Bloomberght
SON DAKİKA
Bloomberg HT Tarım Hürmüz’den buğdaya: Bir savaşın gıda faturası

Hürmüz'den buğdaya: Bir savaşın gıda faturası

  • YODA Danışmanlık Kurucu Ortağı Hakan Göral, Körfez'de yaşanan gelişmelerin ilk etkisinin genelde petrol fiyatlarında arandığını belirtirken, "Ancak riskin asıl büyüdüğü yer, lojistik ve finansman maliyetleri üzerinden tarım girdilerine oradan da gıdaya uzanan zincir" diyerek sürecin tarım ve gıda sektörüne olası etkilerini analiz etti.

02 Mart 2026, 10:08 Güncelleme :

İRFAN DONAT

İran Savaşı'nın küresel piyasalarda yarattığı ve yaratacağı etkiler farklı açılardan analiz ediliyor.

YODA Danışmanlık Kurucu Ortağı Hakan Göral ise sürecin küresel tarım piyasaları ve gıda sektörü açısından olası etkilerini analiz etti.

Körfez’deki gerilim, dünya haritasında küçük bir bölgede yaşanıyor gibi görünse de o küçük bölgede küresel ticaretin belki de en stratejik darboğazı oturuyor: Hürmüz Boğazı.

Göral, savaş haberi geldiğinde piyasaların üç şeyi hemen fiyatlamaya başladığını belirterek, "Bunlar fiziksel kesinti riski (Geçiş kapanır ya da yavaşlar), risk primi (Sigorta, navlun ve finansman maliyeti artar) ve ikincil üretim şoku (Doğalgaz pahalanır, gübre üretimi aksar) olarak sıralanıyor. Ancak ikinci ve üçüncü kanal, birincisinden bile hızlı çalışabilir. Boğaz fiziksel olarak kapanmasa bile gemiler sigorta teminatı beklerken süre uzar ve o bekleme süresi bile piyasalara yansır. O yüzden gerilim kalıcı olursa fatura, petrol fiyatından çok daha derin bir yere iner. Ekmek fiyatına bile yansır" diyor.

Hürmüz Boğazı'nın Basra Körfezi’nin tek çıkış kapısı olduğuna dikkat çeken Göral, bu boğazın ötesindeki ülkelerin (Suudi Arabistan, Irak, BAE, Kuveyt, Katar, İran) dünyanın kanıtlanmış petrol rezervlerinin yaklaşık yüzde 55’ine sahip olduğunu hatırlatıyor.

2024 yılında Hürmüz’den günlük ortalama 20 milyon varil ham petrol ve petrol ürünü geçtiğini ve bunun da küresel petrol tüketiminin yaklaşık yüzde 20’sine karşılık geldiğini kaydeden Göral, Suudi Arabistan, Irak, BAE, Kuveyt ve İran birlikte söz konusu akışın yaklaşık yüzde 85'ini oluşturduğunu belirtiyor.

Katar ve BAE’nin tüm LNG ihracatının Hürmüz’den geçtiğinin altını çizen Göral, "Bu hacimleri pazara ulaştıracak başka bir yol bulunmuyor. Petrol için kısmi bypass (boru hatları) mümkün; LNG için hiçbir alternatif mevcut değil" diyor.

2024'te Hürmüz'den geçen ham petrolün yüzde 84'ünün Asya pazarlarına gittiğini hatırlatan Göral, toplam akışın yüzde 69'unun Çin, Hindistan, Japonya ve Güney Kore'ye ulaştığını kaydediyor.

Göral, "Suudi Arabistan ve BAE’nin bypass kapasitesi toplam yaklaşık 2,6 mb/gün — günlük 20 mb’lik akışın yalnızca yüzde 13’ü. Yani boğaz kapansa bile boru hatları sembolik düzeyde kurtarıcı olur, yapısal değil" notunu düşüyor.

Günlük yaklaşık 17-20 milyon varil ham petrol ve petrol ürününün Hürmüz’den geçtiğini belirten Göral, "Bu rakam küresel petrol tüketiminin yaklaşık yüzde 18-20’si ve deniz yoluyla taşınan petrolün %25’in üzerinde. Karşılaştırma yapmak gerekirse dünyanın bir sonraki kritik boğazı Malakka’dan günlük yaklaşık 16 milyon varil geçiyor. Dolayısıyla Hürmüz’ün eşdeğeri yok çünkü alternatif rota, kıta çapında boru hatları gerektiriyor ve mevcut kapasiteler yetersiz. Suudi Arabistan’ın Yanbu boru hattı kapasitesi ~5 mb/gün; Irak ve BAE’nin alternatifleri kısmi. Toplam bypass kapasitesi 8-10 mb/gün‘ü geçmiyor — boğaz trafiğinin yarısından azı" diyor.

"Katar, dünya LNG ihracatının yaklaşık yüzde 20-22’sini tek başına gerçekleştiriyor; 2024 itibarıyla günlük yaklaşık 9,3 Bcf/gün" bilgisini paylaşan Göral, BAE’nin ek katkısıyla Körfez kaynaklı LNG küresel ticarette belirleyici olduğunun altını çiziyor.

