Advertisement
İrfan Donat

Kırmızı etçilerden ‘uyarı’ niteliğinde rapor

Ulusal Kırmızı Et Konseyi (UKON), yılın sonuna yaklaşırken “Kırmızı Et Sektörü 2018 Yılı Değerlendirme Raporu” yayımladı. 

17 sayfalık ‘uyarı’ niteliğindeki raporda hassas bir dil kullanılarak sektörün içinde bulunduğu sıkıntılı durum net şekilde ortaya konuluyor.

Sektörün sorunlarının başında kırsal refahın yeteri kadar gelişememesi nedeniyle nüfusun gün geçtikçe kentlere göç etme probleminin yer aldığına vurgu yapılan raporda, “Tarım ve hayvancılığın genç kesim için giderek cazibesini yitirmesi ile aile işletmelerinin sayısı gün geçtikçe azalmakta, 40 yaş altı genç nüfus kentlere göç etmektedir” uyarısı yapılıyor.

Bakanlığın bu noktada iki önemli faktörü göz önünde bulundurması gerektiğine dikkat çekilen raporda, “Bunlardan ilki, gençlerin kendileri için çekim noktası olarak gördükleri kentlerde bulunan sosyal imkânların asgari düzeyde de olsa köylerde sağlanabilmesidir. İkincisi ise üretim yapacak gençlerin işlerinin sürdürülebilir olarak yapacaklarına inanmalarıdır” deniliyor.

YERLİ ÜRETİM ARTIŞINDA ‘İTHALAT’ ETKİSİ

Raporda, toplam kırmızı et üretiminde bir önceki yıla göre yüzde 3,6 artışa karşın, üretimdeki söz konusu artışın yerli üretim yanında ithal edilen kesimlik ve besilik hayvanları da içerdiğine dikkat çekiliyor.

Zaten son yıllarda hızla artan ithalat rakamları da bu durumu teyit eder nitelikte.

2017 yılında, 2016’ya göre besilik hayvan ithalatı yüzde 64 artarak 666 bin 950 başa ulaşırken, kesimlik hayvan ithalatı yüzde 417 artarak 115 bin 316 başa çıktı.

Karkas et ithalatı ise aynı dönemde yüzde 364 artışla 18 bin 879 tona çıktı.

Söz konusu rekor artış 2018 yılında katlanarak sürüyor.

Rapora göre bu yılın ilk dokuz ayı itibarı ile 897 bin baş besilik büyükbaş hayvan ithal eden Türkiye, 119 bin 500 baş da kesimlik hayvan ithalatı gerçekleştirdi. Bu dönemde karkas ve kemiksiz et ithalatı ise yaklaşık 45 bin 500 ton ile rekor seviyelere çıktı.

Bir başka deyişle 2018, canlı hayvan ve kırmızı et ithalatında rekor bir yıl olacak.

DAMIZLIK HAYVANLAR HÂLÂ KESİME GİDİYOR

Süt üretimi ve süt fiyatında yaşanan gelişmelerin de sektörü doğrudan etkilediği hatırlatılan raporda, “Çiğ süt fiyatlarının uzun süredir aynı kalması ve çiğ süt fiyatları ile perakende fiyatlar arasındaki farkın açılması nedeniyle henüz damızlık vasfını kaybetmemiş hayvanların 2018 yılında da kesime gittiği sonucu çıkarılabilir” denilerek hem süt hem de kırmızı et tarafında 2019’daki risklere dair uyarılarda bulunuluyor.

HAYVANSAL ÜRETİME OTOMOTİV ÖRNEĞİ

Tarım sektörünün kronik sorunları arasında yer alan yüksek girdi maliyeti raporda da kendine yer buluyor.

Büyükbaş besiciliğin kapalı sistemle yapılması, besi başlangıcı canlı hayvan tedariki kadar yem, mazot, gübre ve ilaç gibi diğer girdilerin ithalata bağlı olması nedeni ile besicilerin maliyetleri sürekli olarak yükseldiğine dikkat çekilen raporda sektör otomotiv sektörüne benzetildi. 

