Bloomberght
SON DAKİKA
Bloomberg HT Haberler Garanti/Özen: Karlılık yüzde 10-20 düşer

Garanti/Özen: Karlılık yüzde 10-20 düşer

  • Garanti Bankası GM Özen, "Gelecek yıl sektörün karlılığının bu yıla kıyasla yüzde 10-20 arasında düşeceğini tahmin ediyoruz" dedi

Garanti/Özen: Karlılık yüzde 10-20 düşer
25 Aralık 2013, 11:22 Güncelleme :

Garanti Bankası Genel Müdürü Ergun Özen, "2014 yılının bankacılık sektörü açısından son 10 yıllık dönemin en zor yılı olacağını düşünüyorum" dedi.

Özen, bankacılık sektörünün 2014 yılı beklentileri, bu yıl yapılacak yasal düzenlemelerin sektöre muhtemel etkileri ve Fed kararlarının Türkiye ekonomisine etkilerini AA muhabirine değerlendirdi.

2014 yılında bankacılık sektörüne ilişkin beklentilerini paylaşan Özen, "Sektör açısından son 10 yıllık dönemin en zor yılı olacağını düşünüyorum. Ekonometride kullanılan yapısal kırılma (structural break) kavramını ödünç alırsak, sektörün karlılık ve büyüme trendlerinde sapmaya neden olabilecek iki temel yapısal kırılma riski bekliyor bizi, 2014 yılında. Biri Fed'in parasal çıkış stratejisinin yarattığı belirsizliğin, diğeri ise ekonomik büyüme kompozisyonunun dengelenmesi amacıyla alınan önlemlerin banka bilançolarına yansımaları" dedi.

Fed'in faiz beklentilerini yönetebildiği sürece yani sözlü yönlendirmedeki (forward guidance) başarısına bağlı olarak Türkiye'de faiz oranlarının yukarı yönlü hareket olasılığını düşük bulduğunu ifade eden Özen, zaten Merkez Bankası'nın uyguladığı marjinal fonlama maliyeti ile faiz seviyelerini enflasyon beklentisiyle uyumlu noktaya çektiğini söyledi.

Özen, "Buna rağmen, faizlerde yukarı yönlü trendin devam etmesi halinde sektörün net faiz marjında geçici süreyle bir daralma ve dolayısıyla karlılığında bir düşüş riski belirebilir" dedi.

2014 yılında yüzde 4'lük bir ekonomik büyümenin yüzde 15-20 aralığında bir kredi büyümesi ile uyumlu olduğunu aktaran Özen, 6 çeyrekten sonra ilk defa özel yatırımların artış trendine girmesinin de kredi talebinin devam edeceğini gösterdiğini ifade etti.

Ekonomik büyümenin yavaşlaması halinde, banka bilançoları açısından düşük kredi büyümesi ve aktif kalitesinde bozulma (artan risk maliyeti-cost of risk) gibi risklerin oluşabileceğini belirten Özen, şöyle konuştu:

"BDDK'nın tüketici kredilerindeki büyümenin sağlıklı bir seviyeye çekilmesini teminen aldığı makro ihtiyati önlemlerin, sektörün bilanço kompozisyonunda da sağlıklı bir değişime yol açmasını bekliyorum. Bireysel kredilerin toplam krediler içerisindeki payı azalmaya başlarken, reel sektör kredileri daha yüksek pay alacak. Sektörün 2014 yılında özellikle KOBİ kredilerinde yoğun bir rekabet yaşaması muhtemel görünüyor. Bunun yanında ihracata dönük krediler ile proje kredilerinde de bir ivmelenme beklemek lazım. Ekonomi yönetiminin tasarruf oranlarının yükseltilmesi amacıyla aldığı önlemlerin kısa vadede olmasa da orta-uzun vadede sektörün TL fonlama kapasitesini artırmasını ve böylece sektörün kredi/mevduat oranında daha sürdürülebilir ve istikrarlı bir yapıya kavuşmasını bekliyorum."

- "TCMB politikasını çok karmaşık, anlaşılmıyor diye eleştirmek bence kolaycılığa kaçar"-

Merkez Bankası'nın politikalarına ilişkin değerlendirmelerde bulunan ve 2014 yılında Merkez Bankası'ndan beklentilerini paylaşan Özen, öncelikle bir tespitle başlayarak, bu yılki Jackson Hole toplantılarında, London School of Economics hocalarından Helene Rey'in bir tebliğ sunduğundan bahsetti.

