Boyner: Türkiye reformlarını daha fazla erteleme lüksüne sahip değil
-
TÜSİAD Başkanı Ümit Boyner, Türkiye'nin, siyasi takvimine esir olup reformlarını daha fazla erteleme lüksüne sahip olmadığını belirtti
ANKARA (A.A) – 10.12.2010 – TÜSİAD Başkanı Ümit Boyner, Türkiye'nin, siyasi takvimine esir olup reformlarını daha fazla erteleme lüksüne sahip olmadığını belirterek, ''Gidişat belli, riskler ortada, tehditler ciddidir. Kısa vadeli siyasi hesap, kimsenin hesap yapamaz duruma geleceği bir geleceğin tohumlarını ekebilir'' dedi.
Ankara Sheraton Otel'de başlayan TÜSİAD Yüksek İstişare Konseyi (YİK) Toplantısının açılışında bir konuşma yapan TÜSİAD Başkanı Ümit Boyner, sözlerine ''Yeni bir yıla hazırlanırken sizlerle geleceğe yönelik öngörülerimizi, kaygılarımızı, önerilerimizi paylaşmak istiyorum. Bunu yaparken bir bilanço çıkarmamız da gerekecek'' diye başlayan Boyner, TÜSİAD olarak 2011 seçimlerine kadar çalışmalarını iki konuda yoğunlaştırdıklarını, seçimlerden önce bunların sonuçlarını paylaşmaya hazırlandıklarını söyledi.
Bu konulardan ilkinin, Türkiye'nin uzun vadede daha rekabetçi, verimlilik tabanlı ve kaliteli istihdam yaratacak yeni bir büyüme stratejisine sahip olması olduğunu söyleyen Boyner, bu stratejinin geliştirilmesi ve uygulamaya geçişinde devlet ve özel sektörün bir görev bölümü yapması gerektiğine inandıklarını kaydetti. Diğerinin ise Türkiye'nin demokratikleşme projesinin devamı, yeni anayasa ve reformlarla her anlamda hem siyasi hem ekonomik hem sosyal olarak lig atlamasına engel olan demokrasi açığının kapatılması olduğunu bildirdi.
TÜSİAD olarak yeni Türkiye vizyonlarını ortaya koymanın zamanının geldiğine inandıklarını belirten Boyner, önlerindeki süreçte dünya düzeninin yeniden şekilleneceğini, ekonomik ve stratejik güç dağılımı mimarisinin belirginleşeceğini ve burada ABD'nin başat olduğu tek kutuplu dünya tedavülden kalkarken, soğuk savaş sonrası belirsizliğin sona ereceğini kaydetti. Her ülkenin bu yeni dönem için kendisine bir pozisyon belirleyeceğine işaret eden Boyner, ''Türkiye, bu şekillenen düzen içinde gelişmelere nasıl tepki vereceğini değil, nerede yer alacağını belirlemek durumundadır'' dedi.
Bu açıdan yedi ay sonra yapılacak 2011 genel seçimlerinin tarihi önem taşıyacağını belirten Boyner, her ne kadar 2020 yılına kadar ortalama 18 ayda bir seçim yapılacak olsa da bu dönemin Türkiye'sinin harcının 2011 parlamentosu tarafından karılacağını söyledi.
Gerek tarihi tecrübesi, gerek insani birikimi, gerekse stratejik konumu nedeniyle Türkiye'nin, tarihin akışını değerlendirenler arasında olması gerektiğini belirten Boyner, kendilerini 2001 yılından 2008'e, hatta bugünlere taşıyan on yıllık programın başarısını sağlayan şartların ve konjonktürün artık değiştiğini ifade etti. Boyner, bu kez bir krizin Türkiye'yi vurmasına izin vermeden, yeni bir programın şekillendirilmesi gerektiğini anlattı. Türkiye'nin önüne kapsamlı bir kalkınma stratejisi, yeni bir ekonomik model koyulması, krizin ardından oluşan küresel iş bölümünde Türkiye'ye yakışan yeri almak için hazırlıkları hızlandırmaları gerektiğini belirten Boyner, bu hedefe ulaşmak için tüm kaynakların seferber edilmesi gerektiğini bildirdi. Boyner, ''Bu söylediklerimin meali şudur: 2010'lu yılların gerçeklerini doğru değerlendirip üzerimize düşeni yapmak zorundayız. Yeni bir kalkınma modeli arayışına uygun olarak küresel şartlarla uyumlu bir büyüme stratejisi tanımlamalıyız'' dedi.
