Advertisement

TAHSİN AKÇA

MESS ile büyük beyaz eşya ve otomotiv üreticisi firmaların da aralarında olduğu 130 bin metal işçisi arasındaki 2021-2023 dönemini kapsayan toplu iş sözleşmesi görüşmelerinde kritik haftaya girildi.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) açıkladığı yıllık enflasyonun yüzde 36,2'ye ulaşması üzerine görüşmelerin başlangıcında her dönem olduğu gibi 6'şar aylık dönemler için müzakere yapılırken, geçen hafta yapılan görüşmede ilk yılın tamamı için oran üzerinden hesaplar masaya taşındı.

130 bin işçi adına toplu sözleşme görüşmelerini gerçekleştiren Türk Metal Sendikası ile MESS arasında görüşmeler bugün 18.00'den itibaren yeniden başlayacak. Gece boyunca sürmesi beklenen görüşmelerin yarın da devam etmesi ve ardından bir sonuca ulaşılması hedefleniyor.

MESS zam teklifini yükseltmişti

Geçen haftaki son görüşmede MESS teklifini yıllık bazda yüzde 50,45'e yükseltirken, Türk Metal yıllıkta yüzde 76,21 zam talebini yineledi.

MESS daha önce ilk 6 ay için, geçmişe dönük yüzde 8,8 enflasyona karşılık, yüzde 21 oranında artış teklif ederken, yılın tamamı için yapılan teklif ikinci altı ay için teklif edilen zamla toplamda yüzde 50,45'e çıktı. MESS sosyal haklar için de teklifini yüzde 19'dan yüzde 25'e yükseltti.

Türk Metal Sendikası Başkanı Pevrul Kavlak'ın sunumunda belirttiğine göre Türk Metal ise birinci 6 ay için yüzde 29,57 zam talep ediyor. Yani ilk 6 ay için brüt bin 882 lira, nette de yaklaşık bin 500 lira talep ediyor. Sendika ikinci 6 ay için de yüzde 36 zam istiyor. Bu da yaklaşık brüt 2 bin 970 lira, nette ise 2 bin 500 liraya karşılık geliyor.

6 aylık zamlar kümülatif olarak yıl bazında 4 bin 852 lira brüt, yaklaşık 3 bin 900 lira da net zam demek. Bu da yıllık bazda yüzde 76,21 oranına denk geliyor.

Bunlara ayrıca ücretlerin asgari ücret kadarının vergiden muaf olmasının getirdiği yaklaşık yüzde 7,6'lık zam ise dahil değil.

Metalde son üç toplu sözleşme nasıl sonuçlandı? (%)

Toplu sözleşme dönemi Enflasyon (6 aylık) Ücret zammı Sosyal yardım zammı
Talep Sonuç Talep Sonuç
2014-2017 3,78 14 9,78 1,21 0,91
2017-2019 3,20 38,28 24,63 2,65 1,42
2019-2021 6,05 23,97 17,12 2,31 1,37

Türk Metal, Ocak-Şubat enflasyonuna göre refah payı istiyor

Metal sektöründe toplu sözleşme dönemleri farklı ay aralıkları dikkate alınarak hesaplanıyor. Yani imzalanması beklenen toplu sözleşmede ikinci 6 ay için yüzde 36'lık zam talebinde 2021'in eylül-ekim-kasım-aralık ve 2022'nin ocak ve şubat aylarını kapsayan 6 aylık dönemdeki enflasyon dikkate alındı. Buradaki ilk 4 ayda enflasyon yüzde 21,19 gerçekleşirken, ocak ve şubat aylarında toplam enflasyon yüzde 15'in üzerinde çıkarsa 6 aylık toplamda talebin üzerinde gerçekleşmiş olacak.

Türk Metal, Ocak ve Şubat aylarındaki çıkacak enflasyona göre refah payının verilmesini talep ediyor.

Pevrul Kavlak da bunu sunumda şöyle ifade etmişti: "Bu talep ortalama bir orandır. İkinci 6 ay enflasyonu talebimiz olan yüzde 36'nın altında olursa, biz kârdayız. Refah payımızı almış olacağız. Üstünde olursa, örneğin enflasyon 38 ya da 40 oldu, biz o zaman gerçekleşen bu oranı alacağız. Yani 38 ise 38, 40 ise 40 alacağız.”