Rey'in, imkansız üçleme (trilemma) diye bilinen klasik teorinin artık ikileme (dilemma) dönüştüğünü anımsatan Özen, Rey'in şu görüşlerini paylaştı:

"Sermaye akımları serbest olduğu sürece döviz rejiminiz ne olursa olsun bağımsız bir merkez bankanız olamaz. Çünkü sermaye akımları kanalıyla global finansal çevrim (gelişmiş ülke para politikası kararlarını kastediyor), sizin para politikanızı kısıtlar. Gerçekten bağımsız, yani faizi hiçbir kısıt altında olmadan kendisi belirleyebilen bir merkez bankası ancak ve ancak sermayenin kontrol edilebildiği durumda mümkündür. Bilindiği gibi dünya ekonomisindeki son 40-50 yıla hakim ana inanış, finansal açıklığın karşı konulamaz bir trend olduğu ve her ülkenin kapılarını sermaye akımlarına ardına kadar açması gerektiği şeklindedir. Bu nedenle, sermaye akımlarının serbestliği veri iken bir ülkenin ancak ve ancak dalgalı kur rejimi uygulayarak kendi politika faizini bağımsız şekilde belirleyebileceği ileri sürülmüştür (impossible trinity). Ancak, Rey, bu teorinin artık geçersiz olduğunu, sermaye akımları serbest iken dalgalı kur rejimi uygulasanız bile bağımsızlığın mümkün olmadığını söylüyor."

Özen, Rey'in "Bağımsız para politikası, sadece ve sadece, sermaye akımlarının doğrudan veya dolaylı olarak kontrol altına alınması halinde mümkündür" tespitini dikkate almadan Merkez Bankası'nı değerlendirmenin mümkün ve doğru olmadığını söyledi.

Rey'in analizinin sonucunda çevre ülkelere; doğrudan sermaye kontrolü, makroihtiyati politikalarla kredi büyümesini sınırlamak ve bankaların kaldıraç oranlarına katı limitler koymak gibi politika seçenekleri önerdiğini ifade Özen, "TCMB, bence hep bu bilinçle hareket etti ve sermaye akımlarının yaratacağı yan etkileri makroihtiyati politikalarla sınırlayarak aslında dolaylı bir sermaye kontrolü sağlamaya çalıştı. Resmi bu şekilde koymadan TCMB politikasını çok karmaşık, anlaşılmıyor diye eleştirmek bence kolaycılığa kaçar" diye konuştu.

Kriz sonrasında Merkez Bankası'nın gelişmiş ülke merkez bankalarının uyguladığı olağandışı politikaların Türkiye üzerindeki olumsuz etkilerini azaltabilmek adına klasik merkez bankacılığından sıyrıldığını savunan Özen, şu değerlendirmeleri yaptı:

"Esnek ve yaratıcı uygulamaları ile daha dinamik bir merkez bankasına dönüştü. Finansal istikrarı kendi tepki fonksiyonuna (reaction function) eklemlemeyi başardı. Dönem dönem bazı uygulamaların Türkiye Merkez Bankası'na özgü olması nedeniyle anlaşılamadığı yönünde eleştiri yapanlara çok rastladık. Ancak Fed'in parasal çıkış politikalarının şekillendirdiği yeni finansal konjonktürde, Merkez Bankası'nın bu uygulamalarının ne kadar isabetli ve hatta gerekli olduğu şimdi daha net ortaya çıktı, bence. Aksi takdirde, bu konjonktüre çok daha kırılgan bir zeminde yakalanmış olabilirdik. TCMB, 2014 yılında öngörülebilirliğin artırılmasını amaçlıyor. Bu doğrultuda aldığı tedbirlerle hem döviz oynaklığını hem de faiz oynaklığını azaltmaya çalışacak."

