise soru işareti olarak kalmaya devam ediyor.