Türkiye'de 120 milyar doları aşan gıda perakendeciliğinin röntgeni
-
ABD Tarım Bakanlığı Dış Tarım Servisi "Perakende Gıda Sektörü Yıllığı: Türkiye" başlıklı rapor yayımladı. Rapora göre, Türkiye'de 2025 yılı toplam perakende satışları, vergiler hariç yaklaşık 224 milyar dolar olarak gerçekleşti. Bunun yaklaşık 120,2 milyar dolarlık bölümü gıda perakendesinden oluştu.
İRFAN DONAT
ABD Tarım Bakanlığı (USDA) Dış Tarım Servisi’nin (FAS) Ankara ofisi tarafından hazırlanan "Perakende Gıda Sektörü Yıllığı: Türkiye” başlıklı rapor perakende sektörünün röntgenini çekiyor.
Türkiye’de ekonomik zorluklar ve satın alma gücü kaybı devam etmesine rağmen perakende gıda pazarında büyümenin sürdüğüne dikkat çekilen raporda, "Ancak büyümenin yönünü indirim marketleri, özel markalı ürünler, küçük formatlı mağazalar ve giderek artan ölçüde çevrim içi satışlar belirliyor. Türkiye’de satılan gıdaların büyük bölümü yerli üretimden karşılanırken, ithal tüketici odaklı tarım ve gıda ürünlerinin toplam market satışlarındaki payı yalnızca yüzde 7-8 seviyesinde bulunuyor" ifadelerine yer veriliyor.
Türkiye’de perakende gıda pazarı 120 milyar dolara ulaştı
Rapora göre, Türkiye’de 2025 yılı toplam perakende satışları, vergiler hariç yaklaşık 224 milyar dolar olarak gerçekleşti. Bunun yaklaşık 120,2 milyar dolarlık bölümü gıda perakendesinden oluştu.
2025 yılı gıda perakende satışlarının dağılımı şöyle:
Söz konusu rakamlar, Türkiye’de indirim marketlerinin tek başına toplam gıda perakende satışlarının yaklaşık üçte birine ulaştığını gösteriyor. Rapordaki verilere göre, indirim marketlerinin payı yüzde 32,2, süpermarketlerin payı yüzde 28,7, geleneksel perakendenin payı yüzde 32, e-ticaretin payı ise yüzde 2,1 düzeyinde.
Raporda Türkiye genelinde zincir ve bağımsız mağazalarla birlikte yaklaşık 370 bin gıda perakende satış noktası bulunduğu belirtiliyor. Beşten fazla mağazası olan zincir sayısı ise 200’ün üzerinde.
Geleneksel perakendeden organize zincirlere geçiş
Türkiye’de gıda alışverişinin son on yılda hızla organize perakendeye kaydığına dikkat çekilen rapora göre, modern/organize perakendenin payı 2014’te yüzde 41,8 iken 2025’te yüzde 67,3’e yükseldi.
Geleneksel perakendenin payı ise aynı dönemde yüzde 58,2’den yüzde 32,7’ye geriledi.
Söz konusu dönüşüm, bakkal ve semt pazarlarının ağırlığının giderek azaldığını ortaya koyarken, rapor, bakkalların, açık pazarların, kasapların, manavların, kuruyemişçilerin ve fırınların hâlâ Türkiye’de gıda alışverişinin önemli bir parçası olduğunun da altını çiziyor. Ancak buna karşın büyüme ve yeni mağaza yatırımları ağırlıklı olarak ulusal zincirlerden geliyor.
Türkiye’de organize perakende üç ana gruba ayrılıyor
Raporda organize perakende sektörü "Ulusal indirim ve süpermarket zincirleri", "Bir veya birkaç şehirde faaliyet gösteren bölgesel zincirler" ve "Uluslararası sermayeli zincirler" olmak üzere üç kategoride ele alnıyor.
Raporun dikkat çekici tespitlerinden birisi de 2026 itibarıyla Türkiye’de uluslararası sermaye kontrolünde yalnızca Metro Grossmarket ve bonVeno’nun kalmış olması. Her iki zincir de Alman Metro Grubu’na ait.
"Yüksek enflasyon, indirim marketlerini ve özel markalı ürünleri büyütüyor"
Rapora göre, 2025 yılında gıda perakendesinde en iyi performansı indirim marketleri gösterdi. Bunun temel nedeni olarak yüksek enflasyon, çalışan kesimin satın alma gücündeki kronik kayıp, fiyat duyarlılığının artması ve daha ucuz özel markalı ürünlere yönelim gösteriliyor.
Raporda enflasyonun 2018’den bu yana Türkiye ekonomisinin başlıca sorunlarından biri olduğu belirtilirken, tüketici enflasyonunun Ekim 2022’de yüzde 86 ile zirve yaptığı, 2025 sonunda yüzde 31’e gerilediği hatırlatılıyor.
