Advertisement

Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, bugünlerde Türk bankacılık sektöründe yabancıların hisse satmaları veya ortaklık yapılarını değiştirmeleri söz konusuysa, bunun buradaki yapılarından memnun olmadıkları için yapılmadığını belirterek, ''Aslında belki içleri kan ağlıyor bunu yaparken, 'kalsak kim bilir ne güzel iş yapmaya devam edecektik' diyorlar, ama kendi evlerindeki bilanço yapıları ve yeni regülasyon onları böyle adımlar atmaya zorluyor'' dedi.

Babacan, Türkiye Katılım Bankaları Birliği'nin 11. Olağan Genel Kurul Toplantısı'nda yaptığı konuşmada, günümüzde AB ve bazı ülkelerde söz konusu olan stres testlerinin Türkiye'de çok uzun zamandır yapıldığını anımsattı.

Bunu Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) ile bir ölçüde Merkez Bankası'nın gerçekleştirdiğini anlatan Babacan, farklı senaryolarla hangi bankada ne tür gelişmeler olabileceğinin simülasyonlarla sürekli kontrol edildiğini söyledi.

Kriz süresince Türk bankacılık sektörünün çok iyi bir performans sergilediğini vurgulayan Babacan, tüm OECD ülkeleri içinde Türkiye'nin, bankacılık konusunda devlet olarak ciddi bir tedbir almak zorunda kalmayan tek ülke olduğunu hatırlattı.

AB'de bu alanda yapılanlara değinen Babacan, pek çok bankanın, ya merkez bankalarının sağladığı likidite ya da devletlerden aldıkları desteklerle varlıklarını sürdürdüğünü ifade etti.

-''O gün şikayet edenler bugün çok mutlu''-

Avrupa'nın ve ABD'nin Türkiye'de iş yapan bankalarına bakıldığında, kendi evlerinde sorun yaşayan bankaların buradaki operasyonlarının sapasağlam varlığını devam ettirdiğini vurgulayan Babacan, ''Nasıl olur da ana yapı sarsılıyor, Türkiye'de bir şey olmuyor? Türkiye'de bizim kurallarımız, bizim düzenleme çerçevemiz geçerli'' diye konuştu.

Bu düzenlemeler yapılırken bazılarının pek hoşnut olmadığını, ''çok sıkıyorsunuz'', ''bu kadar sermaye konur mu bankaya?'' dediğinin altını çizen Babacan, buna rağmen Türkiye'ye çok yatırım geldiğini ve ciddi anlamda sektörün dışarıya açık hale gelmesinin söz konusu olduğunu kaydetti.

Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, konuşmasını şöyle sürdürdü:

''Bakıyorsunuz o gün şikayet edenler bugün çok mutlu. Hatta öyle örnekler var ki asıl ülkelerdeki, kendi ülkelerindeki ana yapının değerine, bir de Türkiye operasyonuna bakıyorsunuz... Türkiye operasyonunun değeri, ana yapının değerini geçmiş durumda. Tek başına büyük bir varlık... Şu anda uluslararası bankaların en değerli varlıklarının bir kısmı Türkiye'deki yatırımlarından oluşuyor. Hatta acil nakit ihtiyacı olan ya da bilançosuna acilen çeki düzen vermek zorunda olanlar, önce Türkiye'deki operasyonlarını değerlendiriyorlar. 'Burada kıymetli bir değerimiz var, bunun bir kısmını nakit olarak alıp bilançomuza koyarsak belki rasyolarımızı daha da düzeltebiliriz' diye... Dolayısıyla bugünlerde eğer bizim bankacılık sektörümüzde yabancıların hisse satmaları veya ortaklık yapılarını değiştirmeleri söz konusuysa, buradaki yapılarından memnun olmadıkları için değil. Aslında belki içleri kan ağlıyor bunu yaparken, 'kalsak kim bilir ne güzel iş yapmaya devam edecektik' diyorlar, ama kendi evlerindeki bilanço yapıları ve yeni regülasyon onları böyle adımlar atmaya zorluyor.''

Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, geçen yıl enflasyonun çift haneli kapanmasına ilişkin, ''Biz bunun geçici olduğunu görüyoruz. Merkez Bankamızın analizlerine, açıklamalarına bakıldığında enflasyonun bu yılın sonuna doğru bizim hedeflerimize yaklaşan bir trende gireceğini bekliyoruz'' dedi.

