Bloomberght
SON DAKİKA
Bloomberg HT Haberler Davos 2026'nın özeti ve yatırım fırsatları

Davos 2026'nın özeti ve yatırım fırsatları

  • İsviçre'nin Davos kasabasında 19-23 Ocak tarihlerinde gerçekleştirilen 56. Dünya Ekonomik Forumu (WEF), Diyalog Ruhu temasıyla kapılarını açtığında, küresel liderlerin yüzleşmek zorunda kaldığı gerçeklik, belirlenen temanın naif iyimserliği ile sert bir tezat oluşturdu.

27 Ocak 2026, 16:58
Güncelleme : 27 Ocak 2026, 16:58

ERDAL AYDIN

Yaklaşık 3 bin katılımcı, 130 ülkeden gelen liderler ve iş dünyasının devleri, kongre merkezinin salonlarında işbirliği mesajları verdi. Kanada Başbakanı Mark Carney’nin “Dünyayı olduğu gibi kabul etmeliyiz, olmasını dilediğimiz gibi değil” ifadeleri gündeme damga vurdu.

Kural bazlı uluslararası düzenin artık rafa kalktığı yeni dönemde Davos’ta konuşulanlar, Başbakan Carney’nin belirttiği gibi artık bir geçiş döneminde olmadığımızı ve tam bir kopuş içinde olduğumuzu ortaya koydu. Konuşulanlar temel olarak, liberal demokrasilerin idealleri üzerine değil de reelpolitiğin, sert gücün ve “masada değilseniz menüdesinizdir” gerçeğinin üzerine kuruluydu.

Bu açıdan Davos 2026, sermayenin rotasını verimlilikten güvenliğe, soyuttan somuta çevirdiği yıl olarak tarihe geçti.

Enflasyonla savaş bitti mi?

2026’ya girerken küresel ekonomi şaşırtıcı bir direnç gösteriyor. IMF yüzde 3,3 büyüme öngörürken, Goldman Sachs ise ABD için güçlü bir tablo çiziyor. Ama bu manşetlerin altına baktığımızda işler o kadar da pürüzsüz değil. ABD’de enflasyon hala yüzde 2,7 ile hedefin üzerinde yapışkanlığını sürdürüyor. IMF Başkanı Kristalina Georgieva da zafer ilan etmek için henüz çok erken olduğunu vurguluyor.

Yatırımcılara buradan çıkarılabilecek net mesaj, faizlerin öyle hemen tepe taklak düşmesini beklenmemesi yönünde. AMB’den Philip Lane de mevcut yüksek faizlerin önümüzdeki birkaç yılın temel senaryosu olabileceğini ifade ediyor. Buna karşın, Başkan Trump’ın faizlerin hızla inmesi yönündeki baskısının nasıl sonuçlanacağının izleneceği heyecanlı bir yıl bizi bekliyor.

Makro görünümde, devletler artık bütçe açıklarını bir hata olarak değil, yapay zeka ve savunma harcamaları için gerekli bir yakıt olarak görüyor. J.P. Morgan bunu Mali Hakimiyet olarak tanımlıyor. Yani devletler önümüzdeki dönemde stratejik yatırımları için harcama yapmaya ve borçlanmaya devam edecek, bu da faizlerin yapısal olarak yüksek kalması yönünde bir baskı oluşturucak.

Yapay zeka hikaye olmaktan çıkıp, devasa fiziksel altyapı yatırımlarına dönüşüyor

Davos’un tartışmasız yıldızı yine yapay zekaydı ama bu kez hava farklıydı. Nvidia CEO’su Jensen Huang durumu ‘Yapay zeka artık bir yazılım işi değil, insanlık tarihinin en büyük altyapı projesidir’ sözleriyle özetledi.

Microsoft, Amazon, Google gibi devler, nam-ı diğer Hyperscaler’lar, 2026 için sermaye harcamalarını 600-700 milyar dolar bandına çekti. Bu paranın da büyük kısmının altyapı yatırımlarına harcanacağı kesinleşti.

UBS ve Barclays gibi önemli finansal kuruluşlar, ‘Dot-com balonu gibi mi?’ sorusunu sormaya devam ediyorlar. Yapay zeka yatırımlarının şirket bilançolarına (ROI) ne hızda yansıyacağı konusunda belirsizlik sürüyor. Bu belirsizlik, beklentilerin fazla şiştiği dönemlerde sert düzeltme risklerini de artırıyor. Ancak Davos’ta öne çıkan argüman, ‘Capex’ döngüsünün irrasyonel bir coşkudan çok silahlanma yarışı mantığıyla işlediğini ve şirketlerin geri kalmamak için harcama yapmaya devam edeceklerini ortaya koyuyor.

