Geçmişte gelişen ülkelerde yaşanan krizler ve Euro krizi
-
Euro Bölgesi krizi aslında geleneksel anlamda bir ödemeler dengesi krizi mi?
Hem bütçe açığınız varsa hem ciddi borçluluğunuz varsa bir de üzerine cari açık veriyorsanız, kurtarma operasyonu daha sancılı oluyor. Hali hazırda kurtarılmış iki ülke: Yunanistan ve Portekiz; cari açıklarının GSYİH’ye oranı %8–10 civarında. Ardından gelen İtalya ve İspanya ise %5 civarındaki cari açıkla resmi tamamlar nitelikte. Bilinir ki, yüksek cari açık verilen noktada IMF’nin reçetesinde devalüasyon vardır. Ancak bildiğimiz para politikaları ve bildiğimiz yapılar olmaması ile birlikte, Euro birliği içinde devalüasyonla bu işin içinden çıkmak gibi bir seçenek bulunmuyor.
Euro Bölgesi krizi geleneksel anlamda aslında bir ödemeler dengesi krizi olduğu görülüyor. Bu ülkeler, kreditörler için kabul edilebilir dış borç tavanına ulaştığında, dış açık verme eğilimindeki bu ülkeler bir noktadan sonra dış açıklarını finanse edememeye başlayacaklar ya da dış borçlarını yenileyemeyecek duruma gelecekler. Sonuçta bu durum onları herhangi bir kurtarma planı olmadığında, temerrüde götürecek.
Geçmişte, buna benzer krizler (Güney Kore ve Tayland’da 1997’de, Brezilya’da 1998’de, Türkiye’de ise 2001’de) IMF kredileri ile karşılık bulmuş ve ülke kurlarında aşırı bir devalüasyon görülmüştü. Devalüasyondan sonra bu ülkeler hızlı bir şekilde rekabet güçlerini artırıp, dış dengelerini onarabilmişlerdi. Diğer ülkeler ile kıyaslandığında düşük olan bütçe açığımız ve dış borç stokumuzun haricinde Türkiye, PIIGS resmi ile sadece cari açık oranı ile benzeşiyor.
Euro Bölgesi senaryosunda ise krediler (IMF, AB, EFSF, ECB) var; devalüasyon yok. Bu durumda akla gelen soru ise: Eğer durum sadece ücret maliyetlerinin düşürülmesine bağlı ise, bunu yaparak istikrar sağlanabilir mi?
Daha önce ödemeler dengesi krizi yaşamak birkaç gelişmekte olan ülkede, bu krizlerin izlerini ve ülkelerin nasıl bu krizlerden çıktıklarını görmek mümkün.
1997 Güney Kore ve Tayland, 1998 Brezilya ve 2001 Türkiye örneklerine bakmak gerekirse:
—Dış Borç birikiminin temel sebebi krizin öncesindeki dış açıklar oldu.
— Faiz oranlarındaki yükselişe ve dolayısıyla döviz rezervlerinin azalmasına rağmen görülen sermaye çıkışları krizleri tetikledi.
—Yerel para birimlerinde görülen sürekli değer kayıpları ile ticari aktivitelerde keskin daralmalar ve iç talepte kısa vadede bozulmalar gözlemlendi. Ancak bu durum rekabet gücünün geliştirilmesiyle birlikte, kriz sonrasında şirket verimliliklerine artış olarak geri döndü. Sonrasında ihracat ve dış ticaret dengesinde toparlanma görüldü. Natixis ekonomisti Patrick Artus’a göre, sadece Türkiye’de, dış ticaret dengesindeki iyileşme geçici kaldı.
—IMF yardımı, ülkelerin ithalatlarını ve dış borçlarını finanse edemedikleri zaman, kısa vadeli temerrüt risklerini önledi.
—Uzun vadede ise istikrarlı sermaye girişleri ve ülkenin keşfedilen rekabet cazibesiyle birlikte cari açık fonlanabilir. Şu an buna potansiyel olabilecek ülke olarak ise Türkiye gösteriliyor.
Ayşe İyigündoğdu (aiyigundogdu@bloomberght.com)
Bloomberg HT Araştırma Bölümü