Raporda, “Otomotiv sanayine benzer bir biçimde daha çok montajcılık şeklinde ithal materyalle yapılan üretim daha maliyetli ve işletmeyi zarar ettiren bir üretim şeklidir” denildi.

YEM BİTKİSİ EKİM ALANI YETERSİZ

Kaba yem ihtiyacının karşılanabilmesi amacıyla yem bitkileri ekim alanlarının en az 3 kat artırılarak AB ülkelerinin alt limiti olan seviyeye getirilmesi gerektiğinin altı çizilen raporda, orta ve uzun vadede yerli üretimin geliştirilmesi için kamu tarafında teşvik, destek ve fiyatlara dair yeni düzenlemelere ihtiyaç olduğu ifade ediliyor.

Raporda, “Alternatif kaba yem kaynaklarının geliştirilmesi, yem ve yem hammaddeleri ile yağlı tohum üretimine verilen destek miktarlarının artırılması gereklidir. Toprak Mahsulleri Ofisi ve Tarım Kredi Kooperatifleri tarafından arpa, mısır kepek küspe gibi yem hammaddelerinin hayvancılıkla iştigal eden işletmelere uygun fiyatla tedariki sağlanmalıdır” denildi.

“MERALAR MİLLİ MESELE”

Bu noktada ithal yeme bağımlılığın azaltılmasında meraya dayalı hayvancılığın önemine de dikkat çekilen raporda, kırmızı et arzını güven altına almak için 10 milyon hektar civarında olan çayır ve mera alanlarının verimli ve sürdürülebilir şekilde kullanılması halinde bilinenin aksine meraların küçükbaşın yanında büyükbaş hayvancılık açısından da büyük bir potansiyel barındırdığı kaydediliyor.

Raporda, “Meralarımızın kullanımını milli bir mesele haline getirmeliyiz. Meraların kullanımında üreticilere öncelik sağlamalıyız” deniliyor.

İTHALAT SEKTÖRDE KALICI HASAR BIRAKABİLİR

Kırmızı et üretiminin dörtte birinin perakende sektörü tarafından pazarlandığına dikkat çekilen raporda, 3 ulusal zincir market tarafından tüketiciye maliyetin altında sunulan ucuz etin piyasadaki dengeleri bozduğuna vurgu yapılıyor.

Arz-talep dengesizliğine bağlı ortaya çıkan kırmızı et fiyatlarındaki artış sonrası yapılan müdahalelere dikkat çekilen raporda, “Bu konuda yürütülen faaliyetlerin ana unsurunu ithalat oluştururken, 3 ulusal market zincirleri aracılığı ile perakende satış fiyatlarının kontrol altında tutulması yürütülen faaliyetlerin ikinci ayağını oluşturmuştur. Sürdürülebilir bir piyasa düzeninin sağlanması için uygulanan bu yöntemler yeterli olmayıp, bu uygulamaların olumsuz yan etkileri göz önünde bulundurulduğunda uzun sürmesi sektörde kalıcı hasarların ortaya çıkmasına sebep olacaktır” uyarısında bulunuluyor.

Sürdürülen bu uygulamanın amacına ulaşması ve et fiyatlarının istenilen bir seviyeye gelmesi nedeniyle yeniden ihtiyaç duyuluncaya kadar ara verilmesi gerektiği savunulan raporda, üreticilerin en büyük probleminin kesime götürdükleri hayvanlarının değerinin artan maliyetlerini karşılayamaması olduğu kaydediliyor.

Raporda, “Üretici kesim fiyatları neredeyse geçen senenin ortalamaları seviyesine düşerken tüketici fiyatlarında artışlar devam etmektedir. Sonuç olarak tüketicilerimizin çoğu uygun fiyata kırmızı ete erişemezken, üreticilerimiz çok az kârla hatta zararına hayvanını satmak zorunda kalmakta, malını sattıktan sonra geriye dönüp yeni hayvan almak istediğinde ise ‘yerine koyma’ maliyetlerin yüksekliği dolayısı ile hayal kırıklığına uğramaktadır” ifadelerine yer veriliyor.

