Advertisement
PİYASALAR ABONE OL

İSTANBUL (A.A) - 01.10.2010 - Türk Sanayicileri ve İşadamları Derneği (TÜSİAD) Yönetim Kurulu Başkanı Ümit Boyner, ''Türkiye'deki en yerleşik kurumlardan olan TÜSİAD'ın, daha bürokratik vesayetin sürdüğü 1990'larda, bugün ağızlarından bal damlayanlar demokrasinin ne olduğunu çözememişken bu davanın bayraktarlığını yaptığını hatırlatmak da belki yersiz...'' dedi.

TÜSİAD Başkanı Boyner, TÜSİAD YİK Toplantısı'nda son dönemde kendilerine ''hayli anlamsız gelen'' bir ''Anadolu sermayesi'', ''İstanbul sermayesi'' karşılaştırması yapıldığını anımsatarak, asıl büyük ayrışmanın kayıtlı iş yapan sermaye ile kayıt dışı sermaye arasında olduğunu söyledi.

Boyner, ''Bunlardan birincisi kurallara ve çalışanın haklarına saygılıyken, vergisini öderken kayıt dışı sermaye hem bunları umursamaz hem de haksız rekabet yaratarak genel çıkara aykırı bir durumun da ortaya çıkmasına yol açar. Eğer bir mücadeleden söz edilecekse bu, tüm Türkiye sathında kayıtlı ve kayıt dışı sermaye arasındadır' diye konuştu.

TÜSİAD'ın, Anadolu sermayesiyle olan ilişkisine de değinen Boyner, söylenecek çok söz olduğunu, bu noktada TÜSİAD'ın Anadolu'daki gönüllü sanayici ve iş adamları örgütleri ile 1990'lı yıllardan beri süregelen ilişkilerinden ve bu ilişkilerin, sürekli destekledikleri TÜRKONFED çatısı altında kurumsallaşmasından uzun uzadıya bahsetmeye gerek bile duymadığını, ayrıca yönetim merkezleri Anadolu'nun çeşitli şehirlerinde bulunan ve başarılarıyla temayüz etmiş üyelerinin sayısını hatırlatmayı da anlamsız bulduğunu ifade etti.



-''BİR GECEDE DEMOKRAT OLUNMUYOR...-''



Ümit Boyner, konuşmasını şöyle sürdürdü:

''Türkiye'deki en yerleşik kurumlardan olan TÜSİAD'ın, daha bürokratik vesayetin sürdüğü 1990'larda, bugün ağızlarından bal damlayanlar demokrasinin ne olduğunu çözememişken, bu davanın bayraktarlığını yaptığını hatırlatmak da belki yersiz. Sonuçta bu mücadeleler ülkenin ve toplumun genel çıkarları gözetilerek verilen, bizim yükümlülüğümüz sayılması gereken mücadelelerdi. Bize bu sorumluluğu yükleyen toplum içindeki yerimiz idiyse, mücadeleye iten de dünyayı kavramamızdı. Soğuk savaş sonrasında dünyanın itibarlı ülkeleri arasında yer almanın insan haklarına ve özgürlüklere saygıda, kısaca Kopenhag kriterlerinden geçtiğini kavramamızdı. Bu yeni dünyada piyasaların düzgün şekilde, yersiz ve faullü müdahalelerle engellenmeden çalışabilmeleri için iyi işleyen bir demokrasi ve hukuk sistemi vazgeçilmez şartlardı. Bugün piyasa-demokrasi-hukuk arasındaki bu temel ilişkinin geçmiştekinden bile daha önemli olduğuna inanıyoruz.

O zamanlar ve hatta şimdi Türkiye'yi, kurulmakta olan yeni küresel düzen içinde layık olduğu yere konumlandırmanın köklü değişimlerden geçtiğini kabullenip bunu kamuoyuna anlatmak bizim işimizdi. Tıpkı AB projesinin Türkiye'yi kanatlandıracağını, normalleştireceğini, dünyadaki profilini yükselteceğini savunmanın olduğu gibi... Bunları görebilmemizi artık olgunlaşmış, kurumlaşmaya başlamış, çevreye, dünyaya daha çok dikkat etmenin önemini kavramış şirketleri yöneten iş insanları olmamız sağladı. Bir gecede demokrat olunamıyor. Kişiler ve kurumlar ancak zaman içinde tecrübe kazandıkça ortak akıl üretebilecek kapasiteye kavuşuyorlar. Kısacası bir ülkenin kurumsal ve insan sermayesi kolay şekillenmiyor. Zira yalnızca eğitim ve para insan sermayesini şekillendirmek için yeterli olmuyor. Tecrübenin, algıların, duyargaların açık olmasının, dünya ile etkileşim ve iletişim içinde olmanın değerinin maddi bir ölçüsü yok.''



-''ÜLKE ÇIKARLARINA AYKIRI...''-



TÜSİAD Başkanı Boyner, önümüzdeki dönemde mali kaynaklar kadar, müteşebbislik ruhu, bu ruha yol açacak koşulların sağlanması ve insan sermayesinin geliştirilmesinin kalkınma gündemlerinin ön sıralarında yer alacağını belirterek, ''Türkiye'nin teknoloji üreten ülkeler arasına girip girmeyeceğini, rekabetin önünü açıcı politikaların katkısıyla sermayenin bu yönde mobilize edilip edilmeyeceği belirleyecektir. Böyle bir durumda sermayenin el değiştirmesi gibi, kendi tarihimizde çok çarpıcı ve olumsuz yankıları olan sözleri kullanmanın ülke çıkarlarına aykırı düştüğünü kayda geçirmek istiyorum'' şeklinde konuştu.

Beklentilerinin ve destekledikleri yaklaşımın sermayenin tabana yayılması ve bu şekilde bölgesel gelişmişlik farklarının azaltılması yönünde mesafe katedilmesi olduğunu vurgulayan Boyner, şu görüşleri dile getirdi:

''Üzerinde asıl mesai harcamamız gereken konular ise geleceği kuracak atılımlarla ilgilidir. Devlet, teşebbüs ruhunu ezmeden düzenleyici rolü ve teşvik mekanizmalarıyla kök hücre araştırmalarına, genetik dalındaki uçsuz bucaksız çalışma alanlarına destek verecek. Geleceğin dünyası alternatif enerji üretebilen, elektrikli otomobil teknolojisini en hızlı geliştiren ve uygulamaya sokabilen ekonomilere, toplumlara ait olacak.''