Bu akşam başlayacak kritik son tur görüşmelerde enflasyonun, kurdaki hızlı artışlar ve emtia fiyatlarındaki küresel yükselişle hızlı çıkışa geçmesi nedeniyle özellikle 2021'in son 4 ay ve 2022'nin ilk 2 ayının enflasyonu üzerinden pazarlıklar belirleyici olacak.

Geçmişte enflasyon üzeri zam yapılmıştı

Geçmiş toplu iş sözleşmelerine bakıldığında o dönemin enflasyonunun üzerinde zamla anlaşmalar sağlandığı görülüyor.

En tartışmalı ve gerilimli geçen dönem olan, 3 yılı kapsayan 2014-2017 toplu sözleşmesi, ilk 6 aylık enflasyon yüzde 3,7 gerçekleşirken, yüzde 9,7 zamda anlaşmayla sonuçlanmıştı.

Bir sonraki sözleşme dönemi ise 2 yıllık imzalanmış, bu kez ilk 6 ay enflasyon oranı yüzde 3,2 iken anlaşma yüzde 24,63'lük oranla gerçekleşmişti.

Halen yürürlükte olan 2019-2021 dönemi toplu sözleşmesi ise yüzde 6'lık ilk 6 ay enflasyonuna karşılık yüzde 17,1'lik zam anlaşması üzerine imzalanmıştı.

Altın fiyatları, ABD Hazine tahvili faizlerindeki yükselişle baskı altında kalarak düşüşünü sürdürdü. Gram altın ise küresel altın fiyatlarındaki düşüşe rağmen dolar/TL’nin yüksek seviyelerde işlem görmeye devam etmesiyle 800 TL sınırında bulunuyor.

10 yıl vadeli ABD Hazine tahvilinin faizi yıl başından bu yana 25 baz puan artarak yüzde 1.76'ya ulaşarak iki yılın zirvesine tırmandı. Tahvil faizlerindeki bu yükselişte Fed’in daha hızlı bir sıkılaşmaya gideceğine dair beklentiler ve politika yapıcıların açıklamaları etkili oldu.

St. Louis Fed Başkanı James Bullard, perşembe günü yaptığı açıklamada politika yapıcıların Mart ayında politika yapıcıların hedef faiz oranlarını yükseltebileceğini ve enflasyona karşı atılan ikinci adım olarak Fed’in bilançosunu küçültmeye başlayabileceklerini belirtti.

Goldman Sachs ise 2022 yılında Fed’in dört faiz artırımı gerçekleştirmesini bekliyor. Jan Hatzius tarafından kaleme alınan araştırma notunda ABD iş gücü piyasasındaki toparlanma ve 14-15 Aralık'ta gerçekleşen Fed toplantı tutanaklarındaki şahin sinyaller daha hızlı bir normalleşmeye işaret ettiği bildirildi.

Hatzius, "Risklerin daha öncekinden daha erken bir sürece işaret etmesi sebebiyle bilanço küçültmesine ilişkin tahminimizi Aralık'tan Temmuz'a çekiyoruz. Bu noktada enflasyon yüksek ihtimalle hedeflenenin çok üzerinde kalacak. Mart, Haziran ve Eylül aylarında görmeyi beklediğimiz faiz artırımlarına Aralık ayını da ekledik" ifadelerini kullandı.

Fed’in son toplantısına ait tutanaklarda yetkililer Omikron varyantının ekonominin toparlanma patikasını değiştirmeyeceğini fakat arz sıkıntılarının beklenenden daha hızlı sürebileceğini öngördüklerini açıklamıştı.

Ons altın fiyatı

Ons altın, 2021’in son günlerindeki yükselişten sonra geçen haftaya 1.830 dolar civarında başlamıştı. Hafta ortasına kadar inişli çıkışlı bir seyir izleyen değerli metal, haftayı yüzde 2’den fazla düşüşle kapatmıştı. Yeni haftaya da düşüşle başlayan ons altın, 1.792 dolar civarında işlem görüyor.

Gram altın fiyatı

Gram altın, geçen haftanın başında 816 TL’ye kadar tırmandıktan sonra dolar/TL’deki düşüşle 750 TL civarına kadar gerilemişti. Hafta ortasında 800 TL sınırına çıpa atan gram altın, yeni haftaya da bu seviyelere yakın bir seyirle 796 TL civarında başladı.