-''AB ÜYELİK HEYECANININ YERİNDE YELLER ESİYOR''-
Konuşmasında, Türkiye'nin dünyadaki konumu hakkında da değerlendirmelerde bulunan Boyner, bir dönem kamuoyunu dalgalandıran ''AB üyelik heyecanının yerinde yeller estiğini'' savundu. Bugün AB ile ilişkilerde gelinen noktada sorunların kaynağı AB olabileceği gibi Türkiye'nin de olabileceğini dikkati çeken TÜSİAD Başkanı, gerekli olanın ise Türkiye'nin ve Türkiye'deki tüm vatandaşların çıkarları için bu reform heyecanını yeniden yaratmak ve reform ateşini yeniden yakmak olduğunu söyledi.
-''TÜRKİYE'NİN STRATEJİK EKSENİNİN KAYDIĞI ALGISI YAYGINLAŞTI''-
Türkiye'nin er veya geç AB üyesi olacağını ifade eden Boyner, bunun için gerekli adımların atılmasına TÜSİAD olarak her zaman destek vereceklerini bildirdi. AB ile ilişkilerde konjonktürel bir soğuma yaşanırken Türkiye'nin komşularıyla ilişkilerini daha kapsamlı, girift ve yakın hale getirdiğini belirten Boyner, bu konuda atılan adımlara değindi. Bölgesel dinamikleri olumlu etkileyen bu adımların uluslararası sistemin küresel mantığına ve Türkiye'nin uzun dönemli çıkarlarına uygun olduğunu belirten Boyner, ''Ancak Sudan lideri Ömer el Beşir'e gösterilen ihtimam ve benzeri görüntüler, İsrail ile yaşanan keskin kriz gibi nedenlerle, Türkiye'nin stratejik eksenini kaydırdığına dair bir algı da yaygınlaşmıştır'' dedi.
Boyner ancak üç hafta önce Lizbon'da gerçekleştirilen NATO zirvesiyle birlikte stratejik açıdan Türkiye'nin yön değiştirmesinin söz konusu olmadığının açığa çıktığını kaydetti.
Yine Lizbon zirvesinde yaşananlar ve tartışılan konuların NATO ile AB ilişkilerinin Kıbrıs tarafından rehin alınmasının sürdürülemez olduğunun da altını çizdiğini belirten Boyner, ''Komşularla sıfır sorun ilkesi çerçevesinde izlenen politikada angajmanlarımızın sürmesinden yanayız. Ancak, bölgesel gerçeklerin çizdiği sınırlara da gelindiği kanısındayız. Komşularımızın birbirleriyle yaşadıkları sorunları Türkiye'nin tek başına ve sadece iyi niyetle çözemeyeceği bellidir'' dedi.
-''KAMU ALACAĞINDAN FERAGAT''-
Türkiye'nin Batılılığı konusunun bir diğer boyutunun daha ciddiyetle tartışılmasından yana olduklarına vurgu yapan Boyner, kendilerine göre Türkiye'nin batılılığı meselesinin yalnızca stratejik anlamıyla değil, Türkiye'nin siyasi sisteminin ve toplumunun sahiplendiği değerler açısından da ele alınması gerektiğini söyledi. Boyner, son on yılda Türkiye'nin demokratikleşme, insan haklarına saygı, bireysel hak ve özgürlüklerin genişletilmesi ve korunması alanlarında hayli mesafe kat ettiğini belirterek sözlerini söyle sürdürdü:
''Son on yılın net bilançosu Türkiye'de sivilleşme yönünde önemli ölçüde mesafe kaydedildiğidir. Ancak hukukun üstünlüğünün tesisi, yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığı, kuvvetler ayrılığının işlerliği, yasamanın temsili niteliğinin artması gibi konularda daha yapılacak çok iş bulunduğu aşikardır. Tıpkı idarenin şeffaflaşması, hesap verme zorunluluğun artması, yolsuzlukların önüne geçilmesi, sivil toplumla istişare mantığının benimsenmesi ve rekabeti bozan kuralsız mali girişimlerle mücadele konularında olduğu gibi.
