Advertisement

Tüm dünyayı etkisi altına alan yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınının ardından sosyal ve ekonomik sıkıntıların çözümü için hem hükümetler hem de merkez bankaları birbiri ardına önlemler alıyor.

Geçen hafta Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Çankaya Köşkü'ndeki Koronavirüsle Mücadele Eş Güdüm Toplantısı'nın ardından "Ekonomik İstikrar Kalkanı" adını verdiği paketle 100 milyar liralık bir kaynak setini devreye aldı.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) da salgının Türkiye ekonomisine olası olumsuz etkilerini hafifletmek için tedbirler alırken, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) finansal kuruluşların müşterilerini mağdur etmemesi konusunda güçlü tavsiye karar aldı. Türkiye Bankalar Birliği (TBB) de ekonomik faaliyetin desteklenmesi yönünde üyelerine tavsiyede bulundu.

Kamu bankaları bu sabah reel sektöre, KOBİ'lere ve bireysel müşterilerine bu zorlu süreci atlatmak için önemli destekler sunarken, İş Bankası da bu yönde adımlar atan ilk özel banka oldu.

Ekonomistler, kamu bankalarının başlattığı ekonomiye destek paketlerine tüm özel sektör bankalarının da katkı sunmasıyla hem şirketlerin hem de bireysel müşteriler bu zorlu dönemi en az kayıpla atlatacağını vurguladı.

- "Normalleşmenin daha hızlı olması hedefleniyor"

AA Finans Analisti ve stratejist Cüneyt Paksoy, ekonomik tedbirler ve açıklanan paketlere ilişkin yaptığı değerlendirmede, virüs etkisiyle küresel piyasalarda kaos ve anomalinin global ölçekte tüm varlık fiyatlarını olumsuz etkilediğini belirtti.

Süreçle ilgili belirsizlik ve hasar tespitiyle ilgili rasyonel analiz yapabilmenin zorlaşmasının dolar endeksinin ekstra yükselişi ve diğer her türlü varlık fiyatının baskıda kalması sonucunu beraberinde getirdiğini söyleyen Paksoy, finans piyasaları üzerinde merkez bankalarının tekil ve koordine adımlarının şimdilik belirli ölçüde etkili olduğunu ifade etti.

Paksoy, reel sektör ve bireylerin ve kamusal dengelerin korunması içinde hükümetlerin siyasi tarafta daha etkili olarak mali önlemler ve destek paketleri açıklamaya devam ettiğinin altını çizdi.

2018'de yaşanan kur atağı sonrası 2019 mali disiplin ve dengelenme içerisinde koordine bir şekilde finansal ve mali tedbirleri proaktif şekilde uygulayan ve önemli sonuçlar alarak değişim sürecine geçen Türkiye'nin yaptıkları ve temel dayanak tezinin mevcut görünümde global ölçekte onanmış ve kabul edilmiş göründüğünü dile getiren Paksoy, şunları kaydetti:

"Mevcut durumda virüs etkisi sebebiyle yeni paketler ve önlemler açıklanırken, hem kazanımların korunması hem de bu süreci en az hasarla atlatılması amaçlanıyor. Bu doğrultuda alınan kararların sahada ilk etkilerini görebilmek için kamu bankaları bir kez daha öncülük ediyor. Borçların yükümlülüklerin belirli bir süre yönetilmesi ve ötelenmesi hedeflenirken, turizm benzeri sektörlere göre teşvik ve desteklerin de ayrı dizayn edileceği bir sürecin öncü sinyalleri de açıklanan kararlarda göze çarpıyor. İstihdamın korunması amacıyla açıklanan yeni kredi destek imkanları ile bir bütün olarak incelediğimizde virüs süreci bitene kadar kısa ve orta vadede reel sektörü ve tüketim tarafındaki bireyleri desteklemek ve korumak, virüs süreci sonrası normalleşmenin daha hızlı olması hedefleniyor."

Cüneyt Paksoy, kamu bankalarına diğer özel sektör bankalarının ve reel sektörün kendi çabalarının da katılımıyla, devletin de kamu desteğiyle birlikte düşünüldüğünde virüs etkisi tepe yapıp normalleşme gelene kadar koruyucu kalkan etkisinin kaldıraçlı bir şekilde gelişmesinin mümkün olabileceğini sözlerine ekledi.

- "Özel bankalar da en kısa zamanda benzer adımlar atmalı"

Virtus Glocal Yönetici Ortağı İnanç Sözer de Çin'de başlayıp tüm dünyaya yayılan virüsün etkileri nedeniyle, 12 yıldan sonra ilk defa global bir resesyon ile mücadele etmeye çalışılan bir dönemde olunduğunu söyledi.

Türkiye'nin hem sağlık hem ekonomi açısından bugüne kadarki süreci fena yönetmediğini değerlendiren Sözer, "Bugün, zorunlu olmadıkça evde kalma bilincini gösteren vatandaşları ve başta kamu otoritesi olmak üzere hem kamu hem özel bankaların desteğiyle ekonomik sorunları hafifletme konusunda koordineli bir reaksiyon verme zamanıdır." dedi.

Sözer, daha büyük bir koordinasyonun ise tıpkı 2008’deki yüzyılın krizinden çıkmayı sağlayan kritik başarı faktörü olan, G-20 çatısı altında yapılması gerektiğini vurguladı.

"Her ülke kendi çözümünü aradıkça, faiz indirimleri, verilen ilave likiditeler ve vergi teşvikleri sınırlı etki yapacaktır." diyen Sözer, nitekim finansal piyasalardaki süren stresin de, son dönemde alınan onca parasal ve maliye politikalarının yeterli olmadığını açıkça gösterdiğini ifade etti.

Sözer, şu değerlendirmelerde bulundu:

"G20 ülkeleri toplanıp koordineli bir şekilde merkez bankaları ve maliye politikaları çözümleri üretmedikçe, toparlanma ağır aksak olacaktır. Zira unutmamak gerekir ki, bu sefer finansal sektördeki çalkantıdan öte reel sektördeki bilanço krizi kaynaklı bir sorun yaşıyoruz. Bu nedenle reel sektörün satışlarına ve finansal performansına doğrudan odaklanan bir önlemler paketine acil ihtiyaç duyuluyor. Bu kapsamda 'Ekonomik İstikrar Kalkanı' ve özellikle nisan sonuna kadar icra-iflasların durdurulmasından sonra, kamu bankalarının bugün açıkladığı kararlar oldukça yararlı ve takdire şayan önlemlerdir.

Özel bankaların da en kısa zamanda benzer adımlar atmasını ümit ediyorum. Makroekonomik açıdan bakıldığında, öncelik ne enflasyon ne bütçe açığı ve kamu borç stoku olmalı. Ülkece reel sektördeki olağanüstü sorunları çözmek için cesur adımlar atamazsak çok daha ağır bir tabloyla yüzleşmek zorunda kalacağız. Hal böyleyken, yükün büyük kısmı kamu bankalarına bırakıldığından, Hazine tarafından acilen kamu bankalarının sermayelerinin artırılması da yararlı bir adım olacaktır. Cesur, kararlı ve rasyonel adımlar atıp, hanehalkı, reel kesim ve yatırımcılar nezdinde güveni yeniden kazanabilirsek, yılın ikinci yarısının Türkiye ekonomisi için sanılandan daha iyi geçeceğini tahmin ediyorum."