2026'ya giderken enerji: Elektrikten daha fazlası
Enerji artık yalnızca teknik bir alan değil. Politik, ekonomik ve hatta toplumsal bir mesele.
Sabah telefonumuzu prize takıyoruz. Akşam eve gelince ışığı yakıyoruz. Bu iki basit hareketin arkasında nasıl bir sistem çalıştığını çoğumuz düşünmüyoruz. Çünkü bugüne kadar enerji, “olduğu varsayılan” bir konfordu. Vardı. Akıyordu. Sorunsuzdu.
Ama 2026’ya yaklaşırken bu varsayım hızla geçerliliğini yitiriyor.
Enerji artık yalnızca teknik bir alan değil. Politik, ekonomik ve hatta toplumsal bir mesele. Ve bu dönüşüm sessiz ilerlemiyor. Aksine, her geçen gün daha görünür, daha tartışmalı ve daha belirleyici hâle geliyor.
Uluslararası Enerji Ajansı Başkanı Fatih Birol son dönemde bu durumu tek bir cümleyle özetliyor: “Önümüzde bir elektrik çağı var.” Bu ifade ilk bakışta tanıdık gelebilir. Ancak arkasında çok daha derin bir anlam yatıyor. Çünkü bu çağ, yalnızca daha fazla elektrik üretmekle ilgili değil; elektriğe kimlerin, nasıl ve hangi koşullarda erişeceğiyle ilgili.
Bugün küresel enerji talebini yukarı çeken ana faktör sanayi değil. Yapay zekâ ve dijitalleşme.
ABD’de veri merkezlerinin elektrik talebi bazı eyaletlerin toplam tüketimini aşmış durumda. Virginia, Texas ve Arizona gibi bölgelerde yeni veri merkezi yatırımları, şebeke kapasitesi yeterli olmadığı için yavaşlatılıyor. Avrupa’da benzer bir tablo İrlanda ve Hollanda’da yaşanıyor. Dijital ekonominin “görünmeyen” yüzü, enerji sistemlerinin sınırlarına çarpıyor.
Bir yapay zekâ sorgusu kulağa soyut gelebilir. Ama o sorgunun arkasında çalışan sunucular, soğutma sistemleri ve yedek güç altyapıları, küçük şehirler kadar elektrik tüketiyor. Bu durum enerji planlamasını bambaşka bir noktaya taşıyor. Artık mesele yalnızca talebi karşılamak değil; kesintisizliği garanti etmek.
Yıllardır konuşulan “enerji dönüşümü” kavramı da tam bu noktada sert bir gerçekle yüzleşiyor. Güneş ve rüzgâr hızla büyüyor, evet. Ama doğaları gereği kesintili. Yapay zekâ, dijital altyapılar ve otomasyon sistemleri ise kesinti sevmiyor. 7/24 çalışmak zorundalar.
Bu nedenle 2026’ya giderken dünyada sessiz ama net bir yön değişimi yaşanıyor. ABD ve Fransa nükleer yatırımlarını hızlandırıyor. Almanya, kapattığı santrallerin ardından şebeke kırılganlığıyla yüzleşiyor. Japonya, nükleeri yeniden enerji denklemine alıyor. Doğalgaz ise “geçici ama vazgeçilmez” rolünü koruyor.
Bu tablo, sürdürülebilirlik söyleminin bittiği anlamına gelmiyor. Ancak daha gerçekçi bir zemine oturduğunu gösteriyor. Artık mesele “en yeşil çözüm” değil; en dayanıklı sistem.
Enerji denklemindeki bir diğer kritik başlık finansman. Yüksek faiz ortamında büyük ölçekli enerji yatırımları daha pahalı, daha zor ve daha seçici hâle geldi. Yatırımcılar niyet beyanından çok; uzun vadeli alım garantisi, regülasyon netliği ve politik öngörülebilirlik arıyor. Bunlar yoksa sermaye beklemede kalıyor.
Jeopolitik riskler ise bu resmin ayrılmaz parçası. Enerji hatları, LNG terminalleri ve elektrik şebekeleri artık sadece ekonomik altyapı değil; stratejik varlık. Ukrayna savaşı sonrası Avrupa’nın yaşadıkları hâlâ hafızalarda. Enerji arzı kesildiğinde sadece sanayi değil, toplumsal huzur da sarsılıyor.
Türkiye açısından tablo iki yönlü. Bir yanda coğrafi avantaj, güçlü altyapı ve artan yenilenebilir kapasite var. Diğer yanda ise uzun vadeli, bütüncül bir planlama ihtiyacı. 2026’ya giderken , Enerjiyi geleceği taşıyan bir strateji mi olarak çalışmalar araliksiz devam ettiğini görüyoruz ki COP 31in Türkiye’de yapılmasının da heyecanı şimdiden başlamış durumda.
Yapay zekâ, otomasyon ve dijital platformlar yalnızca elektrik tüketmiyor; karar alma gücünü, rekabet avantajını ve egemenliği yeniden tanımlıyor. Bugün enerjiyi yöneten, yarının veri akışını; veriyi yöneten ise ekonomik ve politik yönü belirliyor.
Bu nedenle enerji artık arka planda akan bir altyapı değil. Dijital çağın zemini. Elektrik olmadan fabrika durur, ev kararır. Ama elektrik olmadan yapay zekâ da durur, algoritmalar susar, dijital ekonomi donar.
Elektrik çağı başlıyor. Ama bu çağda asıl mesele ışığı yakmak değil; o ışıkla neyi mümkün kıldığınız olacak.