- "2014 yılında bankacılık sektörü borçlanmasını rahatlıkla sürdürebilecek"-

"2013 yılı mayıs ayına kadar olan süreçte Türkiye'de faiz oranları tarihi düşük seviyelere geriledi. Bundan sonraki süreçte küresel piyasalara paralel olarak faiz oranlarında yükseliş trendi başladı. Gelecek yıl için kredi faizlerinin (tüketici, taşıt, konut,) ve mevduat faizlerinin hangi seviyelerde oluşmasını bekliyorsunuz?" sorusu üzerine Özen, kendisinin baz senaryosundan bahsederek, şöyle cevap verdi:

"Fed, varlık alımlarını azaltmaya başladı. Ancak azaltıma başlarken aynı anda da sözle yönlendirmede kalitatif güçlendirme opsiyonunu seçti. Dolayısıyla, kısa vadeli faiz patikasına yönelik beklentilerin tekrar yönetilmeye başlandığını ve yaz aylarındaki gibi bir bozulma riskinin 2014 yılında düşük olduğunu öngörüyorum. Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelere yönelik sermaye akımlarının zayıflamasının ana nedeninin, piyasaların varlık alımlarındaki azaltım ile sözle yönlendirme arasında gereksiz bir korelasyon kurması ve dolayısıyla Fed'in faiz artırımına beklenenden daha erken ve daha hızlı başlayacağına yönelik oluşan yanlış algılama olduğunu düşünüyorum. Şu iki parametrenin gelişiminin, önümüzdeki dönemde Türkiye'ye olan sermaye akımlarının ivmelenme düzeyini belirleyeceğini düşünüyorum: Biri beklenen kısa vadeli faiz patikası, diğeri de beklenen Fed bilançosu gelişim patikası."

Özen, mevcut koşullar altında, tahvil alımındaki azaltımın (tapering) veya parasal genişlemeyi (QE) tamamen sona erdirmenin, Fed bilançosunun büyük kalmaya devam ettiği ve geleceğe yönelik faiz beklentilerinin iyi yönetildiği sürece gelişmekte olan ülkelere olan sermaye akımlarının tekrar canlandırabileceğini öngördü.

Bu bağlamda, parasal sıkılaştırmanın faiz yanında likidite yönetimi ile pekiştirilmesinin de dikkate aldığında, TCMB'nin faiz oranlarını çektiği seviyenin mevcut koşullar altında yeterli olduğunun görüldüğünü söyleyen Özen, "Bu bağlamda, 2014 yılında Fed politikasının yansıması anlamında mevduat faizlerinde ve kredi faizlerinde olağanüstü bir artıştan ziyade rekabetin gerektirdiği makul artışlar yaşanabilir. Tüketici kredilerinde ise uygulamaya konulan makroihtiyati önlemlerin elbette faiz oranlarında kalıcı bir etki yaratması beklenebilir" dedi.

Fed kararlarının 2014 yılında bankacılık sektörüne etkilerini değerlendiren Özen, "Yukarıda belirttiğim senaryo çerçevesinde, bankaların yurt dışı finansman kaynaklarına erişiminde hiçbir sorun görmüyorum. En sıkıntılı dönemlerde dahi, sektör yüzde 100'lerin üzerinde bir borç çevirme oranına sahip olagelmiştir. Nitekim, bugün itibariyle sektör uzun vadeli dış borunu yüzde 190 oranında çevirebiliyor. 2014 yılında normalleşmesini öngördüğüm beklentiler paralelinde sektörün borçlanmasını rahatlıkla sürdürebileceğini söyleyebiliriz. Borçlanma maliyetlerinde de olağandışı bir artış beklemiyorum" ifadelerini kullandı.

Garanti Bankası Genel Müdürü Ergun Özen, "2014 yılında, kredilerde sektöre paralel yüzde 15-20 aralığında bir büyüme öngörüyoruz" dedi.

Bankacılık sektörünün ve Garanti Bankası'nın 2013 yılı gerçekleşmesi ile 2014 yılına ilişkin hedeflerini AA muhabirine değerlendiren Özen, banka olarak, holistik bir risk alım ve yönetim stratejileri olduğunu belirtti.

Bu çerçevede risk, getiri, sermaye ve likiditenin birbiriyle etkileşimini dikkate alan ve hepsini bir arada gözeten bir yaklaşımı benimsediklerini, dolayısıyla, kendileri için büyüme hedefinin tek başına bir değer ifade etmediğini dile getiren Özen, "Holistik strateji içerisinde diğer parametrelerle birlikte bir anlam kazanıyor. Bu bağlamda, bu yıl da sağlam sermaye yapımızı, güvenilir likidite tamponlarımızı ve sürdürülebilir karlılık performansımızı gözeterek ve koruyarak güçlü bir büyüme sağladık" dedi.

Eylül 2013 itibariyle kredilerinin, 2012 yıl sonundan bu yana sektöre paralel yüzde 23 artarak, 113 milyar lira seviyesine ulaştığı bilgisini veren Özen, bireysel kredilerde yüzde 28 büyüme oranıyla yaklaşık 70 baz puan pazar payı kazandıklarını kaydetti.

