Boş tencere bir gün taşar
Boş tencerede biriken basınç bu sandık gününde kendine bir yol bulacak. Her şey eskisi gibi mi olacak yoksa hiçbir şey eskisi gibi olmayacak mı öğreneceğiz.
Demokrasinin olimpiyatı, ligi ya da her denilmek istenirse densin “skor alınan” aksiyonu seçimler. Küresel bir norm(al) olarak rutinleştiği zamanlarda dahi kuşkusuz her zaman merak uyandıran ve heyecanlandıran süreçler de seçimlerin vazgeçilmezi. Onlardan bir tanesi 12 Nisan 2026’da Macaristan’da gerçekleşiyor. AB’nin en uzun süre görevde kalan ülke lideri Viktor Orban ve rakibi Peter Magyar arasındaki rekabette anketlere göre Orban ve partisi Fidesz favori değil.
Burada 2 hatırlatma yapmak gerekiyor. 2016’da Brexit ile başlayan içinde bulunduğumuz 10 yıllık süreçte, dünyanın herhangi bir yerinde “üzerinde pek durulmayan” bir seçim süreci neredeyse olmadı desek yeridir. Ayrıca onca seçim sürecinde anketlerin başarısının ne kadar tartışıldığını da unutmayalım. Lakin başarılı olan, ancak başarılı olmaları kuşku uyandıran birkaç olgu var. Bir tanesi bugün yapay zeka ve teknoloji ekseninde takip etmekte zorlandığımız gelişmelerin tam ortasında yer alan algoritmalar ile sosyal medyanın siyasi süreçlerdeki rolü. Bir diğeri ise dünyada toplumsal, ekonomik ve sosyal sorun ya da konu başlıklarının özellikle “sağ popülist” söylem, lider ve yöntemlerle kullanışlı hale getirilmesi. Diğeri de uluslararası zeminde öne çıkan gerilim ve çatışmaların gölgesinde kalsa da, toplumların özellikle salgından sonra ana problemi konumunu kaybetmeyen “yaşam maliyetleri sorunları”, yani geçim derdi.
2010’da liderlik koltuğuna oturan Viktor Orban, o dönem başta Avrupa olmak üzere dünyanın ana gündem maddelerinden biri olan “göç” konusunu kullanışlı bir enstrümana çevirerek kendisini ve partisini başarılı kılan tabanı oluşturmayı başarmıştı. Aralarında Paul Taggarti Cas Mudde, Jan Werner Müller gibi akademisyenlerin bulunduğu isimlerin çokça vurguladığı “popülist lider profili” ile özdeşleşen bir ad Orban. Karizmatik liderlik tanımına uygun “korkuları kullanabilen” siyaset dili, biz ve onlar ayırdı ile seçmen konsolidasyonunu sağlayabilen refleksleri, gerçek halkın sözcüsü olarak kendini merkeze alan manevra kabiliyeti ile iç ve dış düşman üretkenliği gibi unsurlar ilk sayılabilecekler.
Başı medyanın çektiği ve hukuktan kamu ihalelerine uzanan bir yelpazede kendisi ile partisine yakın ağırlık merkezleri oluşturması da önemli avantajları beraberinde getirdi uzun süre.
10 Nisan Cuma günü Finans Merkezi’nde dile getirmeye çalıştığımız gibi, Eurostat verilerine bakıldığında Macaristan; hanehalkı harcama yetilerinde Bulgaristan ve Romanya gibi 2010’larda kendisinden dezavantajlı olan ülkelerin bugüne kadarki performansından geride kalıyor. Slovakya, Çekya ve Polonya gibi ülkeler, Macaristan’a oranla 2010’larda avantajlı olan konumlarını bugün daha da pekiştirdiler. Özetle Orban ve yönetimi, uzun süreli AB ölçütünde ve dışında “siyasi başarılarındaki parıltıyı” iktisadi performansa ne kadar yansıtabildi oldukça tartışmalı. Salgın ve sonrasında, büyüme ve enflasyon karnesi baz alındığında da Orban yönetiminin konumu pek parlak görünmüyor.
Macaristan, NATO’ya 1999’da katılmış ve 2004’te Avrupa Birliği’ne dahil olmuş bir ülke olmasına rağmen artık bu yapıların hem içinde hem de değil gibi. Kenarında, hatta bazen karşısında konumlanıyor. İran mesaisindeki Trump kendi iştirak edemese de seçime günler kala yardımcısı Vance’i Macaristan’da sahaya sürdü. Tıpkı Almanya Seçimleri’nde AfD için olduğu gibi. Küresel popülist ve radikal sağın yıldızları Marine Le Pen, Matteo Salvini, Çekya Başbakanı Andrej Babia, Geert Wilders ve Santiago Abascal “Avrupa’nın gerçek koruyucusu” olarak işaret etmek üzere Orban’ın yanındaydılar.
Orban ve partisi Fidesz’i bu seçimlerde yukarıda saydığımız “destek” unsurları kurtaracak mı göreceğiz. Bir zamanlar önemli bir Türk Siyasetçi’nin dile getirdiği “Boş tencerenin yıkamayacağı iktidar yoktur” denklemi, görünüşe göre Peter Magyar ve Tisza Partisi için çalışacak gibi görünüyor. Ekonomik gerekçelerin ötesinde; Macaristan profilindeki bir ülkede tarihsel ölçekle kıyaslandığında kamu hizmetlerinin geldiği son hal, sürekli gündemde olan yolsuzluk konuları ve tartışmalı iç-dış meseleler ibreyi “alternatif” seçeneğe itebilir. Orban ise “sağ popülist şanına yaraşır” şekilde, “Ben yoksam Macaristan da yok” naraları ile seçim gününe yaklaştıkça esip gürlüyor. Sonuç kimin lehine olursa olsun; konu Brüksel, Washington, Moskova, Pekin ve hatta Ankara için çok şey ifade edecek gibi görünüyor.
Tıpkı “düzensiz biçimli bir katı formun hacmi” misali, Arşimet'in su kabı deneyi koşullarında dışarıdan bakıldığında durağan görünen o kabın içine eklenen her yeni yükle birlikte seviyenin sessizce yükselmesi ve sonunda taşmayı kaçınılmaz kılmasına benzer, boş tencerede biriken basınç bu sandık gününde kendine bir yol bulacak. Her şey eskisi gibi mi olacak yoksa hiçbir şey eskisi gibi olmayacak mı öğreneceğiz.