Çin’in döviz rezervleri Aralık ayında dolayın zayıflamasının diğer para birimlerini desteklemesiyle 6 yılın en yüksek seviyesine tırmandı. Çin’in döviz rezervleri 3,25 trilyon dolara ulaşırken, doların en çok işlem gördüğü para birimlerine karşı değerini ölçen Bloomberg Dolar Spot Endeksi Aralık ayında yüzde 0,8 geriledi.

Yıl sonuna doğru likidite ihtiyacının artmasıyla Çin Merkez Bankası bankacılık sistemine sunduğu kısa vadeli likiditeyi 2 ayın en yüksek seviyesine çıkarmıştı.

Banka, yılın son haftasında sisteme yedi günlük ters repo enstrümanıyla nette 190 milyar yuan (29,5 milyar dolar) likidite sunmuştu.

Ülkede kısa vadeli borçlanma maliyetlerine ilişkin göstergelerin yükselmesiyle bankalar arası piyasada likidite sıkışıklığı sinyalleri gelmişti. Çin Merkez Bankası bu sinyaller üzerine adım attı.

Bloomberg Intelligence Analisti Tomasz Noetzel, Türkiye’deki en büyük özel bankalar olan İş Bankası, Yapı Kredi, Garanti ve Akbank’ın 21 Ocak’a kadar döviz varlıklarının yüzde 10’unu Türk lirasına çevirmedikleri takdirde yeni zorunlu karşılık düzenlemesinden dolayı komisyon ödeyeceklerini ve bunun vergi öncesi kârlarını etkileyeceğini belirtti.

Dört özel bankanın döviz cinsi mevduatlarının toplamının 104 milyar dolar olduğuna dikkat çeken Noetzel, bunun toplam mevduatlarının yüzde 60’ını oluşturduğunu söyledi. Noetzel, bunun yüzde 10’unun 21 Ocak’a ve toplamda yüzde 20’sinin ise 18 Mart’a kadar Türk lirasına çevrilmediği takdirde bankaların yüzde 1,5 zorunlu karşılık komisyonu ödemek zorunda kalacağını söyledi.

Üçüncü çeyrek finansalları dikkate alındığında, bu çevirim yapılmadığı takdirde İş Bankası’nın vergi öncesi kârının yüzde 9’unun risk altında olduğunu vurgulayan Noetzel, geri kalan üç özel bankanın da vergi öncesi kârlarında yüzde 5-6’lık bir düşüş riskiyle karşı karşıya olduklarını dile getirdi.

TL mevduatta bankalara zorunlu karşılık teşviki

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası, döviz mevduattan ve döviz cinsi katılım fonu hesaplarından, vadeli TL mevduata ve katılma hesaplarına dönüşen tutarlara zorunlu karşılık teşviki uygulayacağını açıklamıştı.

TCMB nezdindeki zorunlu karşılık ve ihbarlı döviz mevduat hesaplarında döviz olarak tutulan tutarlarla ilgili olarak şu açıklamaya yer verilmişti:

“ABD doları olarak tutulan döviz tutarlarının ABD doları cinsinden mevduat/katılım fonu (yurt dışı bankalar mevduatı/katılım fonu hariç) yükümlülükleri için tutulması gereken tutara kadar olan kısmı üzerinden yıllık 0,015 (yüzde 1,5) oranında komisyon alınmasına,

Euro ve ABD doları olarak tutulan döviz tutarlarının ABD doları dışındaki dövizler cinsinden mevduat/katılım fonu (yurt dışı bankalar mevduatı/katılım fonu hariç) yükümlülükleri için tutulması gereken tutara kadar olan kısmı üzerinden yıllık 0,015 (yüzde 1,5) oranında komisyon alınmasına,

2021/14 sayılı Türk Lirası Mevduat ve Katılma Hesaplarına Dönüşümün Desteklenmesi Hakkında Tebliğ kapsamında, 20/12/2021 tarihi itibarıyla mevcut olan ABD doları, Euro ve İngiliz Sterlini cinsinden döviz tevdiat hesapları ve döviz cinsinden katılım fonu hesaplarından vadeli Türk lirası mevduat ve katılma hesabına dönüşüm oranı 21/1/2022 yükümlülük tarihi itibarıyla yüzde 10,00 seviyesine ve 18/3/2022 yükümlülük tarihi itibarıyla yüzde 20,00 seviyesine ulaşan bankalara 2022 yılı sonuna kadar söz konusu komisyonların uygulanmamasına,

