Amerikan rüyası kimin için? Orta sınıf neden tutunamıyor?
Amerikan Rüyası uzun yıllar net bir vaat sundu: Çok çalışırsan karşılığını alırsın. Bir ev, güvenli bir iş, çocuklar için daha iyi bir gelecek.Bu anlatı hâlâ ABD kültürünün merkezinde. Ancak günlük hayatın rakamları, bu rüyanın artık giderek daha pahalı ve daha zor ulaşılır hâle geldiğini gösteriyor.
Bugün soru basit ama rahatsız edici: Amerikan Rüyası hâlâ erişilebilir mi, yoksa orta sınıf için giderek daralan bir ayrıcalık mı? Kâğıt üzerinde ABD ekonomisi güçlü görünüyor. İşsizlik yüzde 4’ün altında, tüketim canlı, borsalar tarihî zirvelerde. Ancak hane halkının hissettiği tablo çok farklı. Federal Reserve’in Survey of Household Economics and Decisionmaking (SHED) anketine göre Amerikalıların yaklaşık yüzde 37’si beklenmedik 400 dolarlık bir harcamayı borçlanmadan karşılayamıyor. Yani ekonomi büyürken, orta sınıfın kırılganlığı kalıcılaşıyor.
Bu kırılganlığın en net hissedildiği alan konut. Amerikan Rüyası’nın sembolü olan ev sahipliği, orta sınıf için en pahalı bariyer hâline gelmiş durumda. Son beş yılda ABD’de konut fiyatları birçok bölgede yüzde 40–60 arasında arttı. Aynı dönemde mortgage faizleri yükseldi ve aylık ödeme yükü dramatik biçimde ağırlaştı. National Association of Realtors verilerine göre, ilk kez ev alacak bir ailenin aylık mortgage taksidi pandemi öncesine kıyasla yaklaşık iki katına çıktı. Gelirler aynı hızda artmayınca, ev sahibi olmak ertelenen bir hayale dönüştü. Kiralar ise Zillow ve Redfin verilerinin de gösterdiği gibi, hâlâ maaş artışlarının önünde koşuyor.
Eğitim cephesinde de tablo parlak değil. Üniversite eğitimi uzun yıllar “yukarı doğru mobilitenin” anahtarıydı. Bugün ise ağır bir yük. ABD’de öğrenci kredisi borcu 1,7 trilyon doların üzerinde. Brookings Institution’a göre birçok mezun, kariyerinin ilk 10–15 yılında net birikim yapamıyor. Eğitim insanları ileri taşımak yerine, uzun süre yerinde saymaya zorluyor.
Orta sınıf üzerindeki baskının en sessiz ama en güçlü göstergesi kredi kartları. New York Fed verilerine göre kredi kartı borcu 1 trilyon doları aşarak tarihî zirveye çıktı. Bu borçlanma lüks tüketimden değil; market, sağlık ve temel ihtiyaçlardan kaynaklanıyor. Üstelik ortalama kredi kartı faizleri yüzde 20’nin üzerinde. Kredi kartı artık bir “esneklik” aracı değil, bir hayatta kalma mekanizması.
Tam zamanlı bir iş de artık güvence anlamına gelmiyor. Pew Research Center anketleri, Amerikalıların büyük bölümünün geleceğe daha kötümser baktığını gösteriyor. İkinci işler, platform ekonomisi ve ek gelirler yaygınlaşıyor; ancak sosyal güvence aynı hızda artmıyor.
Kazananlar ise net: varlık sahipleri. Hisse senedi ve gayrimenkulü olanlar fiyat artışlarını avantaja çevirebiliyor. Maaşla geçinenler ise enflasyon ve faiz arasında sıkışıyor.
Tabii ki bu şartlarda, eski dönem başkanları ile Trump dönemi de mukayese ediliyor. Trump’a göre enflasyon, orta sınıfın sessiz düşmanı ve Amerikan Rüyası’nın en büyük sabotajcısı. Ancak bu yaklaşımın kısa vadede fiyatları ne ölçüde aşağı çekebileceği, uzun vadede ise gelir dağılımı ve borç dinamiklerini nasıl etkileyeceği hâlâ tartışmalı. Orta sınıf için vaat net: daha ucuz hayat. Gerçekleşip gerçekleşmeyeceği ise rakamların değil, uygulamanın göstereceği bir sınav olacak.
Sonuç: Pahalı Bir Rüya
Amerikan Rüyası belki bitmedi, ama açıkça pahalandı. 25 yıl ABD’de yaşamış biri olarak, geçmişle bugünü karşılaştırdığımda yaşam şartlarında ciddi bir değişim olduğunu görüyorum. Türkiye’den ABD’ye yakın zamanda taşınan birçok kişiden de aynı cümleyi duyuyorum: “Beklediğimiz gibi çıkmadı.”
Orta sınıf için mesele artık daha fazla kazanmak değil; istikrar, öngörü ve güvenceye yeniden ulaşmak. Asıl soru şu: ABD ekonomisi bu rüyayı yeniden erişilebilir kılacak bir denge bulabilecek mi, yoksa orta sınıf bu rüyadan sessizce uyanmaya devam mı edecek?