Bloomberght
SON DAKİKA
Bloomberg HT Görüş Cumhuriyet'e haksızlık etmiyor muyuz?

Cumhuriyet'e haksızlık etmiyor muyuz?

29 Ekim 2012, 11:48 Güncelleme :

Cumhuriyet’e Haksızlık Etmiyor muyuz?

Söz konusu olan sosyo-ekonomik gelişmişlik düzeyimiz olunca hep kendimizi eleştiririz. Benzer koşullarda ve dönemde kurulmuş ülkelerle karşılaştırınca “birçok şeyi başaramadığımızı” ve “geri kaldığımızı” düşünürüz.

Öyle ya; Japonya ya da G.Kore gibi ülkeler, ‘Doğu’nun makus talihini yenmiş ve bizim de hedeflediğimiz muasır medeniyetler düzeyini çoktan yakalamıştı. Dünya tarihinin bu müstesna ülkeleri ile kıyaslandığında hissettiğimiz haklı geri kalmışlık duygusu, yine aynı dönemde kalkınma yarışına girdiğimiz ve geride bıraktığımız birçok ülke dikkate alındığında yerini neden gurura bırakmıyor?

Oysa ki rakamlar, Cumhuriyet’in kazanımlarının hiç de küçümsenemeyecek boyutlarda olduğunu gösteriyor. Türkiye Cumhuriyeti’nin, siyasi alandaki kazanımlarını, yazarın uzmanlık alanına girmediğinden şimdilik bir kenara koyalım ve gelin 89 yıllık sosyo-ekonomik kazanımların bir listesini yapmaya başlayalım.

NÜFUS: Bugün nüfus, Türkiye’nin sorunları listesinde ilk sıralarda yer almıyor. Hâlbuki Cumhuriyet’in ilk yıllarında düşük ve artmayan nüfus belki de en ciddi sorundu.

1927 sayımına göre çoğunluğu savaşlar ve göçlerle yorgun düşmüş Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının sayısı sadece 13.6 milyondu. 1950 yılına kadar önemli bir artış gösteremeyen sayı, bu tarihten itibaren hızla artmaya başlamış, 1980’lerde yeni bir ivme kazanmıştı.

2011 itibariyle artık 74.7 milyonluk Türkiye, bölgesinde Rusya ve İran ile birlikte en kalabalık nüfusa sahip ülke durumunda... Ancak Rusya’nın yaşlanan nüfusunun aksine Türkiye, ‘gençleşmeyi’ de başardı. 1920’lerde 35 olan ortalama yaşam ömrü 2012’de 74’e çıktı.

1927 2011

Nüfus 13.7 milyon kişi 74.7 milyon kişi

Ortalama Ömür 35 74

EĞİTİM: Gençleşmeyi başaran Türkiye Cumhuriyeti, bugün süregelen tüm sorunlarına rağmen eğitimde de önemli mesafe kat etti. II. Abdülhamid döneminde hızlanan örgün eğitim seferberliği, Cumhuriyet ile birlikte doruğa ulaştı ve ülke sathına yayıldı. Birkaç çarpıcı rakam;

1935’de yüzde 18.7 olarak ölçülen okuma-yazma oranı 2010 itibariyle yüzde 90’ı aştı. Cinsiyete göre bakıldığında rakamlar daha da çarpıcı hale geliyor; 1935’de kadınlarda sadece yüzde 8 olan okuma-yazma oranı 2010’da %88’e ulaştı.

Eğitime paralel kadınların işgücündeki oranı hızla arttı. 89 yılda öğretmen sayısı 10 binden 503 bine çıkarken, okul sayısı 4.800’den 33.000’e çıktı. 1928’de 18 yükseköğretim kurumundan 627 mezun verebilen Cumhuriyet, 2010’da 1.756’ya çıkan yükseköğretim kurumlarından yılda 500 binden fazla öğrenciye diploma verebilmeye başardı.

SAĞLIK: Cumhuriyet, sağlık alanında küçümsenemeyecek başarılara imza attı. 1928’de sayıları sadece bin olan doktor sayısı, 2010’da 123 bine ulaşırken, aynı dönemde doktor başına düşen kişi sayısı 12.841’den 591’e indi. 1970’lerde yılda 35 bin bebek ölümü gerçekleşirken, nüfus artışına rağmen bu rakam 15 bin seviyesine düşürüldü.

Ekonomik göstergeler:

Sabit fiyatlarla 1923’de 3 milyar TL’lik ülke olan Türkiye, 2012’de 115 milyar TL’lik büyüklüğü ile dünyanın en büyük 20 ‘karar alıcı’ ekonomisi arasında yerini alıyor. Kişibaşı milli geliri 10 bin doları aştı.

1920’lerde kişibaşı geliri bir ABD’linin yüzde 8’i düzeyinde olan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşının geliri 2011 sonu itibariyle 20’yi aştı.

1923’de 50 milyon dolar ile ihmal edilebilecek düzeyde ihracat yapılırken, bugün dünyanın her yerine, üstelik çoğunluğu sanayi malları olmak üzere, toplam 150 milyar dolar değerinde ihracat gerçekleştiriliyor. Dünya Ticaret Örgütü’nün verilerine göre 1948’de dünya ticaretindeki payı binde 3 olan Türkiye’nin payını 2011’de yüzde 1’e çıkardı.

Dün Bugün

GSMH (Sabit fiyatlarla) 3 milyar TL 115 milyar TL

Kişibaşı milli gelir 43 dolar 10 bin dolar

İhracat 50 milyon dolar 150 milyar dolar

Dünya ticaretindeki payı (1948-2011) Binde 3 Yüzde 1

Haberleşmede altyapısı ile dünyanın gerisinde kalmayan Türkiye, ulaştırma altyapısında yaptığı yatırımlar ile birçok uluslararası firmanın“lojistik üssü” konumuna geliyor.

TÜİK verilerine göre Cumhuriyetin ilk yıllarında 4 bin kilometre hat uzunluğuna sahip olan demiryolları bugün yeni yatırımlarla birlikte 10 bin kilometrenin üzerine çıkmak üzere.

1933’de 4 bin otomobilin yollarda olduğu ülkede, 89 yılın ardından 8 milyon otomobile ulaşmış durumda...

1960’da 713 bin kişi olan havayolları yolcu trafiği, bugün 100 milyonu aştı. Türk Hava Yolları (THY), dünyanın en çok ülkesine uçan havayolu unvanını alırken, bu alandaki başarının simge ismi haline geldi.

Bölgesinin en likit ve büyük borsasına, yine en büyük ve sağlam bankacılık sistemi sahip olan Türkiye, sermaye piyasalarında bölgesel bir güç durumuna geldi.

Ve bu liste böyle uzayıp gidiyor… Rakamlar daha iyi olmaz mıydı? Elbette olabilirdi. Ama yine de sormadan edemiyorum:

Listeye bakınca, tüm kayıp yıllar, engeller ve sorunlara rağmen başardıklarımız konusunda bazen kendimize haksızlık ettiğimizi düşünmüyor musunuz?