Söz konusu komisyonların zorunlu karşılık tesis dönemine ilişkin ortalama bakiyeler üzerinden hesaplanmasına, tahakkukunun üç ayda bir Mart, Haziran, Eylül, Aralık ayları sonunda gerçekleştirilmesine ve üç aylık dönemi izleyen ilk iş gününde tahsil edilmesine karar verilmiştir. Söz konusu değişiklikler 7/1/2022 tarihinde tesisi başlayacak olan 24/12/2021 tarihli yükümlülük döneminden itibaren geçerli olacaktır.”

Söz konusu değişiklikler 7 Ocak 2022 tarihinde tesisi başlayacak olan 24 Aralık 2021 tarihli yükümlülük döneminden itibaren geçerli olacak.

İRFAN DONAT

Kredi Kayıt Bürosu (KKB), 28 ilde “fiili” ve “aktif” olarak tarımsal üretim yapan 1.066 çiftçi ile “Tarımsal Görünüm Saha Araştırması” gerçekleştirdi.

Son 3 yıldır düzenli olarak yayınlanan saha araştırmasına göre, çiftçilerin tarımdan elde ettikleri gelire yönelik memnuniyet seviyesi her yıl azalıyor.

Araştırmada, çiftçilerin tarımsal gelirlerinden memnun olup olmadığı soruluyor. 2019 yılında yüzde 36 olan “toplam memnun olan” grup 2020’de yüzde 31’e inerken, 2021 yılında ise keskin bir düşüşle yüzde 19’a kadar gerilemiş gözüküyor. Bir başka deyişle, her 5 çiftçiden sadece 1 tanesi gelirinden memnun gözüküyor.

“Toplam memnun olmayan” grup oranı ise 2019’da yüzde 35 iken 2020 yılında yüzde 40’a çıkmış ve 2021 itibariyle de yüzde 56’ya yükselmiş durumda. Kararsız olarak da nitelenebilecek “Ne memnun ne de değilim” diyen orta derece memnun grubun oranı ise 2019’da yüzde 30 iken 2020 yılında yüzde 29’a inerken, 2021’de yüzde 25’e gerilemiş durumda. Son 3 yılda 5 puan “memnun olmayanlar” tarafına geçmiş gözüküyor.

Anketteki diğer sorulara verilen yanıtlar, artan memnuniyetsizliğin temel sebeplerini ortaya koyuyor.

En büyük sorun girdi maliyeti

Çiftçilere, “Bu yıl üretim yaparken en çok karşılaştığınız üç sorun nedir?” diye sorulduğunda ilk sırada yüzde 96 ile “Girdi pahalılığı” cevabı geliyor.

2020 yılında olduğu gibi 2021’de de ikinci sıraya yerleşen “İklim problemleri”nin 2019’daki oranı yüzde 26 iken 2020’de yüzde 50’ye çıktıktan sonra 2021 yılında yüzde yüzde 70’e yükselmiş olması dikkat çekiyor.

Çiftçiler, yüzde 47 oran ile üçüncü büyük sorun olarak “Sulama suyundaki yetersizliği” gösteriyor. Yer altı ve yer üstü suyundaki azalma, çiftçinin iklim değişikliğine bağlı olarak her geçen sezon artan bir riski aslında. Zaten geçen yılki anket ile karşılaştırıldığında 2021’de kurak iklim ve sulama suyu problemlerinde ciddi artış gözleniyor.

Bu sorunları, “tarımsal hastalık ve zararlılar”, “işçi bulamama”, “kaliteli/ucuz işgücü bulamama”, “yüksek arazi kiraları” ve “pandemi“ takip ediyor.

Hasat sonrası problemler

Çiftçilerin ‘üretim sonrası’ karşılaştıkları problemlerde ise “fiyat”, “alıcı”, “tahsilat” ve “depolama” sıkıntıları öne çıkıyor.

Çiftçilere hasattan sonra, yani satış-pazarlama aşamasındaki en önemli sorunları sorulduğunda yüzde 87 ile “beklenilenden daha düşük satış fiyatı” cevabı ilk sırada yer alıyor.