Babacan, Türkiye Katılım Bankaları Birliği'nin 11. Olağan Genel Kurul Toplantısı'nda yaptığı konuşmada, OECD'nin aralık ayında gelir dağılımına ilişkin yayımladığı bir raporu anımsatarak, OECD ülkelerinin hemen hemen tamamında zengin ile fakir arasındaki uçurumun büyüdüğünü, aynı raporun Türkiye verilerine bakıldığında gelir dağılımının her yıl düzeldiğini, zengin ile fakir arasındaki uçurumun kapandığını kaydetti.

Sosyal destek mekanizmalarının her geçen gün daha da büyüdüğünü ifade eden Babacan, üzerinde çalışılan aile sosyal destek uzmanları sisteminin, aile hekimliği gibi her aileden mesul bir uzmanın olacağını söyledi.

Babacan, uzmanların sosyal politika açısından ailelerin her şeyine bakılacağını anlatarak, şunları aktardı:

''Devletin sağladığı bir imkan varsa, aile bunları öğrenmediyse devlet imkanlarıyla o aileyi buluşturacak bir yapıyı kurmuş olacağız. 7-8 bin kişiyle Türkiye'de tüm sosyal destek alması gereken ailelere ulaşmamız mümkün olabilecek. Sosyal desteklerin yanında vergi politikaları da önemli. Yapmış olduğumuz vergi düzenlemeleriyle asgari ücret alan vatandaşımız evliyse ve 3 çocuğu varsa artık biz ondan vergi almıyoruz. Evliyse bir muafiyet, her çocuk için muafiyet imkanı, evli ve 3 çocuk olduğunda asgari ücret olan vatandaşımız, gelir vergisinden fiilen muaf. Eskiden insanlar fiş toplardı ve vergi iadesi alırdı. Kayıt dışılık bununla çözülmüyor. Vergi politikamızı değiştirerek, bu dengeyi kurmuş olduk. Gelir dağılımının düzenlenmesine ilişkin Türkiye'de rekabet eskiye göre daha iyi çalışıyor. Özel koruma alanları yok. Her alanda bir rekabet var. Anadolu'nun her yerinden Türkiye devleri çıkıyor, daha sonra bakıyorsunuz, dünya oyuncusu haline geliyor. Yeni firmalar, iş dünyasının eski büyükleri pek çok alanda zorluyor. Çok sayıda büyük firmamız belli sektörde yoğunlaşmak zorunda kaldı. Son 10-15 yıllık dönemde bu dönüşümü gördünüz.''

Meksika'da kişi başına düşen milli gelirin, aynen Türkiye'deki gibi 10 bin dolar olduğunu belirten Babacan, şunları kaydetti:

''Onların nüfusu yüzde 50 daha fazla. Açlık sınırı altında yaşayan milyonlarca insan var. Kişisel serveti 10 ile 20 milyar dolar civarında olan bir sürü insan var. Meksika ziyaretleriyle iş dünyası yapısıyla ilgili görüşmelerde enteresan uygulamalar gördüm. Bizim yasak gibi gördüğünüz alanlarda kapılar açılmış. O kapılardan belli firmalar geçiyor. Onlar da iyi para kazanıyor. Bizde böyle bir şey yok. Rekabetin çalışması için adımlar atıyoruz. Bu, Türkiye'yi gelir dağılımı açısından daha iyi noktaya getirdi.''

-''Enflasyonun tek hane olması bekleniyor''-

Babacan, enflasyonda geçen seneyi çift haneli rakamla kapatıldığını anımsatarak, ''Biz bunun geçici olduğunu görüyoruz. Merkez Bankamızın analizlerine, açıklamalarına bakıldığında enflasyonun bu yılın sonuna doğru bizim hedeflerimize yaklaşan bir trende gireceğini bekliyoruz. Bunu sadece Merkez Bankamız değil, piyasa oyuncuları da diyor. Hazinemizden borçlanma faizlerine bakıldığında tek haneli faizler. Eğer enflasyonun çift haneli olacağına dair bir beklenti olsaydı Hazine faizlerinin böyle kalması mümkün değildi. Bu işte alıp satan fiilen para yatıranlar da önümüzdeki dönem enflasyonun düşeceği kanaatine sahip. Bu tahmin çalışması mıdır? yoksa fiili bir alışverişin sonucunda zımni ortaya çıkan değer midir? Bu zımni değer yapılan çalışmalardan çok daha güvenilir olabiliyor. Para politikalarının etki alanındaki gelişmelerden de geçici artış.