İŞLETMELERİN FİNANSMAN İHTİYACI

Kırmızı etin maliyetlerinin düşürülmesi ve uygun fiyattan pazarlanabilmesi kadar önemli bir konunun da işletmelerin finansman ihtiyacı olduğu kaydedilen raporda, destekleme ve kredi politikalarının orta ve uzun vadeli olarak planlanmasının, piyasada fiyatların dengelenmesine, üreticinin üretimini sürdürebileceği şekilde önünü görebilmesine büyük katkı sağlayacağı belirtiliyor.

Küçük ölçekli besi işletmelerinde yerine koyma maliyetlerindeki yükselişin yanı sıra finansmana erişimlerinde de sıkıntılar yaşandığı ifade edilen raporda, bu işletmelerin kredilerini yeniden yapılandırma taleplerinin bankalar tarafından uygun bulunmadığı, bu nedenle kredilerini ödemekte zorlanan besicilerin ellerinde bulunan ve kesim zamanı gelmemiş hayvanlarını kesime götürerek borçlarını ödemeye çalıştığı kaydediliyor.

Sektörün uzun süredir dile getirdiği ama bir türlü uygulanamayan desteklemelere yönelik beklentisi de raporda şu şekilde kendine yer buluyor: “Destekleme kalemleri azaltılarak etkinleştirilmeli ve ihtisas sahibi kişi/işletmelere destekleme ve kredi finansmanında öncelik verilmelidir. Destekleme ve teşvik primlerinin üreticilere zamanında verilmesi üretimde sürdürülebilirliğe katkı sağlayacaktır.”

Yıllardır dile getirilen diğer bir beklentiye de raporda yer veriyor. Tarımsal Desteklemelerin orta vadeli (3-5 yıllık) olarak belirlenmesi üreticinin üretimini sürdürebileceği şekilde önünü görebilmesine büyük katkı sağlayacağı kaydedilen raporda, sektördeki planlama eksikliği ve öngörülebilirlik sorununa dikkat çekiliyor.

UKON’un raporunda ayrıca prim sisteminin üretimi teşvik eden, kayıt dışı ekonomiyi kayıt altına alarak kendi kendini finanse eden bir uygulama olduğu vurgulanırken, “Bu yönüyle et ve süt üretim primleri üretici maliyetlerine paralel şekilde güncellenmelidir” deniliyor.

ESK’NIN KESİM TARİHİ MAĞDURİYET YARATIYOR

Et ve Süt Kurumunun (ESK) yoğun kesimlerine rağmen hayvanını kestirmek isteyen besicilere ileri tarihli gün verilmesi hayvanlarda verim kaybına ve maliyet artışına neden olmakta ayrıca bu tarihe kadar bekleyemeyen üreticiler mallarını daha düşük fiyattan kestirmek zorunda kalmaktadır. 

Raporda öne çıkan noktaları sizlerle paylaşmak istedik.

Aslında raporda çok yeni ya da farklı bir nokta olmadığını söyleyebiliriz.

Ama belki de bu durum, sektöre dair en büyük tehlike niteliğinde.

Zira yıllardır konuşulan, yazılan ve raporlanan kronik sorunların hâlâ çözüm beklemesi ve sektör tarafından sık sık dile getirilmek zorunda kalınması bu işin sürdürülebilirliğinin önündeki en büyük engel ve tehdit olarak gözüküyor.

Sorunlar görmezden gelinip çözülmedikçe bu iş daha karmaşık ve içinden çıkılmaz bir hal alıyor.

Mevcut durumun 2019 ve sonrasındaki faturası çok daha ağır olabilir.

Bizden hatırlatması…

İrfan Donat

Bloomberg HT Tarım Editörü

idonat@bloomberght.com

BU YAZIYA YORUM YAZ
 
19 Aralık 2018 Çarşamba, 21:50 Misafir üreticinin yolunu aydınlattıgın için teşekkür ederim rabbim yolun açık etsin
Yukarı