Fakat en azından söz konusu oran 2020’ye göre daha da yukarılara tırmanmamış gözüküyor. KKB, burada şu önemli tespiti de paylaşıyor: “Çiftçinin satış fiyatı sorunu mutlaka “girdi pahalılığı” sorunu ile birlikte ele alınmalı ve çiftçinin asıl kaygısının “kârlılık” olduğu iyi anlaşılmalıdır. Girdi ve çıktı fiyatları meselesi her ne kadar iki farklı aşamada ele alınıyor gözükse de çiftçiliğin sürdürülebilirliği noktasında aynı amaca (kârlılığa) hizmet eden faktörlerdir.”

Üretim sonrasındaki diğer sorunlar ise yüzde 19 ile “alıcı bulmak zor/rekabet azlığı”, yüzde 18 ile “alıcıya güvensizlik” ve yüzde 7 ile “tahsilatın gecikmesi” olarak öne çıkıyor.

Bu oranlar son 2 yıldır çiftçi lehine geriliyor ve burada pandemi faktörünü es geçmemek lazım. Zira Covid-19 sürecinde tarımın önemi çok daha net anlaşıldı.

Bu arada ankete katılan çiftçilerin yüzde 31’i pazarlama aşamasında “herhangi bir sorun yaşamıyorum” cevabı veriyor.

Çiftçinin kârlılık sorunu

KKB’nin araştırmasında yer alan bir diğer önemli tespit de şöyle: “Pandemide tarımsal ürün fiyatlarının beklenenden çok artmasına rağmen, çiftçilerin fiyatları hâlâ düşük bulması “girdi pahalılığı” sorunu ile birlikte ele alınmalıdır.

2015 yılını baz kabul ederek TÜİK’in açıkladığı Tarım-ÜFE endeksi (çiftçinin satış fiyatı) ve Yurt İçi-ÜFE endeksi (girdi fiyatları) üzerinde yapılan karşılaştırmalı bir analizde bu iki endeksteki makasın çiftçi satış fiyatı aleyhine 1,6 kata ulaştığı görülmüştür. Dolayısıyla çiftçinin asıl probleminin “kârlılık” olduğu anlaşılmaktadır.”

Sözleşmeli üretimde memnuniyet erozyonu

Tarım Bakanlığının her fırsatta gündeme getirdiği ve yaygınlaştırmayı hedeflediği sözleşmeli üretim modelinde çiftçi memnuniyeti erozyona uğruyor.

En azından anket sonuçları bize bu yorumu yaptırıyor. Zira araştırmaya katılan her 10 çiftçiden 2’si (%22) sözleşmeli tarımsal üretimde bulunuyor ve bu çiftçilerin yüzde 57’si sözleşmeli üretimden memnun gözüküyor. Ancak memnuniyet oranında geçen yıla göre (%81) ciddi bir düşüş söz konusu. Sözleşmeli üretilen ürünlerde yasa gereği sözleşmenin zorunlu olduğu şeker pancarı (%49) başı çekiyor, bunu domates, buğday ve mısır takip ediyor.

Peki sözleşmeli üretimde memnuniyetsizlik neden artıyor?

Bizim tahminimize göre, temel sebep sözleşmeli üretim modelinin sağlıklı işlememesi sonucu yaşanan mağduriyetler ile ortaya çıkan gelir kaybı…

Kırsalda teknolojiye adaptasyon artıyor

Tarımda teknoloji kullanımı her geçen gün artıyor. Anket sonuçlarına göre, çiftçilerde akıllı cep telefonu sahipliği oranı yüzde 80 seviyesinde. PC ve tablet sahibi olan çiftçi sayısı artıyor. Araştırmalara göre, çiftçilerin yüzde 23’ü PC ve yüzde 5’i tablet sahibi.

Çiftçilerin sadece yüzde 23’ü internet kullanmadığını söylüyor. Çiftçilerin kullandığı dijital bilgi servislerinde “meteorolojik bilgi ve uyarı servisleri” (%59), “tarımsal haberler” (%45), “ürünler ve üretim teknikleri hakkında bilgiler” (%37), “ürün fiyatları” (%34) başı çekiyor. Geçen yıl yüzde 3 olan çiftçinin “internette/sosyal medyada ürün tanıtma/pazarlama” oranı bu yıl yüzde 15’e yükselmiş durumda. Bu önemli artışı COVID-19 pandemisinin tetiklediği tahmin ediliyor.

