Advertisement

Avrupa ve Asya’da birçok ülkede COVID-19 salgını zirve noktasını geride bırakmaya ve dalga inişe geçmeye başladı. İtalya, İspanya gibi bu salgında ağır darbe yemiş ülkeler yavaş yavaş hayatı ve ekonomiyi normale döndürmenin yollarını planlıyorlar. Ülkemizde de salgına karşı etkili bir mücadele veriliyor. Özellikle tedavi konusunda doktorlarımız ve tüm sağlık görevlilerimiz özveriyle, canları pahasına çalışarak büyük başarılara imza atıyor. Eğer beklenmedik bir gelişme olmazsa yaklaşık Mayıs sonu itibariyle Türkiye’nin de normale dönme sürecinin başlamasını bekliyoruz. Ancak dünya ve Türkiye nasıl bir “normale” dönecek? Yanıtlanması gereken soru bu.

Bu yılın ilk çeyreğinden itibaren pek çok ülkede mal ve insan hareketleri, ticaret bazı temel ihtiyaçlar dışında durdu ve üretimi çok büyük ölçeklerde azaldı. Temel gıda ve ihtiyaç maddeleri satanlar dışındaki mağazalar, oteller, restoranlar kapatıldı. Buralarda sosyal sigortalı veya kayıt dışı çalışan pek çok insan işsiz kaldı. Birçok insan geçim kaynağını yitirdi. Her ölçekte şirketler ağır bir darbe aldı. İşlerin sürdürülebilirliğini sağlamak, kredi ve borçları ödemek açısından ciddi sorunlar iş dünyasını bekliyor.

Öte yandan izolasyon ve sosyal mesafe kuralları gereğince beyaz yakalıların büyük çoğunluğu evden çalışma düzenine geçti. Toplantılar elektronik ortamlarda yapılmaya başlandı. Uzaktan çalışma daha önceden de başlamış olan bir eğilimdi, ancak koronavirüs salgınıyla birlikte zorunlu olarak on milyonlarca insana yaygınlaştırıldı. Bu dönemde şirketler ve kamu kuruluşları evden çalışmanın artılarını ve eksilerini daha iyi değerlendirebilir hale geldiler. Mavi yakalılar ise sağlık kurallarına dikkat göstererek ve iş süreçlerini COVID-19 koşullarına uyarlayarak çalışıyorlar.

Yeni dönemde ekonominin çarklarını döndürmek, insanları yoksulluktan kurtarmak için ciddi bir kamu desteği, inovatif yeni iş modelleri gerekecek. Etkinin tam boyutları salgının süresine ve alınan önlemlere bağlı olacak, ama bazı tahminler yapılıyor. Örneğin IMF, 2019'da yüzde 2,9 büyüyen küresel ekonominin, koronavirüs salgını nedeniyle 2020'de yüzde 3 küçüleceği tahmininde bulundu. IMF’nin "Küresel ekonomik görünüm" raporunda Türkiye için de yüzde 5 küçülme ve yüzde 17,2 işsizlik oranı öngörülüyor.

Eğer Türkiye’ye odaklanırsak, şimdiye kadar alınmış olan önlemlerin çok önemli ve değerli olduğunu söyleyebiliriz. Vergi ve kredi ödemeleriyle ilgili ertelemeler şu an için reel ekonomiye bir soluk aldırıyor. Ancak şunu unutmayalım; Haftalarca iş yapamayan şirketler birkaç ay sonra kredi ve vergi ödeme zamanı geldiğinde bu ödemeleri yapmakta zorlanacaklar. İnsanlar temel ihtiyaçlarını ve faturalarını ödemede hiç kuşkusuz zorluk yaşayacaklar. Dolayısıyla Hükümet’in çok daha fazla kaynakla reel ekonomiyi desteklemesi gerekecek. Elbette finans sektörüne de çok önemli görevler düşüyor bu zor dönemde. Biliyoruz ki reel sektör olmazsa, finans sektörü de olmaz.

