İrfan Donat

Growtech'ten tarımın bugünü ve yarınına dair notlar

Geçtiğimiz hafta Antalya’da gerçekleştirilen Growtech Eurasia 18’inci Uluslararası Sera, Tarım Teknolojileri ve Hayvancılık Ekipmanları Fuarına ikinci gününde katıldık.

Oldukça yoğun bir katılım gözlemlediğimiz fuarda tohumdan mekanizasyona, bitki besleme ve korumadan seracılığa kadar birçok alanda sektör temsilcilerinin nabzını tutma şansımız oldu.

Çok sayıda çiftçimizle de sohbet etme fırsatı bulduğumuz fuar, tarım sektörünün bugünü ve yarını açısından bize önemli ipuçları verdi.

Öncelikle şunu belirtmekte fayda var.

Fuarda standı bulunan şirketlerden tutun da fuara katılan üreticilere kadar paydaşların söylediği ortak şey sektördeki öngörülebilirlik sorununun artması.

Üretici hem yüksek maliyetler hem de ürünlerinin düşük satış fiyatları arasında sıkışıp kalmış durumda.

Mevcut şartlarda üretimi devam ettirmenin zorlaştığını dile getiriyor. Tabii bunun direkt yansımasını fuara katılan şirketlerde de hissediyoruz. 

İhracat yapan şirketler bir nebze daha iyi durumda olsa da iç piyasaya çalışan firmalar çiftçinin mağduriyetinden olumsuz etkilenmiş durumda. 

Özellikle tohumdan gübreye, yemden zirai ilaca kadar iç pazardaki satışlarda yüzde 25-30’lara varan düşüşlerden söz ediliyor.

Bu da tarım sektöründe ikinci çeyrekteki yüzde 1,5 daralmanın önümüzdeki dönem de devam edeceğinin bir sinyali niteliğinde.

Kısacası tarım piyasalarındaki dengesizlik sektör paydaşları arasında bir etki-tepki yaratmış durumda. Kırsaldaki sorunlar çözülmediği sürece üreticiden tüketiciye sektörün tüm paydaşları mevcut tablodan olumsuz etkileniyor.

Öte yandan sektör temsilcileri her şeye rağmen motivasyonunu yüksek tutmaya çalışıyor.

Fuar kapsamında “Türk Tarımında Fırsatlar” konusunun konuşulması buna bir örnek.

Türkiye’nin önde gelen yerli ve milli tohum şirketlerinden Yüksel Tohum’un İş Geliştirme Müdürü Ziya Yıldız, tohumculuk sektörünün gözünden tarımın kısa bir SWOT analizini ortaya koydu. 

Sektörün güçlü yanlarını değerlendirirken Anadolu’daki iklim çeşitliliği ve arazi varlığına değinen Yıldız, yine biyoçeşitlilik ve ülkedeki genç nüfusu sektörün güçleri yönleri arasında tanımladı.

Artan nüfus ve buna paralel olarak artan tüketim, ülkelerin kendi gıdalarını yetiştirme talebini fırsat olarak yorumlayan Yıldız, bürokrasideki hantal yapı ile üniversite ve araştırma enstitülerinin yeterince sektörün içinde olmamasını da zayıf yönler arasında sıraladı. 

Yıldız, “Bu alanda deneyimimiz çok az. Ar-Ge kültürümüz zayıf. Firmaların birlikte iş yapma becerisi ve isteği düşük. Ortak bir laboratuvar bile kuramıyoruz” dedi. 

Sektörün tehditleri arasında ise yüksek girdi maliyetlerini gösteren Yıldız, genç nüfusun arazide çalışmak istememesi ve tarımsal üretimden kopmasını da tehditler arasında sıraladı.

DERS NOTU VE SINIFI GEÇMEK 

Dış ticaretin önünü açacak kamu desteğine ihtiyaç duyulduğunu belirten Yıldız, Türkiye’de tohum pazarının yaklaşık 1 milyar dolarlık bir hacmi olduğunu ve dünyadaki pazarın 50 milyar doları aştığını hatırlattı.

Yıldız, Türkiye’nin tohum ithalat ve ihracat dengesinden bahsederken güzel bir örnek verdi.