Örneğin son düzenleme ile kamu alacaklarından pek çok alanda önemli ölçüde feragat edilmesi, özellikle küresel kriz sırasında toplum kesimlerinin kısmen rahatlamasına neden olmuştur. Bu düzenleme keşke yapısal nitelikte bir vergi reformu ya da bu vergi reformunun da içinde bulunduğu bir makro ekonomik uyum paketi ile birlikte sunulabilseydi. Bu tür bir kamu alacağı feragatinin sık başvurulabilecek bir araç olmadığı nettir. Aksi takdirde kurallara uygun davranan vatandaşların zarar görmesi ve kamu gelirlerinde ciddi aşınmalar gündeme gelecektir.''
Bu eksikliklerin giderilmesi gerektiğini belirten Boyner, önümüzdeki dönem için kapsamlı bir vizyona ve buna bağlı cesur adımlara ihtiyaç olduğu inancında olduklarını belirterek, bu vizyonunun ifadesini bulacağı temel metnin ise hiç kuşkusuz yeni Anayasa olacağını anlattı.
-''ANAYASA, DEVLETİ DEĞİL VATANDAŞI KORUMALI''-
''Bu anayasanın mümkün olan en katılımcı yaklaşımla hazırlanması için elimizden gelen gayreti göstereceğiz'' diyen Boyner, tüm bu nedenlerle önümüzdeki dönemde yeni Anayasayı hazırlama yöntemi üzerinde duracaklarını, anayasanın hangi ilkelere göre ve ne tür kurumlarla şekillendirilmesi gerekeceği konularında pozisyonlarını belirleyerek yapacakları çalışmaları kamuoyuyla paylaşacaklarını kaydetti. Boyner, ''Bizim aklımızdaki anayasanın olmazsa olmaz ilkeleri, devleti değil vatandaşı öne çıkarması, devleti değil vatandaşı koruması, sivil ve demokratik bir ruha sahip olmasıdır'' dedi.
Bu atılımın bir parçası olarak Türkiye'deki üç fay hattı yani, ''Din ve vicdan özgürlüğü'', ''kimlik sorunu'' ile ''kuvvetler ayrılığı'' üzerinde tartışma ortamı yaratmaya çalışacaklarını belirten Boyner, bu tartışmanın, Cumhuriyetin ve demokrasinin bugün varmış olduğu noktada hayati bir önem taşıdığına inandıklarını söyledi. ''Cumhuriyet'i daha demokratik kılacak ortak değerlerin neler olduğu, laiklik ve kimlik gibi ilkelerin nasıl tanımlanması gerektiği hakkında bir mutabakat arayışına ihtiyacımız var. Siyasi partilerin ve toplumun temsil niteliğine sahip kurumlarının bu arayışa ve düşünce alışverişine destek vermek ve katkıda bulunmak yükümlülüğü taşıdıkları kanısındayız'' diyen Boyner, tüm siyasi partilerden, artık neredeyse başlamak üzere olan seçim sürecinde yeni anayasa ile ilgili vaatlerinin ne olduğunu, Türkiye vizyonlarının hangi unsurlardan oluştuğunu duymak istediklerini bildirdi.
Boyner, ''yani açıkçası Türkiye halkı olarak artık her seçim döneminde rastladığımız sığ ve niteliksiz atışmaları değil, halkın gerçek kaygılarına cevap verecek vizyonları duymayı ve tartışmayı hak ediyoruz'' diye konuştu.