Özen, KOBİ'lerin 2013 yılında da odaklarında olduklarını ifade ederek, yüzde 10 pazar payı ve 25,2 milyar kredi portföyleri ile KOBİ'lere destek olmayı sürdürdüklerini, KOBİ'lerin yanı sıra kurumsal-ticari firmalara verdikleri desteğin artarak devam ettiğini ve TL ticari kredilerde yüzde 31 büyüme oranıyla 42 baz puan pazar payı kazandıklarını belirtti.

Yıl sonunda toplam kredilerinin sektöre paralel yüzde 25-26 seviyesinde büyümesini beklediklerini aktaran Özen, "Fonlama tarafında mevduat tabanımızı ilk 9 aylık dönemde sektörün üzerinde yüzde 24 büyüttük. TL mevduatta 133 baz puan pazar payı kazandık. İlk 9 ay rakamlarına göre bankamızın karı geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 9 artarak 2,5 milyar liraya ulaştı. Şube yatırımlarımızı bu yıl da sürdürdük. Şu an 981 şube ile 81 ilimizde hizmet vermekteyiz ve yıl bitmeden de 1.000 şubeye ulaşmayı hedefliyoruz. Çalışan sayımız nette 1.500 kişi arttı ve şu an 19 bine yakın çalışanımız ile hizmet veriyoruz" değerlendirmesinde bulundu.

Kendileri için kritik tanımlamayı "denge" şeklinde ortaya koyduklarını vurgulayan Özen, kredilerde her üç segmentte de (bireysel, KOBİ ve ticari) dengeli şekilde büyüdüklerini ve 2013 yılında özellikle öne çıktıkları sektörlerin ise KOBİ ve proje finansmanı olduğunu belirtti.

- "2014 yılında, kredilerde sektöre paralel yüzde 15-20 aralığında bir büyüme öngörüyoruz"-

Garanti Bankası Genel Müdürü Özen, 2014 yılında kredilerde sektöre paralel yüzde 15-20 aralığında bir büyüme öngördüklerini belirterek, "Mevduat tabanımızı da kredi büyümesine yakın bir oranda büyütmeyi hedefliyoruz. Gelecek yıl sektörün karlılığının bu yıla kıyasla yüzde 10-20 arasında düşeceğini tahmin ediyoruz" dedi.

KOBİ kredilerinin 2014 yılında da öncelikli hedef sektörleri olmaya devam edeceğini belirten Özen, ayrıca yatırım projelerinde aktif rol almaya, dev projelere finansman sağlamaya ve 10. Kalkınma Planı'nda çizilen stratejiler çerçevesinde ihracat ve sanayi sektörüne olan ilgilerinin daha da artacağını kaydetti.

Garanti Bankası olarak 1.000 şubeye ulaşma hedeflerinin yıllar öncesinden kendilerine koydukları çok önemli bir hedef olduğunu aktaran Özen, 2013 yılında bu hedefe ulaşmanın ardından 2014 yılındaki önceliklerinin son yıllarda açtıkları şubelerin etkinliğini ve banka finansallarına olan katkısını daha da artırmak olacağını söyledi.

Özen, Garanti Bankası'nın bugün 19 bin kişilik çok büyük bir aile olduğunu belirterek, 2014 yılında da dinamik, uyum içerisinde çalışan ve güvenilir insan kaynaklarına yatırımlarını sürdüreceklerini kaydetti.

"2014 yılı tahvil-bono ihraçlarına ilişkin hedefleriniz nedir? Ne kadarlık bir borçlanma öngörüyorsunuz?" şeklindeki soruya Özen, "Bizim temel fonlama kaynağımız ve hedefimiz her zaman mevduat olagelmiştir. İstikrarlı fonlama anlamında mevduatın önemi tartışmasız. Ancak, fonlamanın çeşitlendirilmesi ve fonlamada bir risk birikiminden kaçınılması anlamında tahvil ve bono ihraçları önemli bir role sahip. Uygun fiyatlama ve uygun piyasa koşulları altında önümüzdeki alternatiflere bakarak karar veririz diye düşünüyorum" cevabını verdi.

