Tarihi Günlerde Çin - ABD Mücadelesi
Finansal piyasalar tarihi çöküşünü yaşadıktan sonra Avrupa ekonomik krizine tanık olduk. 2011 yılı ise sosyal hayat açısından yeni bir tarihin yazıldığı döneme işaret ediyor. Olayın sosyal boyutu; islamiyetin toplumsal yönetimdeki rolü, Afrika’nın diğer kıtalara göre geri kalmışlığının nedenleri, tüm dünyanın her şeye rağmen kutsal topraklara olan sadakati ile yakın ilişki içinde. Belki daha da önemlisi ise, nasıl bizler Türkiye’nin coğrafik konumunun önemine hep atıfta bulunuruz; işte öyle bir benzerlik ile Orta Doğu ve Kuzey Afrika’nın da jeo-ekonomik önemine bir kez daha vurgu yapılması gerekliliğidir.
Bir yanda ABD yıllardır söz konusu bölgede hegomon güce sahip iken, diğer yanda bazı Avrupa ülkelerinin de görece dominant rolde olduğu münferit ülkeler bulunmaktaydı. Ancak, özellikle önce 1997-1998 Asya Krizi ardından 11 Eylül’ü global dengeleri ciddi şekilde değiştiriyordu. İkinci dünya Savaşından sonra hızlı bir büyüme hamlesine giren ve yılda ortalama %10’luk büyüme gösteren Japon ekolü yerini Çin’e bırakmıştı. Son yıllarda Çin sadece Asya’da bir kaplan değil, zamanla dünyanın her yerinde etkin olma yönünde yol almaktaydı.
2008 Eylül’ünde Lehman Brothers ardından global finansal sistem çöktüğünde tarhi ekonomik türbülansın yaşanması bekleniyordu. Rubini gibi felaket tellalları daha da kötünün olacağını ısrarla tahmin ettiler. Ama araya Çin girdi. 2009 yılında artı rezerv gücünü çok iyi kullanarak üretime devam politikası uyguladı. Biz bunları ticari verilerden net olarak görmüştük. Bir hatırlatma yaparsak; 2009 yılında büyük tonajlı kuru yük taşımacılığında dramatik canlanma var iken, nispeten tüketime dayalı yüklerin taşındığı konteyner taşımacılığında kıpırdama yoktu. Peki 2010 yılında ne oluyordu? Üretim tezgâhlarının fişini çekmeyen, hatta demiri ışıldatmaya devam eden Çin, aslında uzun vadeli rekabet gücünü artırmıştı. Keza 2010 yılında duvara toslayan Avrupa Birliği oluyordu. Önce finansal açıdan Birleşik Devletler’den, ardından da üretim rekabeti açısından Çin’den gol yediler.
Geldik 2011’e…
Bloomberght ekranlarında son 2-3 aydır ticari kriz kaygısından bahsediyordum. Hatta son olarak Ocak ayı sonunda gazetede “Davos’un ticari krizden haberi yok!” başlıklı yazıyı yazmıştım. Herhalde bugün Tunus, Mısır, Libya ve diğerlerinde yaşananlardan sonra ticari kriz göstergelerinin daha anlamlı olduğunu herkes daha manidar bulur.
Son 5 yıldır Çin’in bu bölgedeki yatırımları 37 milyar doları aşmış iken ABD’nin ki 30 milyar doların altında kalıyor. Çin’in sadece Libya ile ticareti 2010 yılında 6.6 milyar dolara ulaşıyor. Ortada bir gerçek var ki Çin’in mevcut büyüme hızını sürdürmesinin tek şansı kendisinde yeterli olmayan petrol vb enerji kaynaklarını daha da fazla ithal etmek zorunda. Dolayısıyla, başta ABD ve Avrupa’nın alıcısı olduğu Ortadoğu ve Kuzey Afrika petrolleri üzerindeki savaşa Çin dahil olmaya başladı. Sonuç ortada; yıllardır örtülü kalan diktatör rejimler demokrasiyle karşılaşıyor (?)