TVRadyo
Cüneyt Başaran

Sorun makro veriler mi ? Pozisyonlanma mı?

Dünyanın önde gelen fonlarından Templeton’ın yöneticisi  şöyle demiş: “Gelişmekte olan ülkelerin hepsini aynı kefeye koyamayız. Gelişen ülkelerden gelen haberler sadece birkaç ülkeyi kapsıyor.” Templeton yöneticisi ayrıca küresel ekonominin son 7 yılın en iyi büyümesini gerçekleştirdiğini hatırlatarak “Dolara karşı kurlar son derece zayıf, emtia fiyatları dengelive enflasyon da kontrol altında . Bu sebeple gelişen ülkeler de bir kriz beklemiyoruz” diye de eklemiş.

Son dönemlerde gelişen ülkeler ile ilgili pozitif konuşan pek kimseyi görmediğim ve Templeton da bu dünyada önemli bir oyuncu olduğu için yukarıdaki açıklamalar dikkatimi çekti.

1994-5 Meksika , 1998 Rusya ve Endonezya,  1999 Brezilya , 2001 Türkiye ve 2002 Arjantin ve Ukrayna sermaye piyasalarında yaşanan büyük satışlar ve yatırımcıların aklında kalan negatif hatıraların ardından, gelişen ülkeler liginde son 15-20 yıldır öne çıkan bir kriz yaşanmadı. 

Hatta son 15 sene de gelişmiş ülkeler liginde yer alan ABD’de 2008 yılında Mortgage Krizi, 2010-11 Yunanistan başlayan Borç Krizini daha sonra da Portekiz, İrlanda ve İspanya’ya sıçrayan paniği yaşadık. Bu süreç içinde gelişmekte olan ülkelerin olup bitenden fazlaca etkilenmediklerini hatta yukarıdaki krizler sonrası büyük merkez bankaların yarattığı ekstra likiditeden de fazlasıyla istifade ettiklerini gördük.

Bu dönemde birçok ekonomist son 15 yılda yaşanan onca gelişmiş ülke krizine karşı  oldukça iyi bir sınav veren gelişmekte olan ülkeleri övdü . Bu övgülerden en çok aklımda kalanlar şunlardı; “Gelişen ülkelerin borçları diğerlerine göre oldukça düşük, borç sarmalına girmezler. Gelişmekte olan ülkeler son 10 yılda yaptıkları reformlarla çok daha dengeli büyüyen ekonomiler haline geldiler. Gelişmiş ülkeler o kadar düşük büyüyor ki , bu durumda paranın gideceği tek adres gelişmekte olan ülkeler.”

Ancak bugün gelinen noktada bu övgülerin yerlerinde yeller esiyor.  Analistlerin ağzından yine “ikiz açıklar, yüksek döviz borçluluk oranları, yetersiz rezervler“ gibi gelişen ülkeler için yapılan zehir zemberek yorumlar eksik olmuyor.

Ben de soruyorum ”Daha önceki övgüleri kim yaptı? Bugün olacakları nasıl öngöremediniz?  Ya bugün yaşananları da yanlış yorumluyorsanız?“

SATIŞ TUŞU HİÇ DURMUYOR

Templeton gelişen ülkelerde topyekün bir kriz beklemese de, işler bu dünyada hiç iyi gitmiyor. Gelişen ülke kurları yıl başından beri ortalama yüzde 15 değer kaybetmiş durumda. Üstelik dolar endeksinin aynı dönemde sadece yüzde 3 değer kazandığı bir durumda. Gelişen ülke hisse senetlei yılbaşından beri  ortalama yüzde 13 değer kaybetmiş durumda.  Aynı dönemde S & P’de yüzde 8’lik bir yükseliş olmuş.  ABD 10 yıllık tahvil faizi yıl başından beri sadece 50 baz puan yükselmiş. Buna karşı gelişen ülkelerin dolar cinsinden eurobondları ortalama 150 baz puan yükselmiş.

Olay net. Yatırımcı bu sefer ürkmüş. Gelişen ülkelerin varlıklarını portföyünde azaltmış ve uzak durmuş. İşin kötüsü hiç de Templeton’un dediği gibi “elmalarla armutları ayırarak” yapmamış bu işi. Elde ne var ne yoksa satmış.  Önce Arjantin’le başlamış sonra Türkiye’ye geçmiş. Bir süre bu iki ülkede odaklanmış. Ama eylül ayı itibariyle başta Brezilya, Rusya ve Güney Afrika olmak üzere panik satışlar daha da artmış. Bu hafta içinde de Hindistan, Malezya gibi Asya ülkeleri gelişen ülke yatırımcısın satış tuşunun kurbanı olmuş.

Ben gelişen ülkelerin durumunun 15 seneye göre çok daha kuvvetli ve dengeli olduğunu düşünüyorum. Şu an yaşanan satışın sebebinin aslında piyasaların son 7-8 yıldır kendi iradesiyle gelişen piyasalar için yaptığı aşırı iyimser tahminler ve bunun yarattığı pozisyonlanmanın sonucu olduğunu düşünüyorum.

Bu yüzden onların paniği bitene kadar bu gürültüyü maalesef dinlemek zorundayız.

ÖNE ÇIKAN HABERLER
Yukarı