Enerjinin gündemini nükleerin muhteşem dönüşü ve emtia ilişkisi oluşturuyor

Yapay zekanın en büyük düşmanının fizik kuralları olduğu, yani yetersiz enerji kaynakları olduğu gerçeği vurgulanıyor. Bir yapay zeka sorgusu, standart bir Google aramasından 10 kat daha fazla enerji tüketiyor. Veri merkezlerinin enerji açlığı öyle bir boyuta ulaştı ki, rüzgar ve güneş tek başına yetmiyor. Dolayısıyla 7/24 kesintisiz güç ihtiyacı geleceğin en büyük talebini oluşturacak gibi görünüyor.

İşte burada nükleer enerji sahneye çıkıyor. Davos’ta bir Nükleer Rönesans havası hakimdi. Başkan Trump, küçük modüler reaktörlere (SMR) yeşil ışık yaktı. Avrupa Komisyonu Başkanı von der Leyen ise ev yapımı, güvenilir enerji diyerek nükleere göz kırptı.

Bunun piyasaya etkisi ne oldu diye baktığımızda, uranyum fiyatları 20 yılın zirvesinde. Spot fiyat 88 doları aştı, uzun vadeli kontratlar 100 dolar sınırını zorluyor. Uranyum artık sadece bir emtia değil, stratejik bir varlık haline geldi. Uranyum piyasası nispeten sığ ve volatilitesi yüksek.

Yapay zeka ve veri merkezlerinin alt yapı ihtiyaçlarının, önümüzdeki dönem gündemimizde tutacağı kesin olan bir diğer konunun ise bakır olduğu, Davos 2026’da teyit edildi. Teck Resources CEO’su Jonathan Price’ın Davos’taki uyarısı, ‘2035’e kadar bakır talebi iki katına çıkacak ama mevcut projeler bunun ancak yüzde 70’ini karşılayabiliyor’ şeklindeydi. Buradaki kritik nokta arzın hızı. Yeni bir bakır madeninin keşiften üretime geçmesi ortalama 15 yıl alabiliyor; önceki yıllardaki düşük yatırım dönemi bugün ve gelecekte arzın talebe yetişmesini zorlaştıracak. Diğer bir deyişle, bakırda yapısal bir açık var ve bu da fiyatların yukarı gideceğinin en net sinyalini veriyor.

Gündemin önemli maddelerinden olmasa da 2024-2025 yıllarındaki arz fazlası ve fiyat çöküşünün ardından, lityum piyasasının da 2026'da bir denge noktasına ulaşmış olabileceği düşünülmektedir. Elektrikli araç satışlarındaki yavaşlamaya rağmen, şebeke ölçeğindeki enerji depolama sistemlerindeki güçlü büyümenin, lityum talebini olumlu etkileyebileceği düşünülmektedir.

Dolayısıyla yapay zekanın fiziksel altyapıya dönüşmesi, enerji ve emtia ilişkisini Davos’un merkezine çekti. Veri merkezlerinin enerji iştahı ve her şeyin elektriklendirilmesi trendi, Davos’ta açık açık bir donanım krizi uyarısı verirken, yatırımcılara da önemli fırsatları kaçırmamaları konusunda yol gösterdi.

Jeopolitik gündemini yeraltı imparatorluğu ve Grönland krizi oluşturdu

Davos’ta en çok konuşulan konulardan biri "Yeraltı İmparatorluğu" oldu. Diğeri ise finansal ağların ve tedarik zincirlerinin artık tarafsız ticaret yollarının değil, devletlerin birbirini boğmak için kullandığı silahlar olduğu konusu oldu.

Kritik mineraller başlığına gelindiğinde Davos’un dili daha da sertleşiyor. Grönland krizi bölümünde, nadir toprakların bir emtia olmaktan çıkarak ulusal güvenlik varlığına dönüştüğü görüldü. Bu dönüşümün yatırım yönünde sonucuna baktığımızda sadece bu elementlerin fiyat döngüsüne değil; tedarik zinciri bağımsızlığına, rafinaj kapasitesine, stratejik ortaklıklara ve izin süreçlerine odaklanılması gerektiği anlaşıldı.

