Advertisement

Yıldırım'ın açıklamalarından önemli satırbaşları:

Sizi tebrik ediyorum, uzak görüşlülüğünüz için. O zaman hiç ihtimal vermiyordum. Sistem değişikliği gerçekleşince Başbakanlık artık sona erdi. Son Başbakan olarak dükkanı kapattık. Dolayısıyla Meclis Başkanlığı çok onurlu görev. Atatürk'ün koltuğu. 7 ayda elimden geleni yapmaya çalıştım.  Parlamenter diplomasiyi güçlendirme adına. Parti gruplarında ayırım yapmadan. Parlamentonun gücü nasıl arttırılabilir bunun gayretine girdim. Ben icraattan gelen biriyim. Mühendisim. İş hayatım var. 1994'de sayın Cumhurbaşkanımızla İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nde beraber olduk. İDO'yu genişlettik. Marmara'yı su yolu yaptık. İDO'yu dünyada kendi sıfında en büyük şirketi haline getirdik.

"PARTİMİN GÖSTERDİĞİ HER MAKAM BENİM İÇİN ŞEREFTİR"

Sayın Cumhurbaşkanımız cezaevine girince ben de bıraktım.  Daha sonra partiyi kurduk. iktidara geldik. Tekrar şimdi icraata dönüyoruz. Bu sefer de İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adayıyız. Ben bilindik bir siyasetçi değilim. Benim siyasetteki muradım, amacım, insanlara faydam olması. İnsanlara hizmet edecek makam varsa büyük, küçük demem orada olurum. Partimin gösterdiği her makam benim için onurlu, şerefli makamdır. Yemek beğenmemezlik yapmam, iş beğenmezlik de yapmam. Benim açımdan samimiyetle söylüyorum en büyük makam, insanların gönlünde ve zihnindeki makamdır. Bu makamların hepsi bittiğinde insanlar içerisinde anlım ak, başım dik gezebiliyorsam, bana kucak açıyorlarsa yapılabilecek en güzel şey budur.

"BEN İLK BASIN TOPLANTIMDA İSTANBUL'U ANLATACAĞIM DEDİM"

Biz yerel seçime gidiyoruz. 7 Ocak'ta ilk basın toplantımı yaptım. İstanbullular'a nasıl bir kampanya yapacağımı anlattım. İttifaklarla seçime gidiyoruz, umit ederim ki genel siyaset, yerel siyaseti gölgelemez dedim. Şartlar ne olursa olsun İstanbul'u konuşacağım dedim. Buna da sadık kaldım. Bunun partimizin politikalarıyla uyuşmaması diye bir şey yok. Diğer konuları bilmediğim anlamına gelmez. Ben Başbakanlık yaptım. Bunu kendi güzergahından çıkarmak bu şehirde yaşayanlara haksızlıktır.

"İSTANBUL KENDİSİNİ BÜYÜTÜRSE TÜRKİYE EKONOMİSİ DE BÜYÜR"

Burada bir iletişim kazası var. Sayın Ertuğrul Özkök'le söyleşi yaptık. Orada İstanbul ekonomisi Türkiye için ne anlama geliyor diye konuştuğumuzda, İstanbul Türkiye'de 100 TL vergi toplanıyor 49 TL'sini veriyor. Yani İstanbul olmasa Türkiye yok olur. O halde İstanbul'un ekonomisini canlı tutmamız lazım ki, Türkiye ekonomisi ayakta dursun ve büyüsün. Ekonomi büyüyünce dolayısıyla vergi gelirleri artacak. İstanbul verginin yarısını karşılıyorsa miktar olarak o da artmış olacak. Yüzde 50 destek veriyor Türkiye'ye, ama yüzde 10'un altında geri alıyor. Belediyelerin bütçesi vergi gelirlerinden veriliyor. Başka bir kaynağı yok. Anlatmak istediğim o. Yüzde 50'nin fazlasını veren İstanbul daha fazla mı vergi verecek. Böyle şey olur mu? Belediyelerin vergi koymak gibi bir hakları yok. Bunlar merkezi hükümetin işidir. İstanbul'un aleyhindeki konuyu nasıl savunurum, bu akla ziyan bir şey.