Bir noktaya özellikle dikkat çekmek gerekiyor. Beyaz yaka olsun, mavi yaka olsun böyle dönemlerde işlerini ilk kaybedenler genellikle kadınlar oluyor. Zaten COVID-19 nedeni ile ağır darbe alan turizm, konaklama, perakende, eğlence gibi sektörlere baktığımızda bu alanlarda kadınların ağırlıklı bir şekilde istihdam edildiklerini ve kadın girişimcilerin iş kurduklarını görüyoruz. Dolayısıyla kadınlar bu krizden çok etkileniyorlar.

Kriz sonrası ekonomiyi yeniden canlandıracak önlemler planlanırken, ekonomideki kadın varlığını geriye götürmemeye, tam tersine, korumaya ve güçlendirmeye özen göstermek lazım.

Birleşmiş Milletler Kadın Birimi ve OECD’nin de yayınladığı raporlarda belirtildiği üzere dünyada sağlık ve sosyal hizmet çalışanlarının %70’i kadınlar; kayıt dışı istihdamın çoğunluğu kadınlar” ve bu sebeple öncelikle dünyada kadın istihdamını destekleyecek tedbirler alınması gerekiyor ve iş gücüne katılım için bu politikalar planlanarak uygulanırken cinsiyetler arasında fırsat eşitliğini kollamaya dikkat edilmesi gerekiyor. İstihdamda, girişimcilikte, ticarette kadınların önündeki dezavantajlar kaldırılmalı. Bu dönemde öne çıkan esnek çalışma biçimleri yeni dönemde korunmalı. Aynı zamanda, kayıt dışı, yarı zamanlı veya mevsimlik çalışan kadınların yeniden ve daha iyi koşullarda istihdam edilmesi önem taşıyor.

COVID-19’un belki tek olumlu etkisi iş dünyasındaki dijitalleşme sürecine çok güçlü bir ivme katmış olması. İş süreçlerinde dijitalleşmeye yatırım yapmanın ne kadar önemli olduğu görüldü. Salgın sürecinde uzaktan çalışma uygulamasını etkin yönetebilen şirketler salgın geçtikten sonra da bu şekilde çalışmaya devam edebilirler. Özellikle küçük ve orta ölçekli şirketler ofis için gayrimenkul kiralamaya veya satın almaya, video konferans olanağı varken yolculuk yapmaya, bütün bunların maliyetine gerek olup olmadığını sorgulayabilirler. Ancak uzaktan çalışmanın siber güvenlik açısından yarattığı sorunlar ve bireyler için konunun psikolojik boyutları bulunuyor. Dolayısıyla konunun her boyutuyla tartışılacağını tahmin ediyorum. Her şeye rağmen yeni dönemde uzaktan çalışmanın eskisine göre daha yaygın olmasını bekliyorum.

Dijitalleşmenin ivme kazanması kadınlar için iyi haber. Çünkü teknoloji kadınlar için iş dünyasındaki cinsiyet eşitsizliğine karşı dengeleyici, koşulları biraz daha eşitleyici bir etken oluşturuyor. Dolayısıyla girişimci olan veya profesyonel çalışan kadınların teknolojiden daha fazla yararlanabilmesi şimdikinden daha da fazla önem kazanacak önümüzdeki dönemde.

Kadın girişimcileri teknoloji, ticaret ve tarım alanlarında desteklemek, onların toplumsal ağ ve dayanışmalarını güçlendirmek KAGİDER’in temel stratejilerinden biridir. Zira yeni dünya düzeninde tarım da teknoloji kadar önemli olacak. Yeni dönemde stratejilerimizi kararlılıkla uygulayacağız ve ekonominin tekrar ayağa kalkmasına katkıda bulunmak için çalışacağız.

Sadece Türkiye’nin değil bütün ülkelerin COVID-19 krizini atlatmaları ve yeniden kalkınma yoluna girmeleri, bu sürece herkesi eşit şekilde dâhil etmekle mümkün olacaktır. Kadınların yeniden toparlanma sürecine yapacağı katkı ve ortaya çıkacak yeni dünyada oynayacakları rol vazgeçilmez bir öneme sahiptir. Kadınların ekonomideki varlığını ve gücünü artırabildiğimiz ölçüde gelecekteki benzer şoklara karşı ekonominin direnci de güçlenecektir.

Emine ERDEM

KAGİDER Başkanı