Göral, "Bu LNG’nin tamamı Hürmüz’den geçmek zorunda. Alıcılar, Japonya, Güney Kore, Çin, Hindistan (Asya talep merkezleri) ve Rus gazından çekilmeye başlayan Avrupa. 2022 sonrasında Avrupa’nın Katar LNG’ye bağımlılığı yapısal olarak arttı. Bu da bir Hürmüz gerilimini Avrupa gaz piyasasına doğrudan bağlıyor" tespitini paylaşıyor.

Gübre ve Tarım Girdileri

Gübre, jeopolitik analizlerde petrolün gölgesinde kalır. Ama etki mekanizması çok daha karmaşık ve çok daha uzun ömürlüdür — çünkü gübre fiyatı, bir sonraki hasat mevsimini etkiler.

Körfez’den aylık çıkan gübre sevkiyatının kaba toplamda 3-4 milyon ton bandında seyretiğini söyleyen Göral, "Kükürt genellikle göz ardı edilir ama kritiktir: fosfatlı gübre üretiminde hammadde olarak kullanılır ve Körfez rafinerilerinin yan ürünü olarak büyük miktarda ihraç edilir. Hürmüz gerilimi kükürt arzını da kısarsa, fosfat gübresi üretimi dolaylı yoldan etkilenir.

Azotlu gübre üretiminin ana girdisinin amonyak olduğunu hatırlatan Göral, şu notu düşüyor: "Amonyak üretiminin yaklaşık yüzde 70-80’i Haber-Bosch prosesiyle gerçekleşir ve bu prosesin hammaddesi doğalgazdır. Üretim maliyetinin yüzde 60-70’i doğalgaz faturasıdır. Alıcılar ise Hindistan (dünyanın en büyük amonyak ithalatçılarından), Brezilya, Avrupa, Türkiye, Afrika pazarları olarak öne çıkıyor."

"Üre ise amonyaktan üretilir ve küresel azotlu gübre pazarının yaklaşık yüzde 55-60’ını oluşturur. Körfez çıkışlı üre, küresel spot piyasasının fiyat kılavuzlarından biridir" diyen Hakan Göral, alıcılar arasında Hindistan (yılda 8-10 milyon ton ithalatla dünyanın en büyük alıcısı), Brezilya, Türkiye, Avrupa, Güneydoğu Asya, Afrika'nın öne çıktığını söylüyor.

Hakan Göral, kimyasal gübre piyasasına ilişkin şu bilgileri paylaşıyor: "Bahreyn'in GPIC tesisi (Bahreyn–Suudi–Kuveyt ortak girişimi) ~400.000 ton/yıl amonyak ve ~600.000 ton/yıl üre üretiyor; bölgesel toplama küçük ama anlamlı bir katkı yapıyor. Hürmüz kapanmasından lojistik olarak etkilenecek ama küresel dengeyi kaydıracak ölçekte değil. Hürmüz kapanırsa bu ticaret durur. Alternatif tedarikçiler (Rusya, Orta Asya, Çin) varsa da kapasite ve lojistik açıkları kapatmak haftalar değil aylar alır. Fosfat, doğalgazdan değil maden çıkarımından beslenir. Körfez’de Suudi Arabistan (Ma’aden — dünyanın en büyük entegre fosfat projelerinden biri) ve BAE belirleyici. Global fosfat pazarında Fas ve Çin de kritik ama Körfez çıkışlı hacim azımsanmayacak büyüklükte. Hürmüz geriliminin fosfata etkisi lojistik üzerinden gelir: üretim dursa bile gemiler sigorta bulamaz, limanlar aksarsa fosfat ihracatı yavaşlar. Buna kükürt arzındaki kesinti eklenirse fosfat gübre üretimi çift taraflı sıkışır. Körfez rafinerilerinde ham petrol işlenirken açığa çıkan kükürt, küresel sülfürik asit ve fosfatlı gübre üretiminin temel hammaddesidir. Körfez, küresel kükürt ihracatının yüzde 20-25’ini karşılıyor. Sevkiyat durduğunda fosfatlı gübre üreten ülkeler (Fas, Hindistan vb.) da hammadde sıkışmasına girer. Potash (potasyum klorid, KCl) azot ve fosfattan farklı bir zincire sahip ama bölgesel bağlantı önemli: İsrail’in ICL Group, Ölü Deniz kaynaklı potash ile küresel piyasada büyük oyuncu. Körfez ile İsrail arasındaki gerilimin tırmandığı dönemlerde İsrail ihracatı da geçici aksaklıklara maruz kalabilir — bu da potash fiyatına ek baskı yapar. Körfez krizleri, bölgesel tüm gübre zincirini eş zamanlı vurma riski taşır."

Hürmüz’den gübre taşınmasa bile, doğalgaz/LNG şoku nedeniyle dünyanın başka yerlerinde gübre üretiminin aksayabileceği uyarısında bulunan Göral, çünkü amonyak üretmek için doğalgazın şart olduğunu ve gaz pahalılaşınca ya da kısıntı gelince tesislerde üretimin yavaşlayacağını belirtiyor.