Jeopolitik gündem deyince bir de son dönemdeki savunma sanayi gerçeği var. Ukrayna savaşı, NATO’nun genişlemesi, füze kalkanı projeleri gibi konuların bir başlangıç olduğu idrak edildi. Savunma harcamaları çok uzun zamandan sonra, döngüsel büyümelerden çıkıp, yapısal bir büyüme içine girdi. Tüm dünyada savunma bütçelerinin artarak devam edeceği bir kez daha bu zirvede anlaşıldı.

Yeni ticaret yolları gündemde

Küreselleşme bitmedi ama şekil değiştirdi. Yeni moda terim ‘Friend-Shoring’ yani dost ülkeden tedarik ön plana çıktı. Bu kapsamda küresel ticaret hacmi artsa da rotası tamamen değişti. Verimlilik teması ticarette yerini dayanıklılığa bıraktı.

Davos’un parlayan yıldızı Hindistan’dı. AB ile yürütülen ‘Tüm Anlaşmaların Anası’ (Mother of All Deals) lakaplı ticaret anlaşması, Hindistan’ı küresel büyümenin yeni motoru yapacak gibi. Tekstil ve ilaç sektörleri bu anlaşmanın en büyük kazananları olabilir. Bank of America CEO’su Brian Moynihan da aynı şekilde, Hindistan büyüme beklentileri için çok olumlu konuştu.

Diğer taraftan, Brezilya da 25 yıllık müzakerelerin ardından hayata geçen AB-Mercosur anlaşması ile Brezilya’yı tarımsal bir güç merkezi ve biyoekonomi sektörleri ile öne çıkmaya aday görünüyor.

Sağlık ve demografinin getirdiği ‘gümüş tsunami’

Teknoloji ve savaşın gürültüsü arasında, Davos’ta sessizce gündeme gelen bir de demografi devrimi vardı. Dünya yaşlanıyor ve buna da “gümüş tsunami” adı veriliyor.

Bu durum sağlık sistemlerini zorlasa da ilaç şirketleri için devasa bir pazar fırsatı oluşturuyor. Novo Nordisk ve Eli Lilly’nin obezite ilaçları (GLP-1), sadece kiloları değil, sektör dengelerini de değiştiriyor. Bu ilaçlar o kadar etkili ki, gıda tüketim alışkanlıklarını değiştirip fast-food zincirlerini bile tehdit eder hale geldi.

Güçlü altın teması ve Bitcoin

Davos 2026, zirveden sert düşüşüne rağmen kripto varlıkların istenmeyen misafir olmaktan çıkıp yetişkinler masasına oturduğu yıl oldu. Stablecoin’ler artık sınır ötesi ödemelerde ciddiye alınıyor ve öneminin daha da artmaya devam edebileceği ifade edildi.

Ama asıl güvenli liman yine altın. J.P. Morgan ve UBS analistleri, merkez bankalarının dolardan kaçıp altına sığınmasıyla ons fiyatının 2026 yılında güçlü kalacağını işaret etti. Davos’ta altının artık sadece enflasyon koruması değil, bu kaotik yeni düzenin tarafsız bir rezerv varlığına evrildiğine dikkatler çekildi.

Davos 2026’daki sonuçlara göre nasıl pozisyon almalı?

Davos’un karlı zirvelerinde gerçekleştirilen forum bizlere gösterdi ki dünya artık naif bir işbirliği döneminden, sert ve stratejik bir rekabet çağına geçti.

Yatırımcıların; oldukça volatil geçeceği kesin olan 2026 yılında portföylerini, şu dört sütun üzerine kurmaları mantıklı olabilecektir:

1. Fiziksel yapay zeka altyapısı: Yazılım hype’ına değil, onu çalıştıran çiplere, enerjiye ve veri merkezlerine odaklanılmalı.

2. Stratejik enerji: Fosil yakıtlar nakit akışı sağlar ama asıl büyüme nükleer (Uranyum) ve elektrifikasyonda (bakır) olabilir.

3. Güvenlik: Savunma sanayi ve siber güvenlik sektörü, artık defansif değil, büyüme odaklı yatırımlar sağlayacaktır.

4. Değer saklama: Mali genişlemeye ve jeopolitik belirsizliğe karşı Altın önemini sürdürecek.

2026 yılı boyunca, Mark Carney’in ‘Masada değilseniz, menüdesinizdir’ uyarısını ve sermayenin verimlilikten güvenliğe, diyalogdan güce doğru akacağı gerçeğini akılda tutmak lazım.