Sigaradaki vergileri artırdık, Uzak Doğu'dan giyim-kuşam, tekstil gibi ürünleri yüzde 30, kumaş gibi hammadde ürünlerde yüzde 20 artırdık. Bu toplam enflasyonumuzu yarı puan sıçrattı. Biz 'korumacılığa karşıyız' diyoruz ama uzun süre devam ettirilmesi doğru olmayan bir adımımız oldu. Enerji fiyatları arttı, enflasyon etkilendi. Bir defalık olduğu için geçen yılki rakamların bu yılki rakamlara baz etkisi dikkate alındığında, biz de piyasa analistleri de onun düşeceğine inanıyor.''

Cari açıkta, konjonktürel sebeplerin izahının daha kolay olduğunu, yapısal konulara inildiğinde köklü adımların gerektiğini ifade eden Babacan, ''Bu adımlar hemen sonuç verecek adımlar değil. Tasarruf oranlarımız çok düştü. Güven ortamından bahsediyoruz bahsediyoruz ama bu hızlı tüketime sebep oluyor. Kazanmadan harcama yaşanıyor. Geleceğe doğru borçlanıp peşinen harcama görüyoruz. Bu makul büyüklüklerde olabilir ama ölçü kaçacak olursa zamanında tedbir almak gerekiyor'' diye konuştu.

-''Serbest piyasada iyi düzenlenmiş kurallar önemli''-

Ölçünün kaçtığı ülke, hükümet ya da otoritede adım atılmasının zorluğuna işaret eden Babacan, şunları söyledi:

''Herkesin mutlu olduğu dönemde, 'eğlence bitti normale dönüyoruz herkes kendine çeki düzen versin' gibi bu adımlar atılamayabiliyor. ABD'de konut kredileri milli gelirin yüzde 80-90'a ulaştı. Büyük ilanlarda afişlerle 'gücünüz yetmediği halde nasıl ev sahibi olabilirsiniz?', 'maaşın yetmiyor demeyin, ev alın' gibi afişlerle bankalar bunu ilan etti. 100 liralık ev alana 110 lira 120 lira kredi verdiler. Gayrimenkul fiyatları düşünce ne olacak ki düştü ve olan da oldu. İnsanlar evin değeri 80'e indi dediler al anahtarı ev senin olsun dediler. Krizin başlangıcı bu tür adımlar. Serbest piyasa ekonomisi tamam ama belli bir düzende çalışır.

Olimpiyatlara, spor yarışmasına bakın, 'hiçbir kural yok kazananı seçeceğim' diyemezsiniz. Çizgileri çekip sıraya diziyorsunuz, ilaç kullanmış mı test yapıyorsunuz, uymayanları cezalandırıyorsunuz, ondan sonra 'haydi koşun' diyorsunuz. Serbest piyasanın iyi düzenlenmiş dikkatli konulmuş kurallar ve fırsat eşitliğini vermesi önemli. Cari açıkla ilgili tasarruf oranlarının düşmesi problem. Bunun tedbirlerini almaya başladık. 2010 yılından bu yana kredi hacmini daha kontrollü bir artışa sokmak için güzel tedbirler aldılar. İşe yaradı. Öte yandan para politikaları sıkılaştırılmaya başlandı. Bütçe ile ilgili sıkı duruş devam ediyor. Hem bankacılık hem bütçe hem para politikalarında sıkı duruş söz konusudur. Yapısal açıdan bakıldığında 54 milyar dolar petrol ve gaz ithal ettik. Yenilenebilir enerji önemli, gittikçe yaygınlaşıyor. Araştırma geliştirme ve yenilikçiliğe daha fazla kaynak ayırıyoruz. 2010 yılında Türkiye'nin yaptığı harcama milli gelirinin yüzde 0,85 ine ulaştı. AB ortalaması yüzde 2 durumda buluyor.''

