Advertisement

Koronavirüs salgını ile başarılı mücadelemiz hem ülke içinde hem ülke dışında Türkiye’ye karşı olumlu bir yeni algı yaratacaktır!

Güneydoğu Asya’dan dünyaya yayılan bu yeni koronavirüsün küresel ekonomiyi oldukça olumsuz etkilediği söyleyebiliriz. ABD’den sonra dünyanın en büyük ikinci ekonomisi Çin’de yaşanan gelişmeler dolayısıyla küresel ekonomiyi etkiledi. 2019 da küresel ekonomi açısından zor bir yıldı. 2020’de ortaya çıkan bu virüs zaten olumsuz olan küresel ekonomiyi çok daha olumsuzlaştırdı. ABD’de virüsün yayılımı hala oldukça olumsuz bir seyirde. Toplam vaka sayıları açısından baktığımızda ABD birinci sıradayken takip eden altı ülke sırasıyla İspanya, İtalya, İngiltere, Rusya, Fransa ve Almanya. Türkiye, Almanya’dan sonra en fazla vaka görülen ülke. IMF’nin değerlendirmesine göre pandemi krizinden kaynaklanacak 2020-2021 yılı küresel gayri safi yurt içi hasıla kaybının 9 trilyon dolar civarında olması muhtemel. Dünya Ticaret Örgütü tarafından yapılan bir öngörüye göre ise dünya ticareti, COVID-19 salgını nedeniyle 2020'de %13 ile %32 arasında gerileyecek. Salgın, maalesef küresel ekonomiyi daraltacak ve daralttığını an be an gözlemlemekteyiz.

Küresel salgının ekonomik etkilerinin yanı sıra birçok sosyal etkileri de olacağı açık. Yeni iş modelleri ve yeni çalışma pratiklerinin ortaya çıkacağını söylemek mümkün görünüyor. Esnek çalışma uygulamaları ve dijitalleşmenin çalışma hayatımıza daha çok gireceği mutlak. Sosyal mesafe de artık hayatımızın bir parçası olacaktır. İnsan sağlığının merkezde olduğu yeni bir küresel bilinç, toplumsal olarak yaşama davranışlarından işletme pratiklerine kadar birçok şeyi yeniden revize etmemize veya yeniden ortaya koymamıza vesile olacak gibi görünüyor.

Türkiye açısından değerlendirdiğimizde ise, maalesef geçen iki sene boyunca ekonomik açıdan bazı sorunlar söz konusuydu. Virüs, ekonomik olumsuzluklardan kurtulmaya başlama ümidi taşıdığımız 2020’nin başında hem dünya hem de ülkemiz gündemine oturdu ve 2020’ye olan ekonomik açıdan olumlu inancımızı maalesef çok olumsuz etkilemekte. Özellikle hizmet sektörü virüsün olumsuz etkilediği ilk sektör grubu oldu. Kişisel bakım, ulaşım, konaklama ve yiyecek içecek sektörlerinin kısıtlamaların etkisiyle en çok olumsuz etkilenen sektörler grubu olduğu ifade edilebilir. Ekonomik durumu değerlendirmek için başvurulan bazı istatistikler de salgının olumsuzluklarını ortaya koymaktadır. Örneğin, sanayi üretiminin başlıca göstergelerinden biri olan İSO Türkiye İmalat Satın Alma Yöneticileri Endeksi, Mart’ta 48,1 olarak ölçülmüşken Nisan’da 33,4’e gerileyerek üretim sektöründeki önemli bir daralmaya işaret etmekte. İmalat sanayi genelinde kapasite kullanımı PMI endeksini teyit etmekte. İmalat sanayi kapasite kullanım oranı, Mart’a göre 13,7 puan azalarak Nisan’da %61,6 seviyesinde gerçekleşti. Mart’ta ihracat da %17,8 azaldı. Yine TÜİK istatistiklerinden gördüğümüz üzere, 2020’nin ilk çeyreğinde turizm gelirleri geçen yılın ilk çeyreğine göre %11,4 azaldı. Turizm sektörü hem ülkemiz için hem de ilimiz Muğla için amiral gemisi niteliğinde olduğu için oldukça kaygılıyız.

Bütün bu olumsuzluklara karşın virüsün etkilerini azaltma konusunda sayın valimiz Esengül Civelek başkanlığında Muğla’nın ve ülkemizin oldukça başarılı bir sınav verdiğini söylememiz gerekir. 10 Mart’ta resmi olarak açıklanan ilk vakanın ardından, Türkiye hızlı bir şekilde virüs ile mücadele önlemlerini uygulamaya sokmuştu. Bunun sonucu olarak, virüsün Türkiye’de iki ay içerisinde artış hızının kesilmesi ve normale dönüş süreci takviminin açıklanmaya başlaması gerçekleşti. Sağlık Bakanımızın açıkladığı üzere yoğun bakıma ve solunum cihazına ihtiyaç duyan hasta sayısının azalması oldukça olumlu bir gelişme. Ayrıca ekonomik tedbirler kapsamında 100 milyar TL’lik bir destek paketi açıklandı. Daha sonra salgınla mücadele kapsamında atılan adımların toplam tutarının 200 milyar TL’ye ulaştığını bildirdi. Kısa çalışma ödeneği desteği, ihtiyaç duyan işletmelerin kullanması için kredi kaynaklarının artırılması ve beyannamelere ilişkin borç ertelemeleri ile salgının yarattığı ekonomik zorluğun hafifletilmesi hedeflendi.

