Advertisement

Krizler şekil değiştirse de her zaman iş hayatının bir parçası olmuştur ancak bu kez ekonomik değil, insanlığı ilgilendiren bir krizle karşı karşıyayız. Dolayısıyla bu salgın, sağlık noktasında bağışıklık sistemimizin güçlendirilmesiyle birlikte ekonomik, sosyal ve ruhsal bağışıklık sistemimizin de güçlenmesi gerektiğini hatırlattı. Kalıcı bir tedavinin yani ilaç ya da aşı bulunmasının zamanlaması, krizden ne zaman çıkacağımızı da gösterecek.

Dünyanın hazırlıksız yakalandığı olağanüstü günlerden geçiyoruz ve elbette böyle dönemlerde olağanüstü tedbirler almamız gerekiyor. Öncelikle Korona Salgını gibi insani kriz dönemlerinde doğru ve sağlıklı bilginin, şeffaf bir şekilde aktarılmasının STK’ların misyonu olduğunu düşünüyoruz. Bu dönem bize aynı zamanda küresel sorunların ancak küresel iş birlikleri ile çözüleceğini de gösterdi. Tek başına ülkelerin Korona Sonrası gelecek kurguları kendi kapasitelerine göre şekillense de her ülkenin eşit bir başlangıç noktasında buluştuğu bir dönemi yaşıyoruz. Toplumun kurumsallaşmış sesi olan STK’ların, kapsayıcı ve katılımcı bir şekilde süreçlere katkı vermesinin ne kadar hayati olduğunu gördük. Çok konuşanın değil, çok dinleyenin sorunlara çözüm bulacağı sürdürülebilir bir hayatın başlaması için güçlü bir iradenin de toplumda ve iş dünyasında oluştuğunu gözlemledik.

Hayatın eskisi gibi olmayacağını zaten bir süredir devam eden dijitalleşmenin, Korona Salgını ile bir mecburiyete dönüşmesi gösterdi. Anadolu’da 300 kişilik konferans, toplantı ve etkinlikler ile görüşmelerimizi, dijital platformlardan daha verimli yapmaya başladık. Bu süreç güçlenerek devam edecektir. Dijitalleşmenin artacağı, insan odaklı iş modelleri ile sektörler ve üretim süreçlerinin değişeceği bir dönem başladı. Değişim kaçınılmaz artık. Değişen, kendini dönüştüren ve hızlı aksiyon alanlar, bu süreci en az hasarla atlatacak. Geçmiş kriz yönetimi davranışlarımız ve aldığımız aksiyonların değişmeyeceğini düşünenler, büyük bir hayal kırıklığı yaşayacak. Kurumsal kriz yönetimi ve yönetişimi de, değişimin yarattığı yeni normale göre, eylem planlarımızın yeniden gözden geçirilmesini zorunlu kılıyor.

Yeni iş modelleri ile yaratıcı ve teknolojik alanda tüm sektörlerin yeniden yapılanması gerek insan gerekse de altyapı alanında kaynak dağılımında yeni bir reorganizasyona gitmeyi zorunlu kılıyor. Bu dönemde aldığımız kararlar ve seçimlerimiz geleceğimizi belirleyecek. Her kurum yeni normale göre hazırlık ve planlama yapma, bununla birlikte karar verip hızlı aksiyona dönüştürme refleksini kazanmak durumunda…

Diğer taraftan, salgın sürecinde öğrendiklerimizin, profesyonel gelişimimiz açısından önemli faydalar sağlayacağına ve iş dünyasına yeni beceriler kazandıracağına inanıyorum. Türkiye’deki KOBİ’lerin büyük çoğunluğunu aile şirketleri oluşturuyor. Bu şirketlerimizin sürdürülebilirliği için kurum kültürünü korurken zamanın ruhuna da ayak uydurabilmeleri çok önemli. Yani bir zihniyet değişikliği şart. Tüm aile şirketleri kendi usulünce ama mutlaka uzlaşı ve girişimcilik konularına eğilmeli ve kurumsal kültürlerini bu iki temel ve evrensel değer üzerine kurmalılar. Bunun için öncelikle bugüne kadarki ezberlerimizi bir kenara koyup, yeniden öğrenmeye, denemeye ve yanılmaya hazır olmamız gerekiyor.

Orhan TURAN

TÜRKONFED Yönetim Kurulu Başkanı