Çiftçinin iklim değişikliği ile imtihanı

Küresel iklim değişikliğinden en fazla etkilenen sektörlerin başında gelen tarım sektörü açısından sigortanın önemi Türkiye’de her geçen gün daha net anlaşılıyor. Ancak çiftçilerden yüzde 57’si son 3 yıl içinde hiç TARSİM tarım sigortası yaptırmadığını belirtiyor. Geri kalan yüzde 43’ü en az bir kere sigorta yaptırdığını ifade ediyor. Sigorta yaptırmayan çiftçilere gerekçeleri sorulduğunda ise yüzde 33’ü TARSİM’i pahalı bulurken, yüzde 26’sı “gereksiz” bulduğunu söylüyor. Çiftçilerin yüzde 20’si ise hasar olduğunda “eksik ödeme / ödememe” nedeniyle sigorta yaptırmadığını belirtiyor.

Ankette öne çıkan ilginç veriler

*** Görüşülen çiftçi hane halklarının (ailenin diğer üyeleri dâhil) yüzde 41’inin tarımdan başka gelir getirici faaliyeti bulunmuyor. Geri kalan yüzde 59’unun hanesine ise tarımsal gelire ilave olarak emekli aylığı, diğer işlerden düzenli ücret/maaş, esnaf/tüccarlık gibi gelirler giriyor.

*** Ankette, ürün tipi ayırt edilmeksizin çiftçilere “ürününüzü kime satıyorsunuz?” diye sorulduğunda yüzde 75 ile “tüccarlar” en başta geliyor.

*** Çiftçilerin yüzde 58’i ürünlerini peşin, yüzde 36’sı kısmen peşin kısmen vadeli ve yüzde 7’si tamamını vadeli şekilde satıyor.

*** Vadeli satışlarda çiftçilerin yüzde 34’ü alacaklarına karşı alıcıdan herhangi bir belge almadıklarını belirtiyor.

*** Çiftçilerin yüzde 41’i son 3 yıl içerisinde “hiç borçlanma yapmadığını” belirtiyor. r. Buna karşın bankadan kredi kullananlar tüm çiftçilerin yüzde 49’unu, Tarım Kredi Kooperatifi’nden kredi kullananlar ise yüzde 25’ini oluşturuyor. Girdi satıcılarından vadeli alım yaparak üretimini finanse edenlerin oranı da 2021’de önemli oranda artarak yüzde 25’e ulaşmış durumda.

ABD'de enflasyona ilişkin uyarılar gelmeye devam ediyor.

Son olarak duayen yatırımcı Mark Mobius, enflasyon risklerinin yeteri kadar fiyatlanmadığını ve ABD tahvil getirilerinin daha da yükselebileceğini söyledi.

Bloomberg'e konuşan Mobius geçen yıl ABD'deki para arzının yüzde 30 arttığını, bu durumda enflasyonun yukarı gitmesinin beklenmesi gerektiğini belirtti.

Getirilerin yükselmesiyle teknoloji şirketlerinin değerlerinin düşeceğini ifade eden Mobius, gelir sağlayan ve temettü veren şirketlerin pozitif ayrışacağını öngördü.

Mobius; yazılım, donanım, tıbbi hizmetler ve bazı tüketici şirketlerinin hisseleriyle ilgilendiğini söyledi.

Ülke bazında Hindistan ve Tayvan için iyimser bir pozisyonu olduğunu belirten Mobius, Türkiye ve Güney Afrika'da da yatırımları olduğunu ekledi.

Eski Hazine Bakanı da uyarmıştı

ABD'de enflasyon tartışmaları devam ederken eski Hazine Bakanı Lawrence Summers enflasyonla ilgili yeni uyarılarda bulundu.

Summers, Bloomberg yayınında Fed'in şahin söylemi ve ABD tahvillerinde görülen satış dalgasından sonra bile para politikası yetkililerinin ve yatırımcıların enflasyonu düşürmek için gerekli unsurları yanlış değerlendirdiğini söyledi.

Summers, "Kanımca, Fed ve piyasalar hâlâ enflasyonu düşürmek için neyin gerekli olduğunu bilmiyorlar" ifadelerini kullandı. Summers Fed'in ve piyasaların faizi yüzde 2,5 seviyesinin üzerine çıkarmadan enflasyonla mücadele edebileceğine inandıklarını söyledi.