Advertisement

Pandemi süreciyle yoğunlaşan parasal genişleme sonrası enflasyonist baskılarla mücadele etmek isteyen merkez bankaları sıkılaştırma döngüsüne girmeye başladı.

Enflasyon tüm dünyada yüksek seviyelerde kalmaya devam ederken ve Fed’in varlık alımı takviminin başlamasının yaklaştığına dair beklentilerle birçok merkez bankası faiz artırımı kararı aldı

1 Eylül’den bu yana bakıldığında dünyada 19 merkez bankasının politika faizini artırma kararı aldığı görüldü.

Bu dönemde en fazla faiz artıran ülke 200 baz puan ile Şili oldu. Şili'yi diğer Güney Amerika ülkeleri Paraguay ve Brezilya izledi. Rusya'nın da bu süreçte iki kez faiz artırım kararı aldığı görüldü.

Gelişmekte olan ülkeler politika faizlerindeki artışlarla enflasyonu kontrol altına almaya çalışırken, aynı zamanda Fed'in yaklaşan varlık alımı artırımına da hazırlanıyor.

Fed'in 2013 yılındaki varlık alımı azaltımı döneminde gelişen ülke para birimleri dolar karşısında hızlı bir değer kaybı yaşamıştı.

Ülkeler

Faiz değişikliği (baz puan)

Şili

+200

Paraguay

+175

Brezilya

+100

Peru

+100

Çekya

+75

Rusya

+75

Polonya

+40

Macaristan

+30

Uruguay

+25

Romanya

+25

Pakistan

+25

Norveç

+25

Meksika

+25

Kazakistan

+25

Kolombiya

+25

İzlanda

+25

Yeni Zelanda

+25

Azerbaycan

+25

Ermenistan

+25

TÜRKİYE

-300

2013'te ne olmuştu?

2008 finansal krizi tüm dünyada etkisini hissettirirken merkez bankalarının, ağır resesyondan kaçınmak ve finans piyasalarını yeniden normal işleyişine kavuşturmak amacıyla, krize ilk tepkileri politika faizlerini sıfır seviyesine çekmek ya da yaklaştırmak olmuştu. Bazı faizler ilerleyen dönemlerde eksiye bile geçmişti.

Bunun da sorunu çözemediği görülünce, olağan dışı yöntemler gündeme gelmişti. Başta ABD ve İngiltere olmak üzere, Japonya ve Avrupa merkez bankaları varlık alımları yoluyla ekonomiyi canlandırmaya ve deflasyon sarmalından kaçınmaya çalışmışlardı.

Olağan dışı tedbirlere en iyi örnek, bilançosunun yaklaşık dört kat büyümesine neden olan Fed'in tahvil alım programlarıydı.

Krizi önlemek için alınan tedbirler sonucu, özellikle 2010 yılından sonra, fonlar, güçlü büyüme gösteren ve daha iyi getiri imkanları sağlayan gelişen piyasalara akmaya başlamıştı.

Gelişen piyasalara yönelen bu fonlar bazı ülkeler üzerinde konsantre oldu ve net sermaye akışının yüzde 90'ı Brezilya, Çin, Hindistan, Endonezya, Meksika, Peru, Polonya ve Türkiye'ye yönelmişti.

2013 yılının ilkbaharında ABD ekonomisinin güçlendiğine ilişkin işaretler gelmesi, dönemin Fed Başkanı Ben S. Bernanke'nin 22 Mayıs 2013'te Kongre'de yaptığı konuşmada, yılın ilerleyen dönemlerinde, varlık alımlarının hızında yavaşlamaya gidilebileceğini söylemeye yöneltmişti.

Bernanke'nin bu açıklamasını 19 Haziran'daki basın toplantısında da tekrarlaması ile birlikte, uzun vadeli ABD tahvil faizleri hızlı bir yükseliş gösterirken, dolar diğer para birimleri ve özellikle gelişen ülke paraları karşısında güçlenmişti. 2013 yılının yaz dönemindeki bu sert hareketlere, varlık alımlarının azaltılmasının yarattığı öfke anlamına gelen "taper tantrum" dendi.

Fed'in varlık alımı azaltımı takvimi netleşti

Fed, Eylül ayı Açık Piyasa Komitesi toplantısında ekonominin varlık alımlarını azaltmak için hedeflere doğru ilerleme sağladığını açıklamıştı.

Fed'in faiz kararıyla birlikte ekonomik öngörüler ve faiz beklenti patikasını ortaya koyan noktasal grafikte de faiz artışı bekleyen politika yapıcı sayısı artış gösterdi. 9 yetkili 2022 yılı için faiz artışı öngörüsünde bulundu.

Haziran ayında yayımlanan noktasal grafikte, 7 yetkili faiz artışı öngörüsünde bulunmuştu. Son noktasal grafiğe göre, 2023'te faiz artışı bekleyen yetkililerin sayısı ise 17 oldu. Sadece bir üye 2023'te faizlerin sabit kalacağını öngördü.

Toplantının 13 Ekim’de yayımlanan tutanaklarında ise taşviklerin geri çekilmesi takvimi netlik kazanmıştı. Tutanaklarda, varlık alımlarının kademeli azaltılmasının Kasım veya Aralık ortasında başlayabileceği belirtilirken, varlık alımlarının kademeli azaltılmasının 2022’nin ortalarında da bitmesi gerektiği vurgulanmıştı.

Varlık alımlarında ılımlı bir politika değişikliğinin faiz oranı politikası hakkında doğrudan bir sinyal amacı taşımayacağının yinelendiği tutanaklarda, faiz oranlarının artırılması için gereken koşulların farklı olduğu ifade edilmişti.