Advertisement

Koronavirüs salgını nedeniyle eşi benzeri daha önce görülmemiş günler yaşamaya devam ediyoruz. Bu salgından sadece sağlık açısından değil, sosyolojik ve ekonomik anlamda da etkileniyoruz ve etkilenmeye devam edeceğiz. Dünya en büyük bütünlük sınavından geçiyor.

Negatif derken, bilindiği gibi pandeminin başladığı günden bu yana hemen her sektör mevcut bilgisi dahilinde kriz düğmesine basmak durumunda kalmasından ve bunun getirdiği doğal sonuçlardan bahsediyorum. Otomotiv sektörü özelinde bu süreç, önce Çin’de, ardından tüm dünyada üretim faaliyetlerinin durdurulmasıyla gelişti. Salgının yavaş yavaş kontrol altına alınmasıyla Nisan ayı sonu ve Mayıs başı itibarıyla birçok marka üretime yavaş yavaş başladı. Ancak otomotiv üretiminin biraz daha kompleks olmasından dolayı tedarik zincirinin dolması bir miktar vakit alacaktır. Mayıs sonuna doğru eski üretim kapasitelerine ancak ulaşılabileceğini düşünüyorum. Bazı uzmanlar bu krizinin sonlanmasından sonraki etkileri 2. Dünya savaşından sonraki etkilere benzeterek modelemeler yapmakta. Şahsen bu benzetmelere katılmıyorum – aradaki en önemli fark – savaş sonrası ülkelerde tüm üretim tesisleri ve memleketlerin alt yapıları tahrip ediliyor. Bunlar tekrar inşaa edilmeden üretim faaliyetine başlanamıyor. Bulunduğumuz durumda tesisleri süratle işlevsel hale getirilmesi gayet mümkün. Bu sebepten dolayı ekonomik toparlama da farklı çizgide olacağını düşünüyorum.

Otomotiv sektörü bu yaşananlardan sonra tedarik zincirlerindeki hassasiyeti ve kırılganlığı azaltmak için harekete geçecektir. Pandemi aslında dünyaya üretime sadece maliyet odaklı bakmamak gerektiğini gösterdi. Üretimi ucuz iş gücüne sahip ülkelere kaydırırsanız böyle bir ortamda tedarik zinciriniz bozulabiliyor. Geçmişte üretim kararı verilirken bu tarz risklere bakılmazdı. Dünyada üretim üslerinin yerlerinde değişiklikler olmasını bekliyorum. Pandemi sonrası şirketler artık üretim yaptıkları ülkelerde önemli sağlık riski olup olmadığını da araştıracaktır. Sadece sağlık açısından baktığımız zaman bile Türkiye’nin diğer ülkelerden pozitif ayrıştığını görüyoruz. Türkiye’nin üretim açısından da ciddi avantajları var. Otomotiv, beyaz eşya, tekstil ve daha birçok üründe köklü bir sanayiye sahip eğitimli iş gücü, jeopolitik konumumuz, iş yapış tarzımız, kültürümüz Avrupa’ya daha yakın. Orta vadede Türkiye’nin sanayi ve üretim yönünden, dünyada ağırlığının daha artacağına inanıyorum.

Geçmişte yaşadığı tecrübelerden dolayı Türkiye ekonomisi krize karşı diğer ülkelere göre daha dayanıklı. Hükümetimizin hızla attığı sosyal ve ekonomik adımlar bu olağanüstü dönemi daha az hasarla atlatmamızı sağlıyor. Sayın Cumhurbaşkanımız tarafından devreye sokulan ‘Ekonomik İstikrar Kalkanı’ paketi gerek reel sektörü ve gerekse vatandaşlarımızı rahatlatacak koruyucu bir etki yarattı. Bunun yanı sıra, Maliye Bakanımız Sayın Berat Albayrak’ın TL’yi koruma adına aldığı önlemlerle Türkiye ekonomisini dış saldırılara karşı ciddi koruma altına aldı. Bu uygulamalar, ülke ekonomimizin toparlanma sürecini hızlandıracaktır.