-Bireysel emeklilik-

Babacan, yatırım teşvik sisteminin bu sene daha da geliştirildiğini belirterek, sözlerini şöyle sürdürdü:

''Özellikle stratejik sektör diye tanıttığımız sektöre ilişkin teşvikler veriyoruz. Bireysel emeklilik sistemimizi tamamen değiştiriyoruz. Bu yeni sistemde yüzde 25'lik devlet katkısı söz konusudur. Vatandaş 100 lira yatırsa devlet de yanına 25 lira yatırıyor. Bu çok ciddi bir destek, ama o paraya emekliliğine kadar dokunmamak şartıyla. Emeklilikten önce eğer kendi parasına dokunursa, devlet katkısını belli kurallar nispetinde kaybetmektedir. Devlet katkıyı veriyor, ama şartlı veriyor, 'emekliliğe kadar tutarsan bu katkı senin olacak' diyor. Vatandaşın mümkün olduğunca uzun süreler bireysel emeklilik sistemi içerisinde kalmasını sağlamak için. Bununla ilgili düzenleme önümüzdeki salı günü Plan Bütçe Komisyonu'nda görüşülecek. Bizim niyetimiz Meclis tatile girmeden bu düzenlemeleri tamamlayabilmektir.''

Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, yeni bir alanın önünü açtıklarını, bunun ''sat, geri kirala'' alanı olduğunu belirterek, ''Sat-geri kiralada sadece bundan sonra ipotek harcı kadar bir harç ödenecek. Onun haricinde alım-satım harcı söz konusu olmayacak'' dedi.

Babacan, Türkiye Katılım Bankaları Birliği 11. Olağan Genel Kurul Toplantısı'nda yaptığı konuşmada, Hazine olarak üzerinde çalıştıkları kira sertifikalarının katılım bankacılığı sektörüne hem ilave enstrüman imkanı hem de likidite yönetiminde büyük esneklikler sağlayacağını söyledi.

Aynı zamanda bunun piyasasının oluşmasına da destek vereceğini belirten Babacan, Hazine bunu çıkardığında özel sektörün bu alanda daha geniş ve rahat bir çalışma imkanı bulacağını vurguladı.

-Finansal kiralamayla ilgili yasa tasarısı-

Geçen hafta Plan ve Bütçe Komisyonu'ndan çıkartıp, Genel Kurul gündemine getirdikleri bir tasarı bulunduğunu, bunun finansal kiralama şirketleri ve finansal kiralama operasyonlarıyla ilgili bir yasa tasarısı olduğunu kaydeden Babacan, şöyle konuştu:

''Bu, şu ana kadar kanun hükmünde kararnameyle yürüyordu. Şimdi bunu modernleştiriyoruz, daha sağlam hukuki çerçeveye ulaştırıyoruz. Bununla beraber yeni bir alanın önünü açıyoruz. Bu da 'sat, geri kirala'' alanı... Özellikle gayrimenkullerde sat-geri kiralada, hele hele işin sonunda bir de tekrar gayrimenkul devrediliyorsa iki kere tapu harcı çıkıyordu. Önce satarken, işin sonunda geri alırken tapu harcı... Sat-geri kiralada işin sonunda gayrimenkul ilk sahibine dönsün ya da dönmesin bu işlemlerle alakalı biz tapu harcını sadece bir ipotek harcı noktasına indiriyoruz. Bunu Plan Bütçe Komisyonu'nda koyduk, Genel Kurul'da bu şekliyle yer alıyor. Dolayısıyla normal bir ticari bankada ne yapıyorsunuz? Gayrimenkulü ipotek veriyorsunuz, kredi alıyorsunuz. Orada bir ipotek harcı var. Sat-geri kiralada da sadece bundan sonra ipotek harcı kadar bir harç ödenecek. Onun haricinde alım-satım harcı söz konusu olmayacak. Bu, hem şirketlerimizin bilanço yapısına büyük katkı sağlayacak, hem de finansal kiralama yapan şirketlerimize yeni bir alan açacak. Finansal kiralama açısından gayet sağlam bir işlem. Gayrimenkulün tapusunu üzerinize alıyorsunuz, sonra kiralıyorsunuz. Hem şirketler, hem bankalar açısından yeni bir alan açacaktır diye düşünüyoruz.''

