TVRadyo
Abdurrahman Yıldırım
Abdurrahman Yıldırım

Ne çektin faizden be Türkiye

Geride bıraktığımız hafta Türkiye ve finansal piyasalar açısından birkaç yönüyle tarihi bir hafta olarak hafızalarda kalacak.
■ Birincisi, dünyanın en büyük havalimanının ihalesi yapıldı. İnşa bedeli 10.2 milyar Euro, 25 yıllık kira bedeli 22.2 milyar Euro, toplamı 36.4 milyar Euro eden bir ihaleden bahsediyoruz. Bu, 48 milyar dolar veya 100 milyar liralık toplam büyüklük ediyor. Bir seferdeki en büyük ihale. 5 yerli ortak 5 yılda tamamlayacak havalimanını. Yerli kaynaklar yanında yabancı finansman kullanımına gidilecek olması, kuru da, kredi kullanımını da, dış borç rakamlarını da etkileyecek bir büyüklüğe sahip.
■ Yine haftanın son günü Türkiye'nin ikinci nükleer santralının inşası için anlaşma imzalandı. Bunun inşa bedeli 22 milyar dolar. 10-15 yıl arasında tamamlanmış olacak. Cari açık yanında dışa bağımlılığı kısmen azaltıcı etkiye sahip bu projenin finansmanının da, daha çok yabancı kaynaklardan karşılanması bekleniyor. Havalimanı gibi nükleer santral da kredi, döviz kuru ve borçlanma rakamlarına benzer bir etkiye sahip olabilecek.
■ Türkiye'nin not artışı beklediği Moody's ve S&P'nin temsilcileri Türkiye'ye kısa bir ziyaret yaptılar. Başbakan'ın ABD'ye ziyareti 16 Mayıs'ta ve son gelişmeler de ortada. Yüzdük yüzdük not artırımının sonuna geldik gibi. Bakan Çağlayan da bu beklentisini vurgulu bir şekilde dile getirdi. Piyasalar tarafından önemli ölçüde satın alındı bu gelişme.
■ Toplamı 70 milyar doları bulan ve milli gelirinin yüzde 10'una varan iki ihaleyi yapan bir ülkenin finansal piyasalarının da, normalde bunu yansıtması gerekir. Yansıttı da. Zaten Merkez Bankası küresel düşük faiz ortamına ayak uyduracağını duyurmuş, yeni faiz düşürmüş ve yeni düşüşlere de kapıyı açık bırakmıştı. Sonunda Hazine faizi yüzde 4.94 ile tüm zamanların en düşük düzeyine indi. Yüzde 5'in de altına inildi. 1994 krizinde yıllık bileşik olarak yüzde 406'yı bulan, son 30 yılın en az 5 yılını da dünyanın en yüksek reel faizini ödeyen Türkiye sonunda yüzde 5'in altına inmiş oranları da gördü. Yüksek faizden çok çekti ama sonunda kurtuldu. Buda aynı gün gerçekleşti.
■ Yine rekor düzeydeki ihaleleri yapan, faizi tarihsel olarak en düşük düzeyine inen bir ekonominin  borsası da rekora uzandı. 89.987 puana yükselen BİST Endeksi son 1.5 yılda yüzde 85 prim yaptı. Bu primi ile de gelişmekte olan ülke borsalarına ciddi farklar atarken, dünyanın en çok prim yapan ikinci borsası konumunda. BİST'in dolar bazındaki değeri ise 5 senti buldu ve 5.01 düzeyine vardı. Bundan önce borsa 5.08 sent ile Kasım 2010'da dolar bazında en yüksek değerine ulaşmıştı.
■ Dışarısı da pozitif yönde gelişti ve Türkiye'yi aynı yönde etkiledi. ABD'de tarım dışı istihdam beklentilerin üzerinde 165 bin olarak gelirken, işsizlik oranı yüzde 7.5 ile kriz sonrasının en düşüğüne indi. Avrupa'da ise bir yıla yaklaşan zamandan sonra Merkez Bankası faizleri çeyrek puan indirerek yüzde 0.5 düzeyine düşürdü.
Böyle bir atmosfer ve gelişmelerin etkisinde kendine özgü nedenlerle Türkiye piyasaları daha iyi performans gösteriyor. Bu durum Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın kritik önemdeki ABD gezisi ve not artırım beklentisi ile çok yakından bağlantılı. Not gelirse önce düğün bayram yapılır. Beklenen gerçekleşir. Sonra gerçekleşen satılır. Satışın gücü ise dünyanın durumuna ve diğer beklentilerin gücüne bağlı kalır.

SONUÇ: "Ne yazık ki yükselmiş olmak düşmeyi önleyemez." Victor Hugo

 

Herkes not artışını bekliyor

Not artışının piyasalar için önemi, uluslararası ikinci kredi kuruluşunun Türkiye'nin reytingini yatırım yapılabilir seviyeye çıkaracak olmasından kaynaklanıyor. Daha önce Fitch, Türkiye'yi 18 yıllık aradan sonra yatırım yapılabilir düzeye çıkarmıştı. Ancak uluslararası bazı emeklilik fonları ve kredi kuruluşları için notun geçerliliği iki kuruluş tarafından verilmesi halinde olabiliyor. Bakalım bu
ikinci kuruluş hangisi olacak? Kamuoyuna yansıyan haberlere bakılırsa Moody's'in yanında S&P de, Japon JCR da aday gibi görünüyor.

 

Yukarı