Türk Bankacılık Sektörü Pazarı Oligopolistik mi?
Öncelikle geçtiğimiz hafta “fol yok yumurta yok” iken “bankalara Rekabet Kurulundan büyük ceza geliyor” spekülasyonunun ayyuka çıkarılması ile bankalarımız zaten yeterince tedirgin olmuştu. Bu arada hisse fiyat hareketleri de dikkatlerden kaçmadı tabiki (?). Ardından, 19 Kasım itibariyle de Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu Başkanı’nın sektöre yönelik yeni yabancı girişlerinin “eli kulağında” olduğunu dürtülemesi önümüzdeki dönem bankacılık yapısına dair sinyallerin daha da belirginleşmesine yardımcı oldu.
Peki, bugünkü bankacılık pazar yapısı nasıldır, tekelci mi, tam rekabetçi mi, yoksa oligopolistik mi, ya da kartelleşme potansiyeli var mı?
Endüstriyel organizasyon çalışmaları kapsamında, en basit yaklaşım ile pazar yapısı yoğunlaşması inceleme konusu olmaktadır.
Aşağıdaki grafikte 1988 yılından 2011 yılı sonuna kadar yoğunlaşma gelişimini sunuyorum. Sektör bankacılık olunca, doğal olarak hem kredi, hem mevduat hem de aktif büyüklükler açısından yoğunlaşması incelenebilir. Genel olarak yoğunlaşma oranının 1’e yakın olmasını tekelci eğilim, 0’a yakın olmasını ise tam rekabetçi eğilim olarak değerlendirmek mümkündür. Bu bağlamda, bankacılık sektöründe 2002 itibariyle %70-75 bandında dengelenmiş yapı gözleniyor. Çok geniş ifadeyle, tam rekabetçi yapıdan ziyade tekelci yapıya daha yakın nitelikte. Yine aynı paralelde ifade edersek bankacılık sektörümüz oligopolistik pazar yapısı sergiliyor.
Açıklama: CR+ değerleri BDDK ve TBB verileri kullanılarak hesaplanmıştır.
Sektör, oligopolistik ise; kartelleşme eğilimi mümkün müdür? Ne tam rekabetçi ne de tam tekelci bir piyasada birden fazla firmanın bir araya şu ya da bu şekilde gelip de piyasayı bozucu eylem oluşturması söz konusu olmayacaktır. Zira, tekelci piyasada zaten adı üstünde tekelci güç vardır, ayrıca bir kartelleşme ortamı yoktur. Tam rekabetçi piyasa ortamında ise ideal bir yapı (teorik anlamda) oluşmuştur, piyasayı ne tek bir firma ne de firmalar grubu etkileyecek yetenekte değildir. Birçok sayısal incelemenin gösterdiği üzere, pratikte oligopolistik yapılarda ise CR4’ün de yüksek seyretttiği hallerde kartelleşme daha kolaydır. Özetle, bankacılığımızın (mevcut yapısı öyle olmasını gerektirmese de) “kartelleşme” eğilimi göstermeye açık yapıda olduğu değerlendirilebilir.
Rekabet Kurulu açısından sektörde tam rekabetçi yapıyı gözetmek, bunu arzulamak öne çıkarken, sektörün otoritesi olan BDDK’nın ise bundan bağımsız kalması düşünülemez. Kartelleşmenin engellenmesi açısından en kritik faktörlerden biri sektöre giriş engelleri bulunmasına ilişkindir. Dolayısıyla BDDK’nın yabancı banka izinleri konusundaki politikaları netice itibariyle sektörel rekabetin artırılması yönünde önemli bir faktördür.
Aslında gözardı edilmemesi gereken bir faktörde, pazar yoğunlaşması ile sektörel karlılık arasındaki ilişkidir. Pazar yoğunlaşmasının %70’in hemen üzerinde seyrettiği son 10 yılda, net kar marjının ciddi düşüş trendi göstermesi en dikkate değer konudur. Özellikle de 2008 krizini takiben bu trend sertleşmiş ve 2012’ye geldiğimizde Net Kar Marjı oranı %2’ye kadar dayanmıştır. 1989 yılındaki seviyenin altına dahi gelen kar performansını dikkate aldığımızda “bankalar arası rekabetin çok daha çetin seyredeceğini” tahmin etmek hiç de zor değil. Bu zorluk içindeki bankalarımızın yasal düzen içinde mücadeleleri de izlemeye değer olacaktır.
Bankacılık sektörümüz diğer sektörlerimiz gibi ülke refah düzeyini artırmaya hizmet etmek üzere vardır. Dolayısıyla sistemin bir unsurunun diğerlerinden bağımsız (belki de duyarsız) bir pazar yapısında ya da performans içerisinde olması refah düzeyi açısından sorunlar yaratmaya açıktır.