-''Hazine sertifikaları hem TL, hem Döviz bazında olacak''-

Katılım bankalarının bunlara bağlı olarak kira sertifikası çıkarmasının da mümkün olabileceğine dikkati çeken Babacan, sat-geri kirala portföyü üzerinden kira sertifikasının içeriye ya da dışarıya çıkarılabileceğini söyledi.

Hazine'nin kira sertifikalarının TL olması yönündeki talebe de değinen Babacan, ''İç piyasada TL olacak, ama aynı Eurobond gibi tamamen yabancı yatırımcılara yönelik, Türkler'in de alabilecekleri döviz bazında dışarıya yönelik olacak. İki alanda düşünüyoruz. İçerde de bunun piyasasının oluşması için ciddi rakamlarda likiditesi olan TL boyutu olacak. Özellikle şu anda dışardan talepler ciddi miktarda söz konusu. Her iki kolda da bunların çalışması olacak'' diye konuştu.

Ali Babacan, ''Şu ana kadar Sermaye Piyasası Kurulu'nda (SPK) kira sertifikası çıkarılmasıyla ilgili toplam 650 milyon dolarlık bir kayıt yapılmış. Özel sektör tamamen... Bunun 350 milyon dolarlık kısmı da tamamlanmış durumda. Bu daha ilk nüve. Bu alan genişleyecek'' dedi.

Kira sertifikalarının dünyada ulaştığı hacmin stok olarak 170 milyar dolar olduğunun altını çizen Babacan, Türkiye'nin bu piyasaya girmesiyle ciddi bir payı alabileceğini düşündüklerini, özellikle dışarıya yapılacak ihraçların cari açığın finansmanı açısından da önemli enstrümanları oluşturacağını söyledi.

-İMKB ile ilgili çalışmalar...-

SPK Yasası ile birlikte İstanbul Menkul Kıymetler Borsası'nı da (İMKB) tamamen yeniden yapılandırdıklarını ve hukuki statüsünü değiştirecekleri İMKB'yi anonim şirket haline getireceklerini hatırlatan Babacan, bunların, özel sektör esnekliğinde çalışabilecek, dünyayla rekabet edebilecek ve İMKB'yi uluslararası bir borsa haline getirebilecek çalışmalar olacağını ifade etti.

İMKB'de her gün kira sertifikalarının işlem göreceği, anlık satıldığı bir piyasa olacağını belirten Babacan, bunun likidite ve söz konusu alanda piyasa oluşması için önem taşıdığını vurguladı.

Altının ekonomik sisteme girmesi konusuna da değinen Babacan, bir süredir bazı katılım bankalarının bu konuda çalışmalara başladığını, Merkez Bankası'nın zorunlu karşılıkların bir kısmının altın olarak tutulabilmesiyle ilgili düzenlemesinin bu işe yeni bir ivme getirdiğini vurguladı.

-''Geçmişte katılım bankacılığına 'üvey evlat' muamelesi yapıldı''-

Doğrudan reel ekonomiye dönük, üretimi destekleyen katılım bankacılığına önümüzdeki süreçte daha büyük görevler düşeceğini ifade eden Babacan, katılım bankacılığının geçmişte çok zor dönemlerden geçtiğini, devletin açık bir şekilde çifte standart uyguladığı ve adeta ''üvey evlat'' muamelesi yaptığı dönemlerin görüldüğünü anlattı.

Başbakan Yardımcısı Babacan, ''O günler artık geride kaldı. Türkiye finans sektörü, son derece dinamik bir sektör. Kurumların hızla çeşitlendiği ve yeni enstrümanlarıyla bir küresel finans merkezi olma yolunda... Finans sektörü, dinamik ve küresel ölçekte en fazla entegre olmayı başarmış bir sektör'' diye konuştu.

Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, ''Devlet tahvilleri ile özel sektör tahvillerini vergi düzenleme açısından eşitleyince ciddi bir alan hızla gelişiyor. Bankalarımız, reel sektör kuruluşlarımız içeride ve dışarıda güzel bir talep de geliyor. Hazine ihraçlarını, özel sektör ihraçları geçebilecek'' dedi.

