Advertisement

COVİD-19 salgını nedeniyle küresel düzeyde ve çok boyutlu bir direnç testinden geçiyoruz. Dünya genelinde şimdiye kadar milyonlarca kişiyi etkileyen ve binlercesinin hayatına mal olan bu virüs, toplum sağlığı üzerinde oluşturduğu tehdidin ötesinde, ekonomik ve sosyal hayatı da durma noktasına getirdi. Makroekonomik göstergeler ve büyüme senaryoları dünya ekonomisinin daha önce tecrübe ettiğimiz krizlerden çok daha büyük bir resesyon tehlikesi ile karşı karşıya olduğunu gösteriyor.

Ülkeler, uluslararası kuruluşların da desteğiyle, bir yandan salgını kontrol altına almak, diğer yandan da bu süreçte ekonomilerini ve özel sektörlerini ayakta tutmak için tüm kaynaklarını seferber etmiş durumdalar. Ancak, alınan tüm önlemlere rağmen, salgının etkisini 2020 yılı boyunca göstermeye devam edeceği, ekonomik ve sosyal hayatın yeniden toparlanmasının 2021 yılına uzayacağı öngörülüyor. 2020 yılına ilişkin küresel büyüme tahminleri resesyona doğru revize edilirken, uluslararası doğrudan yatırımlardaki düşüşün de iyimser tahminle %30 ile %40 arasında gerçekleşmesi bekleniyor.

Hepimizin ümidi, aşı ve tedavi geliştirmeye yönelik çalışmaların bir an önce tamamlanması ve buna bağlı olarak can kayıplarının engellenmesi, ekonomik öngörülebilirliğin de en kısa sürede temin edilmesinin sağlanması yönünde.

Sağlık alanında yapılması gerekenlerin görece netleştiği ve ekonomiye yönelik acil bazı önlemlerin uygulamaya alındığı bu dönemde bizim özel sektör olarak gündemimiz, krizden çıkış stratejilerinin geliştirilmesi. Hem talebi, hem arzı etkileyen bu krizden çıkış stratejimiz de aşamalı olmak durumunda. İlk etapta özel sektöre yönelik, likidite artırımı, giderlerin azaltılması, üretim ve ticarette sürekliliğin sağlanmasına yönelik tedbirleri içeren acil müdahale paketlerinin uygulamaya alınması doğru adımlardı. Bununla birlikte, söz konusu krizle birlikte yeniden şekillenecek dünya düzeninde Türkiye’yi rekabetçi kılacak orta vadeli bir stratejinin de hazırlanmasının son derece faydalı olduğu görüşündeyiz. Çünkü inanıyoruz ki, bu krizi iyi yöneten ve önceliklerini yeni düzene en hızlı adapte eden ülkeler, yarının küresel oyuncuları olmayı başaracak.

Salgının, küresel düzeydeki yayılma hızı ve yol açtığı olumsuzlukların ülkeler üzerinde neredeyse eşzamanlı olarak hissedilmesi, bizlere küreselleşmenin ve ülkeler arasındaki üretim ve ticaret ilişkilerinin ne kadar derinleştiğini bir kez daha gösterdi. Bu süreçte, küresel tedarik zincirlerinde yaşanan aksaklıkların ülke ve şirketlerin üretim süreçlerini ve küresel ticareti ne denli etkilediğini dünyayla birlikte deneyimledik. Yaşadıklarımız, küresel düzeydeki reaksiyonun sadece günü kurtarmaya yönelik taktik bir hamle olmadığını, tedarik planlamasının sıfır tabanlı olarak ele alınmasına ve tüm kaynakların yeniden değerlendirilmesine yönelik daha kapsamlı stratejinin gerektiğini hepimize gösterdi. Tedarik zincirlerine önemli ölçüde entegre olan ülkemizin, dünyada yeniden yapılanan tedarik zinciri haritasında yerini alması ve hatta alanını büyütmesi, bu tür bütüncül bir strateji ile mümkün olacaktır.