Gıda ve alkolsüz içecek enflasyonunun 2025 sonunda yüzde 28, Mayıs 2026 itibarıyla yüzde 35 olduğu aktarılırken, rapora göre yüksek enflasyon özellikle alt ve alt-orta gelir gruplarının yaşam standardını aşındırdı. Bu ortamda tüketici, daha küçük paketlere, kampanyalara, indirim marketlerine ve marketlerin kendi markalarına yöneldi.
Raporda özel markalı ürünlerin zincirlerin iş modelindeki ağırlığı da paylaşıldı. Rapora göre, BİM’de ürünlerin yaklaşık yüzde 80’i özel markalı. Şok marketlerde özel markalı ürün oranı yaklaşık yüzde 35 ve raflardaki diğer ürünlerin önemli bir kısmını, aynı grubun bünyesindeki Yıldız Holding markaları oluşturuyor.
Rapor, indirim zincirlerinin düşük fiyatın yanı sıra tüketicinin mahalleye yakın mağazadan alışveriş yapma eğilimine de cevap verdiğini belirtiyor.
İlk 10 zincir bir yılda 3 binden fazla yeni mağaza açtı
Raporda, Türkiye'de faaliyet gösteren ilk 10 zincir marketin bir yılda 3 binden fazla yeni mağaza açtığına dikkat çekiliyor.
Rapordaki mağaza sayılarına göre ilk 10 gıda perakende zincirinin toplam mağaza sayısı 2024’te 48 bin 861 iken 2025’te 51 bin 916 oldu. Böylece mevcut şube sayısına yalnızca bir yılda 3 bin 55 yeni mağaza eklendi. Bu, yaklaşık yüzde 6,3’lük bir artış anlamına geliyor.
Rapora göre, zincir markatlerin toplam şube sayısı ve söz konusu 3 bin 55 yeni şubenin dağılımı şöyle: BİM 14.576 (993), A101 13.550 (392) Şok 11.797 (332), Migros 3.895 (326), Seç 3.748 (904), Ekomini 2.346 (41), Hakmar 812 (12), CarrefourSA 705 (14), File 329 (42) Onur 158 (-1)
Rapora göre, 2025’te en fazla mağaza açan zincirler BİM, Seç, A101, Şok ve Migros oldu. Seç’in bir yılda 904 yeni satış noktası eklemesi, küçük ve mahalle tipi mağaza formatlarının büyüme hızını gösteriyor. Raporda yer alan dip notta, söz konusu listeye, 2 binden fazla mağazası bulunan Tarım Kredi Kooperatif Marketleri dâhil edilmediği bilgisi paylaşılıyor. Dahil edilmesi halinde zincir mağaza sayısı sıralamasında Tarım Kredi Market yaklaşık altıncı sırada yer alacaktı.
Raporda, 2020 yılında gıda enflasyonunu kontrol etmeye yönelik bir araç olarak büyütülen Tarım Kredi Kooperatif Marketlerine ayrıca değiniliyor. Rapora göre, Tarım Kredi Market 2025 sonunda 2 binden fazla mağazaya ulaştı. Tüm illerde faaliyet gösteren söz konusu zincir, özellikle alt ve orta gelirli mahallelerde büyüdü ve Kasım 2025’te “Koop Market” adını aldı.
Satışta BİM açık ara lider
Raporda yer alan 2025 satış ve pazar payı tablosunda BİM ilk sırada bulunuyor. BİM, 21,7 milyar dolar satış ile yüzde 18,4 paya sahip. Ardından 10,8 milyar dolarlık satış ve yüzde 9,2 pay ile Migros geliyor. A101 9,1 milyar dolarlık satış ve yüzde 7,8 pay ile üçüncü sırada bulunuyor. Listenin geri kalanı ise şöyle: Şok 7,6 milyar dolar (%6,0 ), CarrefourSA 2,1 milyar dolar (%1,8 ), Seç 1,1 milyar dolar (%1,0), Ekomini 583 milyon dolar (%0,5), File 567 milyon dolar (%0,5), Hakmar 557 milyon dolar (%0,5) ve Macrocenter 368 milyon dolar (%0,3).
Söz konusu veriler, ilk dört büyük zincirin toplam payının yüzde 41,4 ve satışlarının ise yaklaşık 49,3 milyar dolar seviyesinde olduğunu gösteriyor. İlk 10 zincirin toplam satışı ise 54,6 milyar dolar olarak görülüyor.
Rapora göre BİM’in satışları, ikinci sıradaki Migros’un yaklaşık iki katına ulaşıyor. Ancak Migros’un BİM, A101 ve Şok’tan farklı olarak M-Jet’ten 5M’e ve Macrocenter’a kadar farklı gelir gruplarına ve alışveriş biçimlerine hitap eden çok formatlı bir yapısı bulunuyor.