BBVA Üst Yöneticisi (CEO) Angel Cano Fernandes'in daha önce yapmış olduğu 2-3 yıl içinde Garanti Bankası'nın kontrolünü alabilecekleri yönündeki açıklamaları ile ilgili bir gelişme olup olmadığına ilişkin de Özen, "Biz SPK düzenlemeleri uyarınca herhangi bir gelişme olması durumunda kamuoyunu bilgilendirmekle yükümlüyüz. Mevcut durum itibariyle bu konuda açıklama yapabileceğim herhangi bir gelişme bulunmuyor" değerlendirmesinde bulundu.

"Daha önceki açıklamalarınızda katılım bankacılığı ile ilgilenebileceğinizi söylemiştiniz. Şu aşamada katılım bankacılığına ilginiz ne durumda? Gündeminizden çıktı mı?" sorusuna Özen, "Yasal çerçeve belli olmadığı için bu konuda bir görüş belirtmenin erken olduğunu düşünüyorum" şeklinde yanıt verdi.

- "Beklentim, sermaye akımlarının tekrar Türkiye'ye yönelmeye başlayacağı şeklinde"-

2014 yılı Türkiye ekonomisine ilişkin beklentilerini de paylaşan Özen, gelecek yıl Türkiye ekonomisi için muhtemel pozitif gelişmenin, iyileşme potansiyeli gösteren büyüme kompozisyonu olabileceğini söyledi.

Nitekim, son açıklanan üçüncü çeyreğe ilişkin büyüme verilerine göre özel sektör yatırımlarının büyümeye pozitif katkı sağlamaya başlaması ve dış talebin negatif katkısında düşüş kaydedilmesinin olumlu gelişmeler olduğunu aktaran Özen, şunları ifade etti:

"Ekonomi yönetiminin cari açıkla mücadele kapsamında attığı adımların önümüzdeki dönemde daha makul özel tüketim artışına sebep olabileceğini düşündüğümüzde daha dengeli büyüyen bir iç talep kompozisyonu elde etmek mümkün olacak. Bununla birlikte, olumlu seyreden küresel aktivite ile 2014 yılında dış talepten pozitif katkı görmek de mümkün olabilir. Bu da, Türkiye ekonomisini hedeflenen dengeli büyüme kompozisyonuna yakınlaştırarak, cari işlemler açığının sürdürülebilir seviyelere inmesini sağlayacaktır.

Gelecek yıl Türkiye ekonomisi için en önemli risk, sermaye akımlarının seyrindeki belirsizlik olabilir. Tasarruf açığı bizim en önemli sorunumuz olmaya devam ettiği sürece dış finansman bağımlılığımız kaçınılmaz bir sonuç. Bu nedenle ekonomik büyümenin önündeki en önemli risk, dışsal şoklara olan aşırı duyarlılığımız. Sermaye akımlarındaki olası bir bozulma ekonomik büyüme ve cari açığın finansmanı konusunda risk oluşturabilir. Ancak beklentim, sermaye akımlarının tekrar Türkiye'ye yönelmeye başlayacağı şeklinde."

- "2014 yılı için yüzde 4 civarında bir büyüme öngörüyoruz"-

Türkiye ekonomisinin bu yılı yüzde 4'lük bir büyüme ile kapatacağını tahmin ettiklerini aktaran Özen, özellikle üçüncü çeyrekte Türkiye ekonomisinin büyüme kompozisyonuna bakıldığında en yüksek katkının yine özel tüketimden gelmiş olsa da son 6 çeyrektir daralan özel sektör yatırımlarının büyümeye yeniden pozitif katkı yapmasının ve bununla birlikte kamunun büyümeye katkısının ikinci çeyrekten bu yana yavaşlıyor olmasının olumlu olduğunu belirtti.

Özen, "Her ne kadar 2013 yılında küresel ekonomideki kırılganlıklar nedeniyle dış talep büyümeye negatif etki etse de 2014 yılında, Avro Bölgesi'nin resesyondan çıkması ve TL'nin rekabetçi gücünün artmasının katkısıyla ihracattaki artış eğilimi ile birlikte dış talebin 2014 büyümesini olumlu etkileyeceğini tahmin ediyoruz. Devam edeceğini düşündüğümüz özel sektör yatırımlarının katkısıyla 2014 yılı için yüzde 4 civarında bir büyüme öngörüyoruz" dedi.

2014 yılı dolar/TL tahmini ile ilgili olarak Özen, "Bana normal zamanlarda kur tahminim sorulduğunda, hep 'kurşun kalem'le yazdım diye rezerv düşerim. Böylesi bir global belirsizlik döneminde ise ne yazacak bir tahmin ne de sığınacak bir rezerv bulabiliyorum" ifadelerini kullandı.