Bu konuyla eşzamanlı olarak küresel düzeyde mutabakatla ele alınan bir diğer kritik husus da, ekonomik toparlanmanın en verimli şekilde gerçekleşmesi ve rekabet gücünün kriz öncesi dönemden daha üst düzeye getirilmesi için dijitalleşme gündemine hız verilmesi oldu. Son 30 yılda yaşadığımız tüm resesyonların sonrasında otomasyona ve dijitalleşmeye verilen önemin arttığını deneyimlemiştik ancak, salgının iş yapış şeklimiz ve iş modellerimizde daha şimdiden yarattığı değişimlerin, bu alandaki gelişimi daha da hızlandırmasını bekliyoruz.

YASED olarak 2019-2021 döneminde ‘ülkemizin geleceğine yatırım’ temasıyla belirlediğimiz iki odaklı çalışma alanımız olan, Türkiye’nin küresel tedarik zincirlerindeki payının artırılması ve dijitalleşme, yaşanan süreçle birlikte bugün önceliğimiz haline gelmiştir. Türkiye’nin sürdürülebilir ekonomik büyümesine giden yol, yatırım ve ticarette sürdürülebilir rekabetçiliği yakalamasından geçmektedir. YASED olarak, Yatırım Ortamını İyileştirme Koordinasyon Kurulu (YOİKK) çatısı altında ve T.C. Cumhurbaşkanlığı Yatırım Ofisimiz ile birlikte yürüttüğümüz, Türkiye’nin yatırım rekabetçiliği ve yatırım kriterleri çalışmaları da, söz konusu faktörlerin Türkiye’yi yarının küresel ekonomisinde doğru konumlandıracak unsurlar olduğunu ortaya koymaktadır. Üretim kabiliyetimiz, yetişmiş insan gücümüz, dinamik iç piyasamız ve ihracat potansiyelimiz bu fırsattan en iyi şekilde yararlanmak için en önemli sermayemiz. Bunları bütünleyen stratejik bir yaklaşımın, ülkemizin ekonomik yükselişine önemli katkısı olacağına gönülden inanıyoruz.

Ülkemizdeki uluslararası doğrudan yatırımların yüzde 85’ini temsil eden 250 üyemizle, Türkiye’nin en önemli değeri olan insan kaynağını koruma önceliğimizle, bugün de, ülkemizin üretimine, istihdamına ve ihracatına hız kesmeden devam etmesi için var gücümüzle çalışıyoruz. Kriz yönetiminde iyi uygulama örneklerinden, Türkiye’nin yatırım ortamına ve küresel rekabetçiliğine, pek çok farklı platformda, Devlet başta olmak üzere tüm paydaşlarımızla görüşlerimizi paylaşıyor, odak alanlarımızda strateji üretiyoruz.

Türkiye’nin uluslararası yatırımcıları olarak, ülkemizin potansiyeline inanıyoruz ve her zaman olduğu gibi bugün de uzun vadeli başarımıza odaklanıyoruz. Krizin getirdiği belirsizliklerle mücadele, tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de zorlu tedbirler alınmasını gerekli kılıyor. Bugün bu zorlukları yönetirken, ülkemiz için hedeflediğimiz ‘güvenilir yatırım ve üretim üssü Türkiye’ algısının zarar görmemesi büyük önem taşımaktadır. Yine bu bağlamda, iş ve yatırım ortamı iyileştirilme çalışmalarının sürmesi, öngörülebilirliğin sağlanması ve kamu - özel sektör istişare mekanizmalarının güçlendirilmesi, söz konusu hedefimize destek olan yaklaşımlar olacaktır.

Bugüne dek pek çok zorluğa göğüs germiş, direncini defalarca ispatlamış olan ülkemizin, bu zor günlerden de güçlenerek çıkacağına inancımız tamdır. Bizler, işlerimize ve olumlu gündemlere odaklandığımız günleri sabırsızlıkla bekliyoruz.

Ayşem Sargın

YASED Başkanı