Bankacılıkta fiziksel erişim
Dünya bankacılığı aynı anda iki farklı yöne gidiyor. Bir tarafta şubelerini kapatan, fiziksel varlığını hızla küçülten gelişmiş ekonomiler var. Diğer tarafta hâlâ ilk gerçek finansal erişim ağını kurmaya çalışan, yeni şubeler açan gelişmekte olan ülkeler bulunuyor. İlk bakışta çelişkili görünen bu tablo aslında tek bir gerçeği yansıtıyor: Dünyanın farklı bölgeleri finansal gelişimin farklı aşamalarında.
2015'ten bu yana 6.719 şubenin kapandığı İngiliz bankacılık sisteminde, "Bankacılığa Erişim İncelemesi" raporu Ekim 2026'ya kadar hükümete sunulacak. Bu süreç, küresel finans merkezliğiyle övünen bir ülkenin düzenleyicisini fiziksel bankacılık altyapısını korumanın gerekli olup olmadığını tartışmaya kadar götürmüş durumda.
Euro Bölgesi'nde şube sayısı 2008 zirvesindeki 186.000'den 2024'te 106.000'e geriledi; 100.000 kişi başına düşen şube oranı 58'den 30'a indi. Almanya'da bu küçülme 2024'te yüzde 8,4 hızına ulaştı. ABD'de 2017–2025 arasında ulusal şube ağı yüzde 14,8 daraldı. Avrupa artık daha verimli bir fiziksel erişim için çalışıyor.
Dünyanın geri kalanında ise bambaşka bir hikâye yazılıyor.
Hindistan en dikkat çekici örnek. Son yirmi yılda ülke hem dünyanın en büyük dijital ödeme ekosistemlerinden birini kurdu, hem de banka şube ağını büyütmeye devam etti. Bu çelişki değil, finansal gelişimin farklı bir aşaması. Yüz milyonlarca insan için finansal sisteme ilk giriş hâlâ fiziksel temas gerektiriyor; hesap açılışı, kimlik doğrulama, kredi erişimi ve güven ilişkisi büyük ölçüde bu temas üzerinden inşa ediliyor.
Afrika bu dönüşümün daha da radikal biçimini yaşıyor. Pek çok ülkede klasik şube yoğunluğu hâlâ düşük; finansal erişim farklı kanallar üzerinden büyüyor. Kenya'da M-Pesa sistemi milyonlarca insanı banka şubesine gitmeden para transferi, ödeme ve küçük ölçekli finansal işlemlere kavuşturdu. Nijerya'da POS ajan ağları hızla yayılıyor. Brezilya'da marketler ve perakende noktaları temel bankacılık işlemlerinin önemli bir bölümünü üstleniyor. Bu tablonun söylediği şudur: Artık yalnızca şube sayısına bakarak finansal gelişmişliği ölçmek yeterli değil. Dağıtık finans ağları, mobil operatörler, ödeme kuruluşları ve dijital platformlar klasik şubenin işlevini devralıyor.
Türkiye’de 2002 kriz sonrası yeniden yapılanmayla güçlenen bankacılık sektörü 2016'daki 10.781 şube zirvesinden bugün 9.600 civarına geriledi; 100.000 yetişkin başına düşen şube oranı ise aynı dönemde 18'den 13,7'ye indi.
Küresel tabloyu tek bir veriyle özetlemek gerekirse: dünya genelindeki aktif şube sayısı 2018'deki 530.000'den 2025'te 410.000'e inerken, mobil bankacılık kullanıcıları aynı dönemde 1,9 milyardan 3,6 milyara çıktı.
Şubelerin sonu mu geliyor?
Kapatılan şubeler çoğunlukla rutin işlem noktalarıydı; açık kalan ya da yeniden tasarlanan şubeler danışmanlık, kredi yapılandırma ve kurumsal ilişki yönetimi merkezlerine evrildi. Yüksek değerli işlemlerde insani temas hâlâ en değerli belirleyici. Asıl mesele, fiziksel ağ küçüldükçe kimin dışarıda kaldığı. Yaşlı nüfus, kırsal kesim ve finansal kırılganlık içindeki haneler, ATM'nin ve mobil uygulamanın veremediği bilgi ve hizmeti şubede arıyor.
Bazı ülkeler şubelerini kapatıyor, bazıları yeni şubeler açıyor, bazıları ise şubenin ne olduğunu yeniden tanımlıyor. Bankacılığın fiziksel erişim ağı aynı anda hem küçülüyor hem büyüyor. Çünkü geleceğin bankacılığı tek bir model üzerine değil, farklı toplumların farklı ihtiyaçları üzerine kuruluyor.
Önümüzdeki dönemde bankacılık sektörünün gündemi fiziksel erişimin hangi bölgelerde, hangi kanallar üzerinden ve en verimli olarak sağlanacağı olacak.