Garanti Bankası Genel Müdürü Ergun Özen, "Bankacılık sektörü, düzenlemeler bize ilave yük getiriyor diye yakınmaktansa ekonomi yönetiminin verdiği mesajı iyi okuyabilmeli ve alınan konjonktürel veya yapısal önlemlerin fiyatlama mekanizmaları kanalıyla genel ekonomiye yansıma sürelerini azaltmaya çalışmalıdır" dedi.

Bankacılık sektörünün 2013 yılı performansını ve bu yıl yapılacak yasal düzenlemelerin sektöre muhtemel etkilerini AA muhabirine değerlendiren Özen, global finansal krizin bankacılıktaki de-regülasyon sürecinin yarattığı doğal bir sonuç olduğunu belirterek, "Kriz sonrası yapılan pek çok ampirik çalışmanın da desteklediği gibi sıkı düzenlemelerin kısa vadede bankalar ve genel ekonomi üzerinde olumsuz bir maliyet etkisi olsa da orta-uzun vadede kriz olasılığını düşürdüğü için toplumsal refahı artırıcı niteliktedir" dedi.

Bankaların, genel ekonomi politikalarının ve para politikalarının reel sektöre ve hane halkına aktarımını sağlayan en etkin kanal olduğuna dikkati çeken Özen, bankacılık sektörünün bu anlamda yüzde 100 iletkenlik/geçirgenlik özelliği taşıdığını ifade etti.

Özen, bankaların sermaye sorunu veya batışı gibi bir olumsuzluk durumunda, daha hızlı bir geçirgenlik sözkonusu iken alınan olumlu ekonomik kararların geçirgenliğinin biraz daha gecikmeli olabildiğini ve daha uzun bir zamana yayılabildiğini söyledi.

"Bu bağlamda, ekonomi yönetiminin bazı konjonktürel veya yapısal önlemleri bankalar üzerinden alması ve genel ekonomiye bu kanaldan istediği şekilde yön vermesinden daha doğal bir durum olamaz" diyen Özen, bankalara kamu hizmeti yapmalarının karşılığında bir imtiyaz verildiğini ve bankaların sıkı düzenlenmesinin bu imtiyazın bir gereği olduğunu vurguladı.

Özen, "Bankacılık sektörü, düzenlemeler bize ilave yük getiriyor diye yakınmaktansa ekonomi yönetiminin verdiği mesajı iyi okuyabilmeli ve alınan konjonktürel veya yapısal önlemlerin fiyatlama mekanizmaları kanalıyla genel ekonomiye yansıma sürelerini azaltmaya çalışmalıdır. Risk iştahı ile mesajı geç algılayan bankalar, en fazla kendilerine zarar verdiklerinin farkında olmalıdır" değerlendirmesinde bulundu.

BDDK'nın kredilere ve kredi kartlarına ilişkin düzenlemelerinin sektöre etkisine değinen Özen, kredi kartı sayılarının veya tüketici kredilerinin, sisteme yeni müşteri girişi (financial inclusion) devam ettiği sürece artış eğilimini koruyacağını ifade etti.

Ama kredi kartı harcamalarının düşmesini ve tüketici kredilerindeki artış hızının makul seviyelere yavaşlamasını beklediğini anlatan Özen, "Bireysel krediler bizde sadece 10 yıllık bir geçmişe sahip. Fakat, bu kadar kısa bir süre içerisinde akıl almaz bir büyüme yaşandı. Sektörün hatası kredi koşullarını aşırı gevşetmesi olmuştur. Bu süreç aynı zamanda kıt kaynaklarımızın yanlış dağılımına ve üretken olmayan alanlara akmasına yol açmıştır" dedi.

- "Tasarruf oranlarındaki düşüşün temel nedeni, maalesef fazla yatırımlar değil aşırı tüketim"-

"Kredi büyümesine getirilen düzenlemelere ve alınan önlemlere ilişkin değerlendirmeniz nedir? Bu konularda daha farklı düzenlemeler yapılabilir mi? BDDK'ya ya da Türkiye Bankalar Birliği'ne bu konuda önerileriniz oldu mu?" şeklindeki soru üzerine Özen, bu düzenlemelerin temel hedefinin, insanlara gelirleriyle orantılı bir tüketim alışkanlığı kazandırmak olduğunu vurguladı.

