"Doğurganlıktaki düşüş, 2050 sonrası büyümeyi yavaşlatabilir"
-
Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası'nın Kıdemli Araştırma Ekonomisti ve King's College London Siyasal Ekonomi Bölümü'nde öğretim görevlisi olan Doçent Dr. Cevat Giray Aksoy, Türkiye'de nüfus yapısının yavaş yavaş değişmeye başladığını vurgulayarak, "2050 yılından sonra kişi başına gelir artış hızı her yıl ortalama yüzde 0,15 daha düşük gerçekleşebilir" diye konuştu.
-
Doğum hızını artırmak için Avurpa'da önemli teşvikler uygulanıyor. Aksoy'un verdiği bilgiye göre, Macaristan ve Polonya'da üçüncü çocukla birlikte belirli kredilerin silinmesi, dört çocuklu kadınlara kalıcı gelir vergisi muafiyeti veya çocuk başına uzun dönemli nakit destekler gibi güçlü mali teşvikler uygulanıyor.
Avrupa İstatistik Ofisi (Eurostat) verilerine göre 34,4 ortanca yaş ile Avrupa Birliği’nin (AB) en genç ülkesi konumundaki Türkiye’de doğurganlık oranı 2024 itibarıyla 1,48’e geriledi.
Uzmanlar, doğurganlıktaki düşüşün sürmesi halinde 2050 yılından sonra kişi başına gelir artış hızının her yıl ortalama yüzde 0,15 daha düşük gerçekleşebileceğine işaret ediyor.
Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası’nın (EBRD) Kıdemli Araştırma Ekonomisti ve King’s College London öğretim üyesi Doç. Dr. Cevat Giray Aksoy, 15–64 yaş aralığındaki çalışma çağındaki nüfusun toplam nüfus içindeki payının azalmasının büyüme üzerinde aşağı yönlü baskı oluşturacağını söyledi.
"Yüzyılın ikinci yarısında büyüme aşağı çekilebilir"
Aksoy, “2050 sonrasında kişi başına gelir artış hızı her yıl ortalama yüzde 0,15 daha düşük gerçekleşebilir” dedi.
Aksoy’a göre mevcut nüfus yapısı 2024–2050 döneminde kişi başına milli gelir artışına yıllık ortalama 0,1 puanlık demografik katkı sağlayacak. Ancak yüzyılın ikinci yarısında yaşlanmanın büyümeyi aşağı çekmesi bekleniyor.
Türkiye’de çalışma çağındaki nüfus toplamın yüzde 68,4’ünü oluştururken, 2024 itibarıyla 0–14 yaş grubunun payı yüzde 20,6’ya geriledi, 65 yaş ve üzeri nüfusun payı ise yüzde 11’e yükseldi. Bazı illerde 65 yaş üstü nüfus oranı yüzde 20’yi aşmış durumda.
Aksoy, mevcut eğilimlerin sürmesi halinde genç nüfus penceresinin 2035’ten daha erken kapanabileceğini belirterek, verimlilik artışı ve işgücüne katılımı artıran politikaların büyüme açısından daha belirleyici hale geleceğini ifade etti.
Doğurganlığı artırmaya yönelik mali teşviklerin ise çoğunlukla doğumların zamanlamasını değiştirdiğini, toplam çocuk sayısını kalıcı biçimde artırmada sınırlı kaldığını kaydetti.
Üç çocuk doğur kredi silinsin
Doğurganlık oranları ile ilgili politika setlerinin ülkeden ülkeye değiştiğini vurgulayan Aksoy, şu bilgileri verdi:
“Dünyada iki ana politika seti öne çıkıyor: Doğrudan finansal teşvikler ve vergi düzenlemeleri ile çocuk bakım altyapısı, ebeveyn izni ve iş–aile uyumunu güçlendiren hizmetler. Örneğin Macaristan ve Polonya’da üçüncü çocukla birlikte belirli kredilerin silinmesi, dört çocuklu kadınlara kalıcı gelir vergisi muafiyeti veya çocuk başına uzun dönemli nakit destekler gibi güçlü mali teşvikler uygulanıyor. Ancak bu tür teşvikler çoğunlukla doğumları öne çekiyor, yani zamanlamayı değiştiriyor. Toplam çocuk sayısını kalıcı biçimde artırmada ise sınırlı kalıyor.
Avrupa’da Fransa, görece yüksek doğurganlık oranıyla öne çıkıyor. Bunun arkasında ise yaygın ve erişilebilir çocuk bakım hizmetleri ile iş–yaşam dengesini destekleyen kurumların daha güçlü olması gibi faktörler önemli rol oynuyor. Bu sayede doğurganlık oranları benzer gelir düzeyindeki diğer gelişmiş ülkelere kıyasla daha yüksek kalıyor.”