Bloomberght
SON DAKİKA
HABERLER

Son 55 yılda sulak alanların yüzde 22'sini yok ettik

  • 1970'ten bu yana dünya genelindeki sulak alanların en az yüzde 22'si kaybedildi. Dünyadaki kara yüzeyinin yaklaşık yüzde 6'sını kapsayan sulak alanlar, bitki ve hayvan türlerinin yüzde 40'ına da yaşam alanı sunuyor.

02 Şubat 2026, 10:31
Güncelleme : 02 Şubat 2026, 11:12

Ekosistemin en kritik parçasılarından biri olan sulak alanlar küresel ölçekte tehdit altında.

Dünya genelinde her yıl yaklaşık 39 trilyon dolar değerinde fayda sağlanan sulak alanlarda yıllık ortalama yüzde 0,52 kayıp yaşanıyor.

Sulak alanlarla ilgili farkındalığı artırmak amacıyla 2 Şubat "Dünya Sulak Alanlar Günü" ilan edildi ancak bu konuda beklenen farkındalık oluşabilmiş değil.

1997'den bu yana kutlanan gün, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulunun 30 Ağustos 2021 tarihli kararıyla "Dünya Sulak Alanlar Günü" olarak ilan edildi ve artık kutlamak bir yana tehlikeye dikkat çekme amaçlı bir farkındalık gününe dönüştü.

"Ramsar Sözleşmesi" olarak anılan "Sulak Alanların Korunması Sözleşmesi", İran'ın Ramsar kentinde 2 Şubat 1971'de imzalanarak 1975'te yürürlüğe girdi.

Sözleşme, 172 taraf ülkeyi sulak alanları koruyup akılcı yönetimini sağlamakla yükümlü kılıyor.

Sözleşmeye taraf ülkelerdeki her türden kıyı ve iç sulak bölgeler, "Ramsar alanı" olarak adlandırılıyor. Dünya genelinde 2 bin 500'den fazla "Ramsar alanı" bulunuyor ve 2,5 milyon kilometrekareyi kapsıyor.

Avustralya'daki Cobourg Yarımadası, 1974'te dünyanın "ilk sulak alanı" olarak belirlendi.

Brezilya, 267 bin kilometrekareyle sözleşme kapsamında koruma altındaki en geniş sulak alanlara sahipken Bolivya da yaklaşık 148 bin kilometrekareyle ikinci sırada yer alıyor.

Ramsar listesindeki Kanada, Çad, Kongo ve Rusya Federasyonu gibi ülkeler de 100 bin kilometrekarenin üzerinde sulak alan yüz ölçümüne sahip ülkelerin arasında bulunuyor.

Sözleşmeye 1994'te taraf olan Türkiye ise 14 "Ramsar alanına" sahip.

Sulak alan kayıpları sürüyor

"Dünya Sulak Alanlar Günü" dolayısıyla yayımlanan Ramsar raporunda yer verilen değerlendirmelere göre, 1970'ten bu yana dünya genelindeki sulak alanların en az yüzde 22'si kaybedildi.

Sulak alan kayıplarının başlıca nedenleri arasında tarım alanlarının genişletilmesi, plansız kentleşme, sanayi faaliyetleri, baraj ve yol yapımı ile iklim değişikliği gibi etkenler sayılıyor.

Raporda sulak alanların değerinin belirlenmesi, korunması, restore edilmesi ve finansmanının sağlanması konusunda tavsiyede bulunuldu.

Sulak alanların ekolojik ve ekonomik değerlerinin yeterince dikkate alınmadığı vurgulanan raporda, bu ekosistemlerin korunması ve bozulmuş sulak alanların restoresi için daha güçlü politikalara ihtiyaç duyulduğuna işaret edildi.

Bu kapsamda söz konusu değerlerin karar alma süreçlerine tam entegresi, finansman mekanizmalarının güçlendirilmesi, restorasyon projelerinin yaygınlaştırılması gibi eylem yollarına başvurulması önerildi.

Raporda, bu alanların su güvenliği, biyolojik çeşitlilik ve iklim değişikliğiyle mücadele açısından kritik rol oynadığına işaret edilerek, mevcut kayıpların devamı halinde küresel düzeyde ekonomik ve toplumsal maliyetlerin artacağı uyarısında bulunuldu.

Sulak alanların yok olmasının içme suyu kaynakları, balıkçılık, tarımsal üretim ve doğal afetlere karşı direnç üzerinde doğrudan etkili olduğu belirtilen raporda, bunun sel ve kuraklık riskini de artırdığının altı çizildi.

Raporda, sulak alanların dünya genelinde yıllık yaklaşık 39 trilyon dolar değerinde fayda sağladığı ve bu değerin, iklim düzenleme, su filtrasyonu, sel koruması, gıda ve geçim kaynakları gibi hizmetleri içerdiği kaydedildi.

Sulak alanların yılda ortalama yüzde 0,52'sinin kaybedildiğine işaret edilen raporda, bu durumun sürmesi halinde 2050 yılına kadar dünya genelindeki sulak alanların yüzde 20'sinin daha yok olabileceğinin öngörüldüğü bildirildi.

Raporda ayrıca, mevcut sulak alanların yaklaşık yüzde 25'inin ekolojik açıdan kötü durumda olduğu ifade edildi.