Babacan, Türkiye Katılım Bankaları Birliği'nin 11. Olağan Genel Kurul Toplantısı'nda yaptığı konuşmada, özel sektörün tahvil ihracının yeni alan açtığını belirterek, ''Devlet tahvilleri ile özel sektör tahvillerini vergi düzenleme açısından eşitleyince ciddi bir alan hızla gelişiyor. Bankalarımız, reel sektör kuruluşlarımız içeride ve dışarıda güzel bir talep de geliyor. Hazine ihraçlarını, özel sektör ihraçları geçebilecek. Bunu bir noktada bekliyoruz. Bu devletin finans yapısında kendine çeki düzen vermesi ve özel sektöre alan açması ile mümkün'' diye konuştu.

Kamunun borçlanma gereğinin yüksek olduğu bir dönemde olunsaydı özel sektörün tahvil çıkartmasının mümkün olmayacağını vurgulayan Babacan, şunları kaydetti:

''Geçtiğimiz hafta BM'de Genel Kurul etkinliği düzenlendi. 2009'daki küresel ekonomiden sonra, ikinci değerlendirme yapıldı. 193 ülkenin katılımıyla bunu gerçekleştirdik. Bundan 6 ay önce bize BM'den gelen teklifte 'bunun eş başkanlığını yapar mısınız?' dediler ve Türkiye orada eş başkan oldu. Buna sadece devlet yetkilileri değil akademisyenler, sivil toplum kuruluşları, iş dünyası temsilcileri de katıldı. Dün ve evvelsi gün OECD Bakanlar Konseyi toplandı. Geçtiğimiz sene ekim ayında Bakanlar Konseyi için aday olmuştuk ve bir hafta-10 gün içinde başkanlığa seçilmiştik. OECD gibi 'zenginler kulübü' olarak adlandırılan organizasyonda Türkiye'nin başkanlık yapması oldukça enteresan ve güzel bir gelişme oldu. Bütün dünya gündeminde yer alan toplantıda Türkiye'nin görünürlüğü adına verdiği katkı önemli oldu. Biz sadece kamu maliyesi, bankacılık değil, uyguladığımız sosyal politikalarla da son derece dikkati çekiyoruz.''

-''AB'den çık' demek, 'kapıdan çık' demek kadar kolay değil''-

Gelecek ayların AB için son derece kritik olacağını belirten Babacan, şunları söyledi:

''2013 yılı da ABD için son derece kritik olacak. 2012 yılı ile ilgili AB kararlar aldı. Bu kararların uygulanıp uygulanamayacağını göreceğiz. Alınan kararları uygulamaya çalışan Hollanda'da hükümet düştü. Arkasından Romanya'da düştü. Arkasından Fransa ve Yunanistan'da seçim yapıldı. Fransa'da kurulan hükümetin henüz ekonomi politikalarıyla ilgili net bir duruşu yok. Seçim söylemleri var, bir de işin gerçeği var. AB zirvesinde büyük hayal kırıklığı yaşandı. Sözler verilmiş, imzalar atılmış, 25 ülke 'tamam yapıyoruz' demiş. Siz 'yeni seçildim değiştirmek istiyorum' demişsiniz. 25 ülkede her yeni seçilen mutabakatları bozacak olursa bu nasıl Avrupa Birliği, bu nasıl Avrupa ülkesi? Daha ciddi duruş ve süreklilik bekliyoruz. İtalya'da güzel reformlar yapılıyor.

İspanya'da yeni hükümet gayret içerisinde ama en sıkıntılı tablo Yunanistan ile alakalı. Yunanistan'ın ne olursa olsun çöküşüne izin verilmemesi gerekiyor. Ülkelerden biri sorun yaşadığında fişini çekiyorsunuz. 'Avro Bölgesi'nden çıkabilirsin' diyorsunuz. 'AB'den çık' demek 'kapıdan çık' demek kadar kolay değil. Bunun Türkçesi bir çöküştür iflasın daha ötesindedir. Yunanistan ekonomisi AB'nin yüzde 2'sidir. AB, toplam büyüklüğünün yüzde 2'sini çözmekte zorlanıyorsa, bu sorun başka yerlere de yansır. Her ülke kendi ev ödevini yapacak. Ciddi bir siyasi liderlik sorunu görüyoruz.''