Türkiye açısından son 10-15 yılda tohum ihracatında ciddi artışlar yaşandığını ifade eden Yıldız, “185 milyon dolarlık ithalatımız ve 136 milyon dolarlık tohum ihracatımız söz konusu. Her ne kadar son yıllarda tohum ihracatımız hızlı şekilde artsa da örnek verirsek birinci sınavda ‘bir’ alıyoruz, ikinci sınavda ise ‘iki’. Baktığımızda notumuzdaki artışımız yüzde 100 ama hala sınıfı geçemiyoruz. Demek ki daha çok çalışmamız lazım” dedi.

BİLGİYE ULAŞMAK MI BİLGİ ÜRETMEK Mİ?

Tıpkı diğer sektörlerde olduğu gibi bilgi ve verinin tarım ve gıda açısından her geçen gün daha önemli hale geldiğine dikkat çekilen organizasyonda “Önemli olan bilgiye ulaşmak mı yoksa yeni bilgiler üretmek mi?” sorusunun yanıtı arandı.

Sera Konstrüksiyon, Donanım ve Ekipman üreticileri ve İhracatçıları Derneği (SERKONDER) Başkanı Bülent Aytekin ise hem iç hem de dış pazara yönelik tabloya dikkat çekti.

Girdi maliyetleri yükselirken üreticideki sebze ve meyve fiyatlarının artmamasının üretici açısından yatırım iştahını azalttığını ifade eden Aytekin, iç pazardaki sera yatırımlarının 5-10 yıl öncesine göre azaldığını dile getirdi.

Aytekin, “Üreticilerin yatırımının artması için yatırımdan para kazanacağına inanması lazım” dedi.

Türkiye’deki 600 bin dönüm kapalı sera alanının sadece yüzde 3’ünün (18 bin dönüm) profesyonel sera olduğuna dikkat çeken Aytekin, son dönemlerde sadece muz ve bazı tropik meyve sera yatırımlarında artış olduğunu söyledi.

Türkiye’de organize sera bölgelerinin oluşturulamamasından yakınan Aytekin, hem maliyetlerin yönetimi hem de pazarlama açısından bunun gerekli olduğunu savundu.

Aytekin, “Seradaki giderlerin yaklaşık yüzde 35-40’ı enerji kaynaklı. Sera firmaları aynı bölgede toplanıp maliyetlerini daha iyi yönetebilir. Ziraat mühendisleri ortak şekilde kullanılabilir. Mevcut seralar da modernize edilirse sektör bu şekilde gelişir ve büyür” diye konuştu.

Rusya ile birlikte Orta Asya’daki Türki Cumhuriyetlerde seracılık yatırımlarının hızla arttığına vurgu yapan Aytekin, “Artık birçok ülke yaş meyve sebzeyi ithal etmek yerine kendisi üretmek istiyor. Gıda güvencesinin önemini kavrayan birçok ülkede bu alandaki yatırımlar yukarı yönlü bir trend izliyor” dedi.

SERKONDER üyelerinin ortalama 20 ülkeye anahtar teslim profesyonel sera projeleri geliştirdiğini kaydeden Aytekin, bazı firmaların 80 ülkeye ihracat gerçekleştirdiğini belirtti.

Sektörün uluslararası arenada fiyat-kalite açısından rekabet avantajı olduğunun altını çizen Aytekin, Türkiye’nin bu alanda ciddi bir know-how ihracat potansiyeli olduğuna dikkat çekti.

Bu arada, seracılıkta Avrupa'da İspanya ile ikinci sırada, dünyada ise dördüncü sırada yer aslan Türkiye’nin, gelecek 10-20 yılı da iyi hesaplaması ve bu alandaki oyun planını iyi kurması gerekiyor.

Zira Türk şirketlerinin kurulum yaptığı ülkelerde 10 yıl sonra en az 150-200 bin dönüm profesyonel seraların olacağını ifade eden Aytekin’in sözlerinden yaş meyve ve sebze ihracat pazarı açısından yarını iyi hesaplamak ve kurgulamak gerektiği sonucu çıkıyor.

Antalya Ticaret ve Sanayi Odası (ATSO) Yönetim Kurulu Üyesi Hüseyin Eroğlu ise tarım ve gıda sektörü açısından Ar-Ge ve inovasyon tarafına daha fazla ağırlık verilmesi gerektiğini söyledi.

Sektördeki girişimcilerin iş fikirlerini hayata geçirmeleri için “İş ve İnovasyon Merkezi” kurduklarını dile getiren Eroğlu, girişimcilerin en yeni teknolojik ekipmanlarla prototip geliştirmelerine imkan verecek bir donanım oluşturduklarını ifade etti.