Sulak alanların kritik rolü

Dünyadaki kara yüzeyinin yaklaşık yüzde 6'sını kapsayan sulak alanlar, bitki ve hayvan türlerinin yüzde 40'ına da yaşam alanı sunuyor.

Sulak alanlar, sel ve kuraklık riskini azaltıcı tampon işlevi görmesinin yanı sıra yüksek karbon tutma kapasiteleri sayesinde iklim değişikliğiyle mücadelede de önemli rol oynuyor.

Bu ekosistemlerin korunmasının gıda güvenliği ve biyolojik çeşitliliğin sürdürülmesi açısından kritik öneme sahip olduğunu vurgulayan uzmanlar, bu alanlara yatırım yapmanın, "ortak geleceğe yatırım" anlamına geldiğini ifade ediyor.

Türkiye'de de kayıp büyük

Türkiye'de son 60 yılda kaybedilen sulak alanların yaklaşık 1,5 Marmara Denizi büyüklüğüne ulaştığı, sulak alan kayıplarının kuraklık riskini artırdığı, biyoçeşitliliği zayıflattığını ve iklim değişikliğiyle mücadeleyi sekteye uğrattı bildirildi.

Doğa Derneği Koruma Programı Koordinatörü Şafak Arslan, sulak alanların kaybından sonra kuraklık riski daha belirgin hale geldiğine işaret ederek, "Oysa bu alanların korunduğu ve alanlarını genişlettiği bölgelerde kuraklıkla doğal bir denge kurulabiliyor. Kuraklık riski sulak alan kaybıyla doğrudan bağlantılı" dedi.

Türkiye genelinde sulak alanlara ilişkin kapsamlı bir sayısal veri bulunmadığına dikkati çeken Arslan, dünya genelinde 1900’lerden bu yana sulak alanların yaklaşık yüzde 50’sinin yok olduğunu, Akdeniz Havzası’nda ise bu oranın yüzde 56’ya ulaştığını vurguladı.

Son yıllarda kayıpların hızlandığının altını çizen Arslan, "Son 60 yılda kaybedilen sulak alanların yüzölçümü 2 milyon hektara, yani yaklaşık 1,5 Marmara Denizi büyüklüğüne ulaştı. Anadolu’nun iç kesimlerinde yer alan Konya Kapalı Havzası’nın sulak alanları, Tuz Gölü ve göller yöresindeki birçok sulak alan tamamen kurudu ya da ciddi oranda küçüldü." değerlendirmesini yaptı.

Arslan, sulak alan kayıplarının temel nedeninin tarımsal sulama kaynaklı olduğuna, kullanılabilir suyun yaklaşık yüzde 80’inin tarımsal sulamada harcandığına işaret etti.

Vahşi sulama yöntemleri ve bölgeye uyumlu olmayan ürün desenlerinin sulak alanlarını hızla yok ettiğini ifade eden Arslan, iklim değişikliğinin bu süreci hızlandıran bir faktör olduğunu kaydetti.

Sulak alanların yalnızca korunmasının artık yeterli olmadığını, restorasyon çalışmalarının zorunlu hale geldiğini dile getiren Arslan, "Sulak alanların eski haline döndürülmesi gerekiyor. Kadim ve geleneksel bilginin yeniden sahaya yansıtılması bu nedenle çok önemli." dedi.

Yeraltı sularının plansız ve yasa dışı şekilde çekilmesinin de sulak alanlar üzerindeki baskıyı artırdığını aktaran Arslan, bu durumun yüzey sularının beslenmesini engellediğini, obruk oluşumlarına ve kalıcı çevresel hasarlara yol açtığını ifade etti.

Arslan, sulak alanların yalnızca göllerden oluşmadığını, kıyı deltaları, iç su gölleri, tuzlu ve tatlı göller, ıslak çayırlar, nehir sistemleri ve taşkın alanlarının da sulak alan ekosistemleri içinde yer aldığını kaydetti.

Bu alanların çok zengin bir biyoçeşitliliğe sahip olduğunu, su kuşları, yusufçuklar ve kız böcekleri gibi hassas ve gösterge türlerin bu alanlara bağımlı yaşadığını, endemik ve nadir bitki türlerinin de sulak alanlarda yayılış gösterdiğini belirten Arslan, bir sulak alanın kuruması ya da yapısının bozulmasının, beslenme, barınma ve su ihtiyacını karşılayamayan türlerin alanı terk etmesine veya yok olmasına neden olduğunu, bunun ekosistemdeki tüm zinciri etkilediğini dile getirdi.

"Göçmen kuşlar için hayati önemde"

Sulak alanların göçmen kuşlar açısından da kritik öneme sahip olduğunu söyleyen Arslan, özellikle kış aylarında Türkiye’yi kullanan ördekler, kazlar, kuğular ve diğer su kuşlarının bu alanlara bağımlı olduğunu belirtti.

Arslan, göç rotaları üzerindeki sulak alanların kaybolmasının kuşların yönlerini şaşırmasına neden olduğunu aktararak, "Alternatif alanlar arasındaki mesafe uzunsa beslenme yetersizliği ortaya çıkıyor ve bu durum birey kayıplarına kadar gidebiliyor. Bunun için sulak alanlar göçmen kuşlar için hayati önemde" diye konuştu.