-''Türkiye küresel İslami finans piyasasında yerini almalı''-

Babacan, Türkiye'de katılım bankacılığının, bankacılık sisteminin çok önemli vazgeçilmez parçası olduğunu ifade ederek, ''Kriz dönemlerinde ayrımcılık gördük, yaşadık. Ancak biz 2005 yılı sonundaki düzenlemelerle katılım bankalarımızla ticari bankalarımızın mevduatını eşitledik. Rekabet noktasında işi zemine ulaştırdık. 2005 yılı sonunda 292 şube sayısı, bugün itibariyle 695'e çıkmış bir şube sayısı var. Personel sayısı 5 bin 747'den 14 bin 124'e çıkmış. Toplam bankacılık sektörümüze baktığımızda toplam şubelerin yüzde 6,6'sı katılım bankalarına ve istihdam edilen personelin 7,2'si katılım bankalarına ait. Sektör içindeki payı 2005 sonunda yüzde 2,4 şu anda 4,6 ama yeterli değil, sadece nereden nereye gelindiğini gösteriyor. Bu ivmenin devam edeceğini tahmin ediyorum'' şeklinde konuştu.

KOBİ kredilerinin yüzde 9,4'ünü katılım bankalarının verdiğini anlatan Babacan, sektörde payına düşenin iki mislini katılım bankalarının sağladığını kaydetti.

Babacan, bütün bu rakamların katılım bankalarının sektör ortalamasına göre daha hızlı geliştiğini gösterdiğini aktararak, şunları dile getirdi:

''Biz bu trendin devam etmesini istiyoruz. Mevcut yeni enstrümanlarla atıl kalmış fonları sisteme kazandırmaları açısından katılım bankalarını önemsiyoruz. 'Katılım bankaları olmasaydı zaten diğer bankalar yapardı' diyemiyorum. Bu bankalar, diğer bankaların erişemediği yerde çalışıyorlar ve sektörü büyüten bir özelliğe de sahip. Yeni SPK Yasası önemli olacak. Daha geniş perspektifi olacak. İstanbul'un dünyanın en büyük 10 finans merkezi olması için hazırlandı. Çalışmalar hız kazanmış durumda bulunuyor. Katılım bankaları, reel sektöre dayalı iş yaptıkları için risk yönetimi açısından farklı noktada bulunuyor. Kar-zarar paylaşımı ekonomideki iniş çıkışlara karşı sigorta görevi görüyor. Kriz dönemindeki IMF raporunda 'katılım bankalarının risk yönetimi açısından daha iyi performans ortaya koyduğunu' söylüyordu. Biz, 1 trilyon dolar büyüklüğe ulaşmış küresel İslami finans piyasasında Türkiye'nin yer almasını istiyoruz.''

-Kira sertifikaları-

SPK'nın kira sertifikalarına ilişkin Nisan 2010 tarihinde tebliğ yayınladığını anımsatan Babacan, sözlerini şöyle sürdürdü:

''Bu özel sektörün önünü açmak için önemli bir adımdı. Geçen yılın başında bu araçlarla ilgili getirdiğimiz vergi düzenlemeleri tetikleyici unsur oldu. Faizli enstrümanlarla, faizsiz enstrümanlar arasındaki vergi adaletini sağladık. 2011 yılının ekim ayında kira sertifikalarının kurul kayıt ücretinin farklılaştırılmasına ilişkin Bakanlar Kurulu kararımızı da çıkarttık. Bugüne baktığımızda artık sektörde ciddi hareketlenme söz konusu. Hazine'nin çıkartacağı kira sertifikaları da sektöre ilave bir enstrüman imkanı sağlayacak. Bu piyasanın oluşmasına da destek sağlayacak. Özel sektör daha geniş bir imkan bulacak. Hazine gösterge olacak ve o gösterge üzerinden kira sertifikaları uygulamaları daha kolaylaşmış olacak.''

BU HABERE YORUM YAZ
 
25 Mayıs 2012 Cuma, 14:20 Misafir yabancı bankaların hisse satmaları çok önemli. çünkü sattıklarında kazandıkları paraları dövize çevirip yurdışına çıkaracakları zaten cari açık yüzünden döviz açlığı olan türkiye daha fazla dövize ihtiyaç duyacak. bu da dövizi daha da arttırır. döviz artınca enflasyonun da aratacağı kesindir. 2012'deki enflasyon hedeflerini yakalamaları mümkün değil. 2012'de de çift rakkamlı bir enflasyon ile karşılaşabiliriz.