Siyasi partilerin, Türk Ticaret Kanunu'nun nihayet Meclis'ten geçirilmesi için bir araya gelmelerine benzer güven arttırıcı adımları, seçim yasası, siyasi partiler yasası ve ifade özgürlüğüyle ilgili olarak da yapabileceğini düşündüklerini belirten Boyner, Türkiye'nin Haziran seçimlerine barajı düşürmüş, partilerin iç yapısını ve işleyişini daha özgürlükçü hale getirmiş olarak gitmesi halinde Türkiye demokrasisinin bundan yalnızca güç kazanacağını söyledi.
Yeni bir siyasi mimari, yeni bir anayasa felsefesinin kendileri için ekonomik kalkınmanın rayına oturması açısından önemli olduğunu belirten Boyner, temel meselenin, hukukun üstünlüğünü tesis etmek, yargı sistemini asıl işleyişi ve zihniyetiyle devrimci bir yapılandırmadan geçirmek olduğuna inandıklarını bildirdi.
-SİYASİ TAKVİME ESİR OLMA LÜKSÜ YOK-
TÜSİAD Başkanı Boyner, Türkiye'nin sanayi stratejisi sürecini bir türlü başarıyla tamamlayamadığını belirten Boyner, bunun en temel nedeninin bilgi eksikliği, yani bir sanayi envanterinin bulunmaması olduğunu söyledi.
Konuşmasında, Türkiye'nin, siyasi takvimine esir olup reformlarını daha fazla ertelemek lüksüne sahip olmadığını dile getiren Boyner, ''Gidişat belli, riskler ortada, tehditler ciddidir. Kısa vadeli siyasi hesap, kimsenin hesap yapamaz duruma geleceği bir geleceğin tohumlarını ekebilir'' dedi.
-''KAFKA'YA PARMAK ISIRTACAK KARABASANLAR''-
Zaman aşımına uğraması nedeniyle düşen Kemal Türkler davasına da değinen Boyner, ''Gördüğümüz gibi bir cinayetin mahkemesinin göz göre göre davayı 30 yıllık zaman aşımına uğratacak şekilde uzatılması ve bir ülkede bir zanlının 14 yıldır tutuklu olması adil ve tahammül edilebilecek durumlar değildir. Ölümünün 4. Yılına yaklaştığımız şu günlerde Hrant Dink davasının vicdanımızda derin bir yara olarak durduğunun da altını çizmek istiyorum. Bunlar Kafka'ya parmak ısırtacak karabasanlardır '' dedi.
Böyle işleyen bir yargı mekanizmasının, ekonomik kalkınma için gereken kuralcı, adil hukuk düzeninin işlemesini sağlayamayacağını kaydeden Boyner, adil olduğuna inanılmayan bir adalet sisteminin tasarruflarını Türkiye'de kalıcı, üretken yatırım olarak değerlendirmek isteyenlerin taleplerini karşılayamayacağını bildirdi. Boyner, ''hepsinden önemlisi, adalet mefhumunu yitirmiş bir toplum, kendisini toplum yapan bağların çözülmesi tehdidiyle karşı karşıya demektir'' diye konuştu.
-''HATA YAPMA LÜKSÜMÜZ YOK''-
Yeni büyüme stratejisine ilişkin önerilerde de bulunan Boyner, son küresel krizin ardından, artık krizler ile mücadele eden bir Türkiye'den, yüksek ve sürdürülebilir nitelikte kalkınabilen bir Türkiye için yeni bir kalkınma vizyonuna ihtiyaç olduğunu söyledi. ''Bu modelde makro politikalarda artık hata yapma lüksümüz yoktur'' diyen Boyner, verginin adil ve şeffaf toplanmasını, devletin her noktada vergi ödeyene hesap vermesi, kamu hizmetinde kalitenin artırılması, kamu harcamalarında üretkenliği desteklemesi, para politikasının özerk Merkez Bankaları tarafından yürütülmesi ve kur'un bir refah aracı olarak düşünülmemesi gerektiğini bildirdi.
TÜSİAD Başkanı Ümit Boyner, konuşmasının son bölümünde ise geçtiğimiz günlerde güncelleştirdikleri Demografi Raporu'nun içeriği hakkında bilgiler verdi.