Türkiye’nin salgınla ilgili başarılı mücadelesinin, salgın sonrasında ortaya çıkması öngörülen talep artışından işletmelerin yararlanma olasılığını artırmasını beklemekteyim. Bu süreçte insanlar hem kendilerini hem de harcamalarını kısıtlamak zorunda kaldı. Salgın sonrasında insanların eski rutinlerini gerçekleştirmek, evde kalmanın yarattığı psikolojiden kurtulmak için daha fazla dış dünyaya zaman ayırmak ve serbest zaman faaliyetlerini daha fazla dışarıda organize etmek gibi belli bir eğilim içinde olacaklarını bekleyebiliriz. Bu da salgın sonrası dönemde tüketimi arttıracak ve talep oluşmasına neden olacaktır. İşletmelerimizin bu talep artışı dönemine hazır olmaları gerekmektedir. Yaklaşık 82 milyonluk nüfusun yine yaklaşık 71 milyonluk kısmı 60 yaş altıdır. Birçok gelişmiş ülkeyle kıyaslandığında Türkiye görece genç nüfusa sahiptir. Bu nedenle pandemi sonrasında yaşam pratikleri kısıtlanan genç nüfusun tekrar hızlı bir şekilde eski rutinlere daha hevesli bir şekilde döneceği beklenebilir.

Ayrıca Batılı işletmelerin küresel tedarik zincirinde sadece Çin’e veya tek bir ülkeye güvenmelerinin sorgulanacağı bir deneyim yaşandığını da söylememiz gerekir. Pandemiyle birlikte Çin’deki üretimin kısıtlanması, kaynak bağımlılığı ilişkisi açısından tek bir kaynak sağlayıcıya güvenmenin riskini bir kez daha gösterdi. Pandemi sonrasında Batılı işletmelerin kaynak tedariki alternatiflerini çeşitlendirmeleri beklenebilir. Böyle bir durumda, ülkemiz önemli tedarik sağlayıcı adayların başında gelmektedir.

Türkiye, salgın ile mücadele bütün dünyaya Türkiye’nin sağlık alanında çok önemli bir alt yapısı olduğunu gösterdi. Ülkemizin fedakar sağlık çalışanları bu süreçte kesinlikle kahramanlaştılar. Bunun yanında başta Odalar Borsalar Birliği başkanımız sayın M. Rifat Hisarcıklıoğlu olmak üzere, İçişleri, Ticaret, Sağlık ve Milli Eğitim Bakanlarımız ve tüm kamu çalışanlarının yeni duruma adapte olabilme konusundaki esnekliğini ve başarısını da gözlemledik. Ülkemiz içerisinde tedarik zinciri alt yapısının oldukça sağlam temeli olduğunu da anladık. Bunun yanında, salgınla mücadele konusunda milletimizin ne kadar özverili olduğunu ve ortak bir amaç etrafında nasıl toplanabildiğini de bir kez daha gördük. Bazı acil sağlık ürünlerinin üretilmesi konusunda da işletmelerimizin ne kadar yetkin ve etkin olabildiğini anladık. Şimdiye kadar ülke olarak göstermiş olduğumuz başarının, salgın sonrasında kazananlar tarafında olmamızı sağlayacağını umduğum bir rüşt ispat etme olanağı sağladığını düşünmekteyim. Her ne kadar gelişmekte olan ülkeler kategorisinde olsak da, Türkiye’nin, pandemi ile mücadele konusunda gelişmiş ülkelerden beklenen standartta bir çabayı ve başarıyı gösterdiği apaçık ortadadır. Bunun da hem vatandaşlarının ülkelerine hem de dış ülkelerin Türkiye’ye olan güvenini arttırmasını sağlayacağı umulabilir. Pandemi ile her alanda başarılı mücadelenin ülkemize ilişkin yeni bir olumlu algının inşasını sağlaması beklenebilir. Pandemi sonrasında da avantajlı başladığımız bu mücadele başarılı bir şekilde sürdürülmeli ve kazanımlar sağlamak için hepimiz bir olmalıyız. Üstümüze düşen görevleri layıkıyla yerine getirmeliyiz.

Mustafa ERCAN

Muğla TSO Başkanı