TVRadyo
Güntay Şimşek
Güntay Şimşek

Atanmışlar seçilmişleri korkutuyor

Başbakan Erdoğan'ın "Seçilmişleri atanmışlara yedirtmem" vurgusu, erkler arasındaki dengeler dikkate alındığında biraz değil epeyce boşlukta kalıyor. Bir savcıyı ne kadar atanmış olarak düşünebiliriz? Ancak enerji sektörüne baktığımızda tam da Başbakan Erdoğan'ın kastettiği türden bir tablo karşımıza çıkıyor. Bugün enerjide yaşanan krizin temelinde atanmış enerji bürokrasisinin, seçilmiş siyasi yetkilileri anlaşmalarla, kontratlarla korkuttuğu gerçeğini rahatlıkla görebiliyoruz.
Bazı akıllı bürokratlar, "Elimizde kontratlar var, yapamayız" diyerek AK Parti Hükümeti'nin liberalleşme yolunda atacağı adımları yıllardır tıkadığını söylemek mümkün. Enerji piyasasının tam olarak özelleşmemesi, düzenleyici kurumların önüne gelene ruhsat vererek noter olmaktan öteye geçememesi, lisans ticareti yapanlara fırsat tanımasını başka türlü izah etmek mümkün mü? Çantacılar nasıl ortaya çıktı? Enerji bürokrasisinin vizyonsuzluğu sebebiyle sıkıntılar katlanarak artıyor, seçilmişler de bu kısırdöngü içinde önlerine konan geçici, kısa süreli kriz atlatıcı her projeye onay veriyor.
Yıllardır BOTAŞ, aldığı gazın maliyetinin çok altında iç piyasada satarak sübvanse ediyor. "Oy gerekçesiyle mi, başka nedenle mi" hükümet ses çıkarmıyor, irdelenmesi gerekiyor. Ancak her halükârda vatandaş az ödese bile devletin kasasından daha fazla para çıkıyor. Halbuki petrole endeksli olan doğalgaz fiyatının, petrolün varili 100 dolar seviyesini bulduğunda yüzde 45 zamlanması gerekiyordu, ama yapılmadı? Peki, aradaki farkı kim ödüyor?
Hükümetin, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı'nın, daha özelde Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu'nun (EPDK) elinde 5'er yıllık enerji planları, projeksiyonları olmayınca işler daha da karışık hal alıyor.
Mesela, "Enerjide 2023 projeksiyonu nedir?", milli kaynakların nasıl değerlendirileceğine dair bir politikadan haberdar olan, herhangi teşviki duyan, bilen var mı? Bilakis yerli kaynağa yatırım yapanların analarından emdiği süt burunlarından getiriliyor. "Milli uçak, milli gemi" diye yola çıkılıyor, "milli veya yerli enerji" diye bir kavram
geliştirilmiyor bile. Amma velakin milli uçak için yola çıkanlar, F4 uçakları için kamera temin etmekte dahi sorun yaşıyor.
Hidroelektrik santrallarla (HES) ülkenin anasını ağlatıyoruz, tarlaya yetmeyen sudan bile elektrik üretmeye kalkıp ekolojik dengeyi altüst ediyoruz, fakat "11 milyar metreküp kömürüm var, yeni rezervler bulduk" d iye kaç yıldır slogan atanlar, halen daha yerli kömürden nasıl faydalanacaklarına dair net bir politika geliştirmiş değiller. Halbuki tam da bu konuda özel sektörün önünü açıp desteklemek gerekirken bu sessizlik, suskunluk neden? Yerli kömürü değerlendirmek üzere yola çıkan özel sektör yatırımlarının önünü kesmek niye?
Çünkü politika net değil, açıklık yok. Ne kadar doğalgaz çevrim santralı kuracaksın, ne kadar HES yapacaksın, rüzgâr, güneş, jeotermal kaynaklarınla kaç kilovat elektrik üreteceksin, yerli kömürünü ne zaman ve nasıl değerlendireceksin, yoksa yerin altında tutarak zevk mi alacaksın? Hasılı Enerji Bakanlığı ve EPDK'nın bu detayları açıklaması gerekir. Ama ne böyle bir plan var, ne vizyon, ne de projeksiyon.
Bu yıl 47 milyar metreküp doğalgaz tüketimi hedefleniyor. Peki, yeni kaynak nerede? Azerbaycan'dan ilave gaz en erken 2017'de geleceğine göre EPDK, doğalgaz çevrim santralları için o kadar lisansı hangi mantıkla verdi?
Enerji Bakanlığı ve EPDK yetkilileri 5-1 0 yıl içinde enerji altyapısının ne olacağı, kurulu güç portföylerinin nasıl dağılacağı üzerinden kafa yorup piyasaya deklare etmedikçe daha çok duvara toslarız. BOTAŞ'tan, Türkiye Kömür İşletmeleri Kurumu'ndan (TKİ) farkı kalmayan EPDK ile geldiğimiz noktadan ileriye de gidemeyiz, bu yapıyla enerji piyasasını düzenlemek yerine ancak bozarız.

Yukarı