Türkiye otomotiv sektörüne dönecek olursak, Ocak, Şubat hatta yarı zamanlı geçirdiğimiz Mart ayında bile büyüme yakalamıştık. Yine de Mart, Nisan ve Mayıs aylarında mecburen yaşanan kötü havayı dağıtabileceğimizi düşünüyorum. Haziran ayı gibi normal hayata geçersek, Ağustos ayından sonra otomotiv sektörü sene başında yakaladığı ivmeyi yakalayacaktır. Toplam otomotiv pazarının 2019 senesindeki rakamları yakalayacağını düşünüyorum.

Her zaman dile getirdiğimiz gibi Dünyada otomotivde söz sahibi ülkelerin iç pazarlarının da güçlü olduğunu görüyoruz. İç pazarın güçlenmesi ve ülkemiz otomotiv ekosisteminin canlanabilmesi adına tüketim dinamiklerinin hayata geçirilmesi çok daha büyük önem kazanıyor.

Bu dinamiklerin harekete geçmesi için ODD olarak, ÖTV indirimi gibi, hurda indirimi gibi yapısal değişimlere şu an ihtiyacımız olduğunu ifade ediyoruz.

Otomobilden alınan Özel Tüketim Vergisinde yeni bir reforma ihtiyaç var. ÖTV’nin çevreye duyarlı ve çağa ayak uyduracak biçimde düzenlenmesi gerekiyor. ÖTV’nin yapısı, omurgası, Türkiye Gümrük Birliği’ne girdiğinden bu yana değişmedi. Elbette bu süreçte adaptasyonlar yapıldı ama omurgası hiç değişmedi. Ama bugün aradan neredeyse 30 yıl geçti. O gün, ne elektrikli otomobiller, ne hybrid araçlar ne bugünkü çevre duyarlılığı söz konusu değildi.

İkinci olarak 2019 yılında sona eren hurda teşvikinin daha geniş kapsamlı hayata geçmesi. Türkiye’nin araç parkının yaklaşık yüzde 50’si 10 yaş üstü araçlardan oluşuyor. Bunların çevreye zararı, aktif/pasif güvenliğe zararı, hatta cari açığa zararı düşünüldüğünde, bu konu da yapısal anlamda iyileşmesi gereken bir sistem.

Bir diğer konu KKDF. İthalat işlemlerinden alınmakta olan yüzde 6 oranındaki KKDF’nin, Dünyada ve ülkemizde yaşanmakta olan pandemi ve bunun yol açtığı nakit sıkışıklığını rahatlatma amacıyla 12 aylık bir süre için kaldırılmasına ihtiyaç var.

Sektörümüz çok sayıda regülasyona tabi. Özellikle gümrük süreçlerini kolaylaştıracak, kamuya yapılan çok sayıda bildirim ve beyan süreçlerini kolaylaştıracak düzenlemelerde esneklik sağlanması da sürecin atlatılmasına yardımcı olacaktır.

Tabii, bu sürecin yaratacağı ekonomik hasarın toparlanması öncelikle öz sermaye kayıplarının restorasyonunu gerektirir. Bu durumda tüm iş süreçleri yeniden gözden geçirilecek, tüketici hassasiyetleri ve beklentileri anlaşılmaya çalışılacak, verimlilik artışı için çabalar ön plana çıkacaktır. Yeni yatırımların ertelenmesi söz konusu olabilir. Sürdürülebilir şirket olma becerisi bu dönemde kritik önemde olacaktır.

Tüketici hassasiyeti ve beklentilerine de değişecektir. “Yeni normal” düzende, konunun uzmanları insanların temel talep ve ihtiyaçlarının çok değişim göstermeyeceğinde hem fikir. Ancak, belirttiğim gibi iş yapış modelleri ve süreçleri büyük değişim kaydediyor kaydetmeye de devam edecek. Sektörümüze yansımasına bakacak olursak, satıştan servise giderek artan dijital hizmet çeşitliliği, bireysel mobilite isteğiyle birlikte artan araç sahipliği, buna ters oranda azalması beklenen araç paylaşım uygulamaları ve yatırım maliyeti nedeniyle ötelenecek elektrifikasyonun yaygınlaşması diyebiliriz.

Ali Bilaloğlu

ODD Başkanı