Aslında insanların rasyonel davranış içerisinde gelirlerini tüketim ve tasarruf şeklinde kullanmasının bekleneceğini söyleyen Özen, şunları kaydetti:

"Ancak, krediye erişim koşullarındaki kolaylıklar, bireylerin tüketim özentisiyle birleşince insanlar bence zaman içerisinde rasyonel karar almaktan uzaklaştılar. Bireylerden nasıl rasyonel davranmalarını bekliyorsak bizim de sektör olarak rasyonel kredi ve fiyat politikaları geliştirmemiz gerekiyor. Sektör, iş alışkanlıklarını ve iş modellerini gözden geçirmek zorundadır. Bu sadece profesyonel bir yönetim anlayışının değil, aynı zamanda sosyal sorumluluğun da bir gereğidir. Hanehalkı borçluluk oranlarımız düşük diye rahatlayamayız. Borçluluk oranlarındaki ivme çok yüksek ve tüketime yönelik en hızlı kredi artışının yaşandığı ülkelerden biriyiz. Nitekim, gelişmekte olan ülkeler içerisinde Ukrayna'dan sonra, tüketimin GSYH'ye oranı en yüksek ikinci ülkeyiz."

Nitekim, bu yıl özel kesim tasarruf oranının yüzde 9,7'ye kadar düştüğü bilgisini veren Özen, tabii ki tasarruf oranlarının bu kadar düşük düzeylere gelmesinde makroekonomik belirsizliğin azalmasının çok önemli bir etken olduğuna dikkati çekti.

"Enflasyonun tek hanelere düşmesi ve ekonomik büyüme ve istikrar, her ülkede olduğu gibi bizde de insanların tasarruf saikini azaltmış ve tüketimin canlanmasına yol açmıştır. İnsani bir güdüdür ve normaldir" diyen Özen, ancak, tüketime yönelik kredilerdeki hızlı artışın bu tabloyu daha fazla bozmuş ve "anomali"ye yol açtığını belirtti.

Cari açığın her zaman kötü olmadığını cari açığın iyi huylu da olabileceğinden bahseden Özen, fakat Türkiye'deki tasarruf oranlarındaki düşüşün temel nedeninin, maalesef fazla yatırımlar değil aşırı tüketim olduğunu söyledi.

- "Bankacılık sektörü, mali disiplinle birlikte Türkiye'ye yönelik güven oluşumunda çıpa vazifesi gördü"-

Özen, kıt olan kaynakların OVP'de de vurgulandığı gibi optimum şekilde üretken alanlara aktarılması gerektiğini vurgulayarak, şunları kaydetti:

"Bu nedenle, 10. Kalkınma Planı'nda öngörülen tüketimin milli gelirden aldığı payın düşürülmesine yönelik hedef ve stratejileri önemsiyorum. 10. Kalkınma Planı'nda 2018 yılsonu için yüzde 19'luk toplam tasarruf oranı hedefi belirlenmiş durumda. Tasarruf oranlarının tarihi düşük seviyelere gelmesinde tüketici kredilerinin oynadığı rolden bahsetmiştim. Bu çerçevede, hızlı tüketici kredisi büyümesinin düşürülmesi yönünde önlemler alınmasını doğru buluyorum. Bu önlemlerin, sadece ekonomik olarak gerekli değil aynı zamanda olası bir sosyal sorunu önleme açısından da elzem olduğunu düşünüyorum."

Bu kapsamda yapılan veya yapılması planlanan makroihtiyati düzenlemelerin 5 başlıkta toparlayabileceğini ifade eden Özen, "Birincisi gelirle orantılı kredilendirme, ikincisi vade sınırlaması, üçüncüsü genel kredi karşılıkları, dördüncüsü risk ağırlıkları ve sonuncusu da taşıt kredilerinde LTV rasyosu" dedi.

Gelinen noktada etkinliği çok daha yüksek olan (gelirle orantılı kredilendirme, vade sınırlaması ve LTV oranı) araçlarının kullanıldığını söyleyen Özen, bu açıdan, bir önceki düzenlemeye (Risk Ağırlıkları ve GKK) artık ihtiyaç kalmadığını düşündüğünü belirtti.