Mısır: Zaten Kırılgandı, daha da Kırılgan

Analizde Mısır ile ilgili de parantez açan Göral, "Mısır, büyük amonyak ve üre kapasitesine sahip (yılda 7+ milyon ton üre kapasitesi, ciddi ihracatçı). Ama yerli doğalgaz üretimi son yıllarda düşüşte, ülke net gaz ithalatçısına (israil) döndü. İç piyasa sübvansiyonu ve ihracat arasındaki denge, hükümet politikasına bağlı. Doğalgaz arzı kısılırsa ya da LNG ithalat maliyeti yükselirse, Mısır fabrikaları kısmi duruş ya da üretim azaltımına gidebilir. Mısır’ın gübre ihracatı azaldığında ise küresel üre piyasasında boşluk büyür; bu da fiyatı daha da yukarı iter — dolaylı etkinin dolaylı etkisi" diyor.

Hindistan: Büyük Ama Bağımlı

Hindistan’ın iç gübre üretimine karşın LNG ithalatına ciddi ölçüde bağımlı olduğunu ifade eden Göral, Hindistan'ın dünyanın en büyük gübre ithalatçılarından da biri olduğunu belirtiyor. Yılda 8-10 milyon ton üre ithal eden Hindistan'ın Körfez kaynaklarına doğrudan bağımlı olduğunu söyleyen Göral, "Hürmüz geriliminde Hindistan hem LNG maliyeti üzerinden (iç üretim pahalılaşır) hem de ithalat lojistiği üzerinden (üre gecikmesi) çift taraflı etkilenir. Büyük tüketici olduğu için bu etki küresel fiyata direkt yansır" tespitini paylaşıyor.

Göral, Pakistan, Bangladeş ve Günaydoğu Asya ülkeleri için ise şu tespittte bulunuyor: "Doğalgaza dayalı gübre sektörleri olan bu ülkelerde de benzer dinamik işler: gaz pahalanınca gübre sübvansiyonu artar ya da gübre kıtlığı baş gösterir. Hangi yol açılırsa açılsın, çiftçi maliyeti ya da kamu bütçesi üzerinden fatura ödenir."

Türkiye Etkisi

Türkiye, gübre üretiminde kısmi kapasiteye sahip ama hammadde açısından büyük ölçüde ithalata bağımlı durumda.

Bu durumu Göral şöyle özetliyor: "Tüpraş ve yerli gaz üreticileri kısıtlı; Türkiye doğalgazın büyük kısmını ithal ediyor (Rusya boru hattı, Azerbaycan, LNG). Körfez ülkelerinden üre ve amonyak ithalatı gerçekleştiriliyor. Başlıca tedarikçiler iran ve Rusya. Fosfat gübrelerinde Fas, Rusya ve Körfez’e bağımlılık var. Potash büyük ölçüde Rusya/Belarus ve Kanada kaynaklı, bölgesel gerilimde alternatif bulmak zorlaşabilir."

Hürmüz’de yaşanacak bir krizin Türkiye’yi birkaç kanaldan etkileyebileceği uyarısında bulunan Göral, "Doğalgaz, LNG fiyatı yükselirse, Türkiye’nin LNG ithalat maliyeti artar, elektrik ve sanayi maliyetlerine yansır. Üre/amonyak sevkiyatı aksarsa, tarım sezonu öncesi stok sorunu yaşanabilir. Navlun ve sigorta primleri artarsa ithal edilen tüm hammadde daha pahalı gelir" diyor.

Türkiye'nin buğday üretiminde önemli bir ülke olmasına karşın verimliliğin düşük (ortalama 3-4 t/ha) olduğunu belirten Göral, gübre kullanımının çiftçinin kâr-zarar hesabına göre esnek olduğunu kaydediyor.

Göral, "Üre pahalılaşınca Türk çiftçisi gübreyi kısar, verim düşer ve hasat azalır. Bu sadece enflasyon değil, arz kısıtlaması demek. Türkiye’nin tarım sektörünün cari açık üzerinde de rolü var; gübre ithalat faturasının artması döviz baskısını (enflasyon) büyütür" diyor.

Hakan Göral, Hürmüz'deki gerilimin kısa ve uzun vadeli olası etkilerini şöyle özetliyor: "Gerilim kısa sürer ve birkaç hafta ile sınırlı kalırsa fiyatları sıçratır ama arz zinciri toparlar. Çiftçi zaten gübre sipariş etmişse o hasat fazla etkilenmez. Acı, ağırlıklı olarak enflasyon üzerinden hissedilir. Ama gerilim uzun sürerse yani ekim dönemine denk gelirse ya da birkaç ay devam ederse, çiftçiler gerçekten gübre toprağında uygulayamaz. O hasat dönemi düşük verimle biter. Bir sonraki hasat için fiyat beklentisi zaten bozulmuştur. İşte o noktada fiyat meselesi, erişim meselesine dönüşebilir. Gübre satın alamayan çiftçi daha az eker. Daha az eken ülke ithalata daha çok yüklenir. İthalat yük devşiremezse çünkü herkes aynı anda dışarıdan almaya çalışıyordur, raflar değil, kasalar boşalır."