Eroğlu, “Ege Üniversitesi Teknoloji Transfer Ofisi ve Protelye, İzmir Büyükşehir Belediyesi Meslek Fabrikası, Ankara Teknopark bünyesindeki Nar Kuluçka Merkezi, ODTÜ Teknokent gibi benzer örneklere sahip merkezleri inceledik. Yurtdışı örnekleri araştırdık. Bu bilgiler ışığında iş modelimizi ve gerekli makine parkını oluşturduk” dedi.

Tabii mesele sadece bina yapmak ya da makine parkını oluşturmak değil.

Bunun içine bilgiyi, bilimi, Ar-Ge'yi de katmak lazım. 

O yüzden yetkin kişilerin Merkez’e davet edilerek eğitim ve atölye çalışmaları alanında yeni teknoloji ve bunların kullanılması konusunda eğitimler düzenleneceğini kaydeden Eroğlu, “Girişimcilere oluşturulacak ön kuluçka merkezi ile uygun ortam tahsis edilecek, başarılı iş fikirlerinin en doğru yapı ile teknopark veya kuluçka merkezlerine yönlendirilmesi sağlanacak” dedi.

Burası önemli…

Zira tarımsal üretimde maliyeti düşürecek, verimi ve kaliteyi artıracak yeni teknolojiye, ekipmanlara ihtiyaç var.

Artık ABD, Hollanda, İsrail gibi tarım ve gıda sektöründe adından başarı ile söz ettiren ülkelere baktığımızda parayı ürettiği ürün kadar o ürünlerde kullanılan teknolojiyi ihraç ederek kazanıyor.

Yani tarımda en değerli emtia know-how olmaya başladı.

Eroğlu, süs bitkileri tarafındaki fırsattan da bahsetti.

Türkiye’nin 87 milyon dolarlık süs bitkisi ithal ettiğini hatırlatan Eroğlu, “Halbuki biz bunları Türkiye’de üretebiliriz. Atıl durumdaki hazine arazilerinin süs bitkisi üreticilerine kiralanması ile ithalat rüzgarını ihracata çevirebiliriz" dedi.

30 ülkeden 800 firmanın katıldığı Growtech Fuarı’nda sektörün tüm paydaşlarıyla görüşerek tarım sektörünün genel gidişatını anlama fırsatımız oldu.

Growtech Fuarında öne çıkan notlar:

*** Growtech fuarında, 'Tarım ve Teknolojinin Global Buluşması' ana temasıyla 'Tohumculuk', 'Sera ve Sulama Teknolojileri', 'Bitki Besleme ve Koruma', 'Traktör ve Tarım Makineleri' ile 'Hayvancılık' olmak üzere 5 kategori vardı.

*** Fuarda, yapay zeka ile çalışan uzaktan kumandalı tarım makineleri, çiftlik simülasyonu, ilaçlama ve gözlem yaparak veri toplayan drone gibi cihazların yoğunlukta olması dikkat çekti.

*** Yapay zeka sayesinde üretici bitkinin fotoğrafını çekip, bitkideki hastalıkları öğrenip bitkisini nasıl koruyacağını ve ne gibi önlemler alacağını hızlı ve kolaylıkla öğrenebiliyor. Bu tür sistemleri her geçen yıl fuarda daha fazla görüyoruz. 

*** Fuarda tohum firmalarının domatese 'Fadime', 'Ceren', ‘Figen’, 'Funda' gibi kadın, salatalığa ise 'Ufuk', ‘Kibar, 'Doğuş' gibi erkek isimleri verdiğini gördük. 

*** Konya, Bursa, Kahramanmaraş ve Malatya gibi illerden gelen çiftçilerle konuştuğumuzda fuarda yeni ve farklı ürünler gördükleri için memnun olduklarını söylediler.

*** Fuar, Alım Heyeti Programı’na da ev sahipliği yaptı. Program kapsamında Azerbaycan, Bahreyn, Kırgızistan, Kosova, Lübnan, Sudan, Suudi Arabistan, Tunus, Moldova ve Ürdün'den 29 firma katılımcılarla ikili görüşmeler yaptı.

İrfan Donat

Bloomberg HT Tarım Editörü

idonat@bloomberght.com 

 

Yukarı