"ŞİMDİ İSTANBULLULAR'IN KARŞISINA 4.0 OLARAK ÇIKIYORUZ"

94'den bu yana geçen 25 yılın sorumluluğu bize aittir İstanbul'da. İyisiyle kötüsüyle. Siz 94'ü hatırlarsınız. Çocuklarım ve torunlarım hatırlamıyor. 94'de İstanbul'da çöp, çukur, hava kirliliğini konuşuyordu İstanbul. Bu dahi yapılamıyordu. O tarihte birisi geldi 'Ben bunları yaparım' dedi. Recep Tayyip Erdoğan. İstanbul bunlardan kurtuldu. Biz bu döneme İstanbul 1.0 belediyeciliği diyoruz. İlk versiyonu. Sonra İstanbul'da sosyal belediyecilik başladı. Destekler, kurslar başladı. İnsanların sorunlarıyla ilgilenilmeye başladı. Buna da biz İstanbul 2.0 belediyeciliği diyoruz. Daha sonra İstanbul'un temel projeleri, ulaşımla ilgili büyük projeler yapıldı.Buna da 3.0 diyeceğiz. Bunlar Marmaray, Avrasya Tüneli. Büyük projeler 7 tepeli İstanbul'a 7 proje yaptık. Hızlı Tren, Üçüncü Köprü, Osmangazi Köprüsü, Yeni İstanbul Havalimanı, Kuzey Marmara yolu. Şimdi İstanbulular'ın karşısına İstanbul 4.0 diye çıkıyoruz.

"BU MİMARİNİN SÜRDÜRÜLEBİLİR BİR ŞEY OLMADIĞINI DÜŞÜNÜNÜYORUM"

Şimdi yazılım, yapay zekayı kullanacağız. Büyük veri her şeyi değiştiren bir şey. Şunu demek istiyorum, bugünün ihtiyaçları ile dünün ihtiyaçları aynı değil. Zaman değişiyor başka ihtiyaçlar çıkıyor. Bunları karşılamak da bu şehri yönetenlerin görevi. Orada sadece bir nokta var imar konusu. İmar konusunda kendimizi muhasebeye çekmemiz lazım. İmar dikey yapılaşmada görsel kirliliğin oluşmasında birtakım aymazlıklar oldu. Bunu Cumhurbaşkanımız da itiraf etti, özeleştiri anlamında. Bütün belediyelerin, 39 ilçe bir büyük şehir var. Burada da bir işbirliği var. Yoksa bir belediyenin istemesiyle, büyük şehirin istemesiyle olmaz bu iş. 12 tane kurum imar yetkisine sahip İstanbul'da. Bunun sürdürülebilir bir şey olmadığını görüyorum. Yetki alanlarını sınırlandırma konusunda bir mücadele içinde olacağım. Bunun sözünü verebilirim.

"BUNA KARŞI BÜTÜN GÜCÜMLE DİRENECEĞİMİ SÖYLEYEBİLİRİM"

İstanbullu'ya şu sözü veriyorum, sizin huzurunuzda. İstanbullular böyle bir karar verirse, plan tadilatı dosyaları belediye meclisinin ilk gündem maddesi olmayacak. Bu işi bilenler ne demek istediğimi anlıyor. Bir rantını doyma noktasına kadar almış olan bir yerde gözümüze bir şey kestiriyoruz. 'Şuraya 24 katlı bir bina yapayım, voleyi vurayım'. Bir çirkinlik abidesi olarak yükseliyor. Çevredeki binaların hakkını, hukukunu da ortadan kaldırıyor. Bu olmayacak. Buna karşı bütün gücümle direneceğim. İmar çirkinliği dediğimiz şey de bundan oluyor. Bunun önüne geçtiğimizde hiçbir sıkıntı olmayacağını düşünüyorum.

"SİPARİŞ ÜZERİNE RANTA KARŞI SIFIR TOLERANS GÖSTERECEĞİM"

Bizim New York'ta Türk Evi'ni yıktık, 2 sene bekledik. Hava hakkı var. Hepsine para verdik. Onlar hayali olarak bina yaptığını farzediyorlar. Rantı onlara dağıtıyor ondan sonra başlayabiliyorsunuz. Şehir bir rant üretecekse herkesin ve kamunun menfaatine olmalı. Sipariş üzeri birisine rant üretecek işler konusunda sıfır tolerans olacağını söyleyebilirim.