50 trilyon dolarlık ittifak Ankara'da
Dünya yeni bir jeopolitik türbülans döneminden geçiyor. Rusya-Ukrayna savaşı Avrupa'nın güvenlik mimarisini yeniden şekillendirirken, Çin'in ekonomik ve teknolojik yükselişi küresel güç dengelerini değiştirmeye devam ediyor. Son günlerde yeniden yükselen İran-İsrail gerilimi ise enerji piyasalarından uluslararası ticaret yollarına kadar geniş bir coğrafyada belirsizlik yaratıyor.
2019'da Londra'da, 2024 yılında Washington DC'de NATO zirvelerini yerinde takip etme fırsatı buldum. Her iki zirvenin de uluslararası gündeme etkisine yakından tanıklık etmiş biri olarak söyleyebilirim ki, dünya liderlerinin Temmuz ayında Ankara'da bir araya gelecek olması Türkiye açısından yalnızca bir ev sahipliği meselesi değil; diplomasi, ekonomi, güvenlik ve küresel görünürlük açısından yılın en önemli olaylarından biridir.
1949 yılında 12 ülke tarafından kurulan NATO, bugün 32 üyeli dünyanın en güçlü siyasi ve askeri ittifakı konumunda bulunuyor. Yaklaşık 1 milyar insanı kapsayan bu yapı, yalnızca bir güvenlik organizasyonu değil; aynı zamanda dünyanın en büyük ekonomik güç merkezlerinden biri.
Bugün NATO ülkelerinin toplam ekonomik büyüklüğü yaklaşık 50 trilyon dolara ulaşıyor. Küresel finansın önemli merkezleri, ileri teknoloji şirketleri, savunma sanayii devleri, enerji altyapıları ve inovasyon ekosistemlerinin büyük bölümü NATO coğrafyasında yer alıyor. Başka bir ifadeyle NATO, sadece askeri bir güç değil, aynı zamanda küresel ekonominin yönünü belirleyen en büyük ekonomik kümelenmelerden biri.
Bu nedenle NATO'nun gündemi artık yalnızca tanklar, savaş uçakları ve füze sistemlerinden oluşmuyor. Siber güvenlik, yapay zekâ, enerji güvenliği, kritik altyapılar, yarı iletken teknolojileri, veri güvenliği ve tedarik zincirleri de ittifakın öncelikli konuları arasında yer alıyor. Ancak NATO'nun önündeki en önemli başlıklardan biri finansman meselesi.
ABD Başkanı Donald Trump uzun yıllardır Avrupa ülkelerinin savunma harcamalarında yeterli sorumluluk üstlenmediğini savunuyor. Washington'un giderek daha yüksek sesle dile getirdiği bu eleştiriler sonucunda NATO üyeleri savunma harcamalarını önemli ölçüde artırma kararı aldı. Bu durum önümüzdeki yıllarda yüz milyarlarca dolarlık yeni savunma, teknoloji, altyapı ve güvenlik yatırımı anlamına geliyor.
İşte Ankara Zirvesi tam da bu nedenle sıradan bir toplantı olmayacak. Rusya-Ukrayna savaşının geleceği, Avrupa'nın güvenlik yapılanması, Orta Doğu'daki riskler, Çin'in yükselişi ve NATO'nun yeni dönemdeki öncelikleri Ankara'da masaya yatırılacak. Dünyanın en güçlü devlet ve hükümet başkanları, dışişleri ve savunma bakanları, üst düzey bürokratları, güvenlik uzmanları ve uluslararası medya kuruluşları gözlerini Türkiye'ye çevirecek. Tabii, Başkan Trump'ın Ankara'ya geleceğinin kesinleşmesi de zirvenin önemini ciddi şekilde artıracaktır.
Peki bunun Türkiye'ye ekonomik katkısı ne olacak?
Öncelikle zirve, doğrudan ekonomik hareketlilik yaratacak. Binlerce yabancı heyet üyesi, diplomat, güvenlik personeli, gazeteci ve iş insanı Ankara'da bulunacak. Konaklama, ulaşım, lojistik, organizasyon, yiyecek-içecek ve hizmet sektörleri açısından önemli bir ekonomik hacim oluşacak. Ancak asıl kazanç birkaç günlük harcamaların çok ötesinde.
Büyük uluslararası organizasyonlar ülkeler için aynı zamanda birer yatırım vitrini işlevi görür. Davos İsviçre'ye, G20 zirveleri ev sahibi ülkelere nasıl küresel görünürlük sağlıyorsa, NATO Zirvesi de Türkiye'nin ekonomik, stratejik ve jeopolitik önemini dünyanın karar verici çevrelerine yeniden hatırlatacak. Türkiye bugün Karadeniz'den Kafkasya'ya, Orta Doğu'dan Doğu Akdeniz'e uzanan geniş coğrafyanın merkezinde yer alıyor. Avrupa'nın enerji güvenliği, bölgesel ticaret koridorları, göç yönetimi, savunma sanayii iş birlikleri ve kritik lojistik ağlar açısından Türkiye'nin rolü her geçen gün daha fazla önem kazanıyor.
Zirvenin Türkiye açısından bir diğer önemli getirisi ise diplomatik sermaye olacak.
Uluslararası ilişkilerde ekonomik sermaye kadar stratejik güven de önemlidir. NATO liderlerinin Ankara'da bir araya gelmesi, Türkiye'nin sadece bölgesel bir aktör değil, aynı zamanda küresel sorunların çözümünde görüşüne başvurulan bir ülke olduğunu gösterecektir. Rusya-Ukrayna savaşından Karadeniz güvenliğine, enerji arz güvenliğinden Orta Doğu'daki gelişmelere kadar birçok konuda Türkiye'nin ağırlığı daha görünür hale gelecektir.
Savunma sanayii açısından da zirve önemli fırsatlar sunuyor. Son yıllarda önemli bir ivme yakalayan Türk savunma sanayii için NATO üyeleriyle kurulabilecek yeni ortaklıklar, teknoloji iş birlikleri ve ihracat fırsatları gündeme gelebilir.
Bazı zirveler sonuç bildirgeleriyle hatırlanır. Bazıları ise ülkelerin uluslararası sistemdeki konumunu güçlendiren dönüm noktalarına dönüşür.
Temmuz ayında Ankara yalnızca NATO liderlerine ev sahipliği yapmayacak. Aynı zamanda Türkiye'nin güvenlikten enerjiye, diplomasiden teknolojiye, yatırımdan savunma sanayiine kadar uzanan stratejik değerini tüm dünyaya yeniden gösterecek.
Belki de zirvenin sonunda ortaya çıkacak en önemli sonuç bildirgesi, kâğıda yazılan metinlerde değil, dünya başkentlerinin Türkiye'ye bakışında görülecek.