Ayrıca, bu iki önlemin sektörün sermaye yeterlilik oranlarını olumsuz etkilediğini ifade eden ÖZen, "Nitekim, yabancı yatırım bankaları son zamanlarda yaptıkları analizlerde bu noktaya çokça vurgu yapmaya başladılar. 'Türk bankalarının Sermaye Yeterlilik Rasyosu (SYR), gelişmekte olan ülkeler genelinde hala iyi seviyelerde' diye yumuşak bir giriş yapıp, peşinden de 'Fakat SYR'deki düşüş çok hızlı, Türk bankacılık sektörünün sermaye yapısı zayıflıyor' gibi eklemeler de yaparak kafalarda soru işareti yaratıyorlar" dedi.

Özen, bankacılık sektörünün finansal krizden itibaren mali disiplin ile birlikte Türkiye'ye yönelik güven oluşumunda çıpa vazifesi gördüğüne dikkati çekti.

GKK tutarlarının aşırı büyüdüğü için belirli bir tutardan fazlasının sermaye hesabında dikkate alınmadığını, risk ağırlıklarının ise uluslararası standarttan daha ihtiyatlı bir seviyede tutulduğuna işaret eden Özen, şu değerlendirmeleri yaptı:

"Bu nedenle, daha etkin yeni makroihtiyati araçlar devreye girdiğine göre, SYR oranımızı görüntüde de olsa düşüren önceki uygulamalardan kaçınılması gerektiğini düşünüyorum. Çünkü analistler bile bizim hesaplamadaki ihtiyatlı yaklaşımları hiç dikkate almadan, doğrudan nominal oran üzerinden yorum yapıyorlar. Bu nedenle, SYR oranımızı ve sektörün sermaye gücü, olduğundan daha düşük algılanıyor. Zaten Türkiye, cari açık nedeniyle kırılgan ülkeler arasında sayılırken bir de üzerine bankacılıkta sermaye sorunu baş gösteriyormuş gibi bir görüntü yaratılmasına izin vermemek lazım diye düşünüyorum. Biz bir ayrıcalık istemiyoruz, istediğimiz aynı koşullarda rekabet yapabilmek. Nitekim, finansal kriz sonrasında G20 Zirvesinde benimsenen temel yaklaşım, bütün ülkelerdeki bütün bankaların 'eşit koşullar altında (level the playing field)' faaliyet göstermesini sağlamaktı."

- "BDDK'nın etkin bir denetimi var, sorunları erken teşhis edip proaktif önlem alma kapasitesi yüksek"-

"Kredi kartlarına ortak limit getirilmesi gündemde. Bu durumun büyük ölçekli bankaların lehine ve küçük ölçekli banka aleyhine bir durum oluşturacağı yönünde eleştiriler var. Bu konudaki görüşleriniz nelerdir?" sorusu üzerine Özen, ekonomi yönetiminin tasarruf oranlarını yükseltebilmek için tüketici kredilerini dizginlemeye çalıştığını söyledi.

Özen, şunları kaydetti:

"Bu önlem bugün ya da yarın herhangi bir zaman diliminde alınmak zorundaydı ve alındı. Buradan büyük banka, küçük banka sorunsalı yaratmak bence gereksiz bir tartışma olur. Bu mantıkla bakarsanız, kredi kartı hacmi yüksek büyük bankaların da ilave genel kredi karşılığı (GKK) nedeniyle maruz kaldıkları yük, küçük-orta ölçeklilerle kıyaslanamayacak kadar yüksek. Biz de bu düzenleme küçüklere mi yaradı diyeceğiz? Böyle bir mantığı kabul etmiyorum. Kaldı ki isteyen bir müşteri bu düzenleme çıkmadan önceki limitini müktesep hak gibi aynen koruyarak kredi kartını istediği bankaya taşıyabilir, düzenlemeler buna zaten izin veriyor. Bu durumda, küçük-büyük sorunundan değil olsa olsa rekabet eden ve edemeyen banka sorunundan bahsedebiliriz.

"BDDK'nın yönetmelik taslağına itirazdan ziyade şöyle bir kaygımız vardı. İnsanlar ve işlemler kayıtdışına kayar mı? Senetlere dayalı bir sistemin yolunu açmış olur muyuz? Temerrüde düşen çok insan olur mu? Bildiğim kadarıyla, ekonomi yönetimi zaten bir etki analizi yaptırdı. Sorun görmüyorlar. Şimdi öngörülemeyen yeni sorunlar çıkarsa yeni önlemler alınır. Düzenleme işi sonuçta dinamik bir süreçtir. BDDK'nın etkin bir denetimi var, sorunları erken teşhis edip proaktif önlem alma kapasitesi yüksek."

AA