Nükleer Rönesans: Avrupa 40 yıl sonra neden geri dönüyor?
Avrupa'da nükleer enerji uzun yıllar geçmişin teknolojisi olarak görüldü. Çernobil ve Fukushima güvenlik kaygılarını derinleştirdi. Güneş ve rüzgârın hızla ucuzlaması da geleceğin yenilenebilir enerjide olduğu fikrini güçlendirdi. Almanya 2023'te son reaktörlerini kapattığında pek çok kişi Avrupa'da nükleer dönemin bittiğini düşündü.
Bugün tablo çok farklı.
Enerji güvenliği, yüksek fiyatlar, sanayinin ABD ve Çin karşısında rekabet edebilmesi ve dışa bağımlılık artık Avrupa'nın gündeminde iklim hedefleri kadar önemli bir yer tutuyor. Rusya-Ukrayna savaşıyla başlayan enerji krizi ve ardından Orta Doğu'daki gelişmeler, Avrupa'ya unuttuğu bir şeyi hatırlattı: Enerjinin temiz olması yetmiyor, kesintisiz ve makul fiyatlı da olması gerekiyor.
Bu değişimin en çarpıcı işareti geçen hafta İtalya'dan geldi. İtalya Senatosu 23 Eylül'de Giorgia Meloni hükümetinin nükleer enerjiye dönüş planına son onayı verdi. Çernobil'in ardından 1987'deki referandumla nükleer santrallerini kapatan İtalya, yaklaşık 40 yıl sonra bu kapıyı yeniden aralamış oldu. Hükümetin odağında yeni nesil modüler reaktörler, enerji ithalatını azaltmak ve sanayinin karbonsuzlaşmasına destek olmak var. Bence bu karar yalnızca İtalya'nın enerji politikasındaki bir değişiklik olarak okunmamalı. Avrupa'da uzun süredir biriken bir dönüşümün artık açıkça görünür hale geldiğini gösteriyor.
Rakamlar ne söylüyor?
AB'de 2024'te üretilen elektriğin yüzde 23,3'ü nükleer santrallerden geldi. Avrupa Komisyonu, birliğin nükleer kapasitesinin 2025'teki yaklaşık 98 GW'tan 2050'de 109 GW civarına çıkabileceğini öngörüyor. Mevcut reaktörlerin ömrünü uzatmak ve yeni büyük santraller kurmak için 2050'ye kadar yaklaşık 241 milyar avroluk yatırım gerekebileceği hesaplanıyor.
Bu kez tartışma yalnızca dev reaktörler üzerinden yürümüyor. En çok konuşulan başlıklardan biri küçük modüler reaktörler, yani SMR'lar.
Komisyon bu yıl açıkladığı stratejide Avrupa'nın ilk SMR projelerini 2030'ların başında devreye almayı hedefliyor. Tahminlere göre AB'deki SMR kapasitesi 2050'ye kadar 17 ile 53 GW arasına ulaşabilir. Avrupa Yatırım Bankası'nın eylülde Finlandiyalı Steady Energy'ye 40 milyon avroya kadar finansman sağlayacağını açıklaması, bankanın küçük modüler reaktörlere yaptığı ilk yatırım olarak işin artık politika belgelerinden sahaya indiğini gösteriyor.
Neden şimdi?
Bence arkasında üç temel neden var. İlki enerji güvenliği. Rusya-Ukrayna savaşı, tek bir tedarikçiye fazla bağlı kalmanın ekonomik ve jeopolitik bedelini çok ağır biçimde gösterdi. Avrupa Rus gazına bağımlılığını büyük ölçüde azalttı, ama sorun ortadan kalkmadı. Yalnızca biçim değiştirdi.
İkincisi rekabet. Avrupa sanayisinin ABD ve Çin'le yarışabilmesi için düşük karbonlu enerji yetmiyor. Kesintisiz ve maliyeti önceden kestirilebilen enerji de gerekiyor. Güneş ve rüzgâr dönüşümün merkezinde kalmaya devam edecek. Ancak hava koşullarına bağlı üretim şebeke, depolama ve baz yük ihtiyacını ortadan kaldırmıyor. Bu yüzden nükleer artık yenilenebilir enerjinin rakibi olarak değil, onu tamamlayan bir parça olarak görülüyor.
Üçüncüsü teknoloji. SMR'ların en büyük vaadi, büyük nükleer projelerin yüksek başlangıç maliyetini ve uzun inşaat sürelerini daha küçük ve standart tasarımlarla aşmak. Komisyon, SMR'ların 2050'ye kadar yılda 60 milyar metreküpe kadar doğal gazın yerini alabileceğini hesaplıyor.
Yine de temkinli olmak gerekiyor. SMR'ların vaat ettiği maliyet ve hız avantajı henüz büyük ölçekte ticari olarak kanıtlanmış değil. Finansman, lisanslama, nükleer atık, güvenlik ve kamuoyu desteği hâlâ aşılması gereken ciddi engeller.
Kısa vadedeki asıl sınav: LNG
Nükleer, Avrupa için uzun vadeli bir cevap olabilir. Ama bugünün enerji güvenliği sorunu hâlâ doğal gaz ve LNG. İtalya'nın kararını bu açıdan da okumak gerekiyor. Avrupa Rus gazından uzaklaşırken LNG'ye her zamankinden fazla yaslandı. Şimdi Orta Doğu'daki riskler ve küresel LNG arzında yaşanabilecek aksaklıklar yeni bir soruyu gündeme getiriyor: Avrupa bir bağımlılıktan kurtulurken başka tedarikçilere mi fazla bağlandı?
Kısacası Avrupa aynı sorunla iki farklı zaman diliminde uğraşıyor. Kısa vadede bu kışı yeterli ve makul fiyatlı LNG ile atlatması gerekiyor. Önümüzdeki 20-30 yılda ise dış şoklara karşı çok daha dayanıklı bir enerji sistemi kurması gerekiyor. İtalya'nın 40 yıl sonra nükleere yeniden kapı açması bu yüzden sembolik olarak çok önemli.
Avrupa enerji dönüşümünden vazgeçmiyor, ama dönüşümden ne anladığını değiştiriyor. Bir süre önce tek soru enerjinin nasıl daha yeşil hale getirileceğiydi. Bugün ise enerjinin aynı anda temiz, güvenli, uygun fiyatlı, rekabetçi ve jeopolitik şoklara dayanıklı olması bekleniyor.
Nükleerin Avrupa'da yeniden yükselmesinin asıl nedeni de bence tam olarak bu.