Akaryakıt istasyonu marketleri de büyüyor
Rapora göre, akaryakıt istasyonlarındaki marketlerin toplam sayısı 2024’te 4 bin 922 iken 2025’te 5 bin 280’e yükseldi. Burada da başlıca zincirler şöyle sıralanıyor: Petrol Ofisi (1.952 mağaza), Opet (1.358 mağaza), Shell (1.272 mağaza), Total (427 mağaza), BP (271 mağaza).
Raporda, son bir yılda 358 yeni istasyon marketinin açıldığı ve en hızlı büyümenin 257 yeni satış noktasıyla Shell’de gerçekleştiği kaydediliyor. BP’nin mağaza sayısının ise 23 azaldığı kaydediliyor.
Online gıda satışları büyüyor ama toplam içindeki payı sınırlı
Pandemi sonrasında Türkiye’de çevrim içi market alışverişinin yaygınlaşmasının hızlandığı kaydedilen raporda, online gıda satışlarının toplam içindeki payının 2019’da yüzde 1,2 iken 2025’te yüzde 2,1'e yükseldiği belirliyor. 2025 yılında çevrim içi gıda satışlarının ekonomik büyüklüğü ise yaklaşık 2,49 milyar dolar olarak hesaplanıyor.
Rapor, büyümenin özellikle İstanbul, Ankara, İzmir ve Bursa gibi büyük şehirlerde başladığını, daha sonra küçük şehirlere de yayıldığını belirtiyor. Türk tüketicisinin fiziksel mağazadan alışveriş alışkanlığı güçlü olsa da online siparişe duyulan güven ve alışkanlık arttıkça bu kanalın payının yükselmesi bekleniyor.
BonVeno hızlı büyüme hedefiyle pazara giriyor
Raporda, son dönemin önemli gelişmelerinden biri olarak Metro Grubu’nun bonVeno yatırımı gösteriliyor. İlk mağazası 2023’te açılan ve 2026 itibarıyla şube sayısı 60’a ulaşan şirketin hedefinin 2030’a kadar 1.000 mağazaya ulaşmak olduğunun altı çiziliyor. bonVeno’nun mağazaları 45 ila 300 metrekare arasında değişiyor ve rakiplerinden ayrıldığı nokta, klasik küçük market formatına kıyasla daha fazla sandviç, salata, pizza, sosisli sandviç, kurabiye, kahve, hazır ve sıcak yemek sunması oşlarak gösteriliyor. Rapor, bonVeno’nun sağlık bilinci yüksek kentli tüketicilere dönük ürünlere de diğer kolaylık marketlerinden daha fazla yer verdiğini belirtiyor. Bu model, market ile hızlı servis restoranı arasındaki sınırların giderek bulanıklaştığına işaret ediyor.
CarrefourSA’nın mülkiyet yapısı değişiyor
Bilindiği üzere CarrefourSA’nın Fransız Carrefour ve Sabancı Holding’e ait hisseleri, A101’in de sahibi olan Aydın Grup'a satıldı. Raporda, Nisan 2026 itibarıyla işlemin Rekabet Kurulu onay sürecinde bulunduğu ifade ediliyor. CarrefourSA markasının, marka lisans anlaşması kapsamında en az iki yıl daha kullanılacağı belirtiliyor. Rapor, bu gelişmeyi, uluslararası sermayenin Türkiye gıda perakendesindeki varlığının daha da azalması ve sektörün yerli grupların kontrolünde yoğunlaşması açısından önemli görüyor.
İthal gıdanın payı yüzde 7-8 ile sınırlı
Türkiye’nin 2025 yılı tüketici odaklı tarım ve gıda ürünü ithalatı 8,77 milyar dolar olarak gerçekleşti. Bu rakam, 2023’te 5,79 milyar dolar ve 2024’te 6,85 milyar dolar seviyesindeydi.
Rapordaki verilerden hesaplandığında ithalat iki yılda yaklaşık yüzde 51, 2025 yılında ise bir önceki yıla göre yaklaşık yüzde 28 arttı.
Buna rağmen ithal ürünlerin yaklaşık 120 milyar dolarlık gıda perakende pazarındaki payı yüzde 7-8 düzeyinde kalıyor. Bunun nedeni olarak Türkiye’nin gelişmiş bir gıda işleme sanayisine ve güçlü yerli üretim kapasitesine sahip olması gösteriliyor.
2025’te Türkiye’ye tüketici odaklı tarım ve gıda ürünü sağlayan ilk 10 ülke ise sırasıyla şöyle: Hollanda (763,9 milyon dolar), Polonya (655 milyon dolar), ABD (627,7 milyon dolar), Almanya (569,6 milyon dolar), Birleşik Krallık (534,6 milyon dolar), Çin (500,4 milyon dolar), İran (450,1 milyon dolar), Fransa (431,4 milyon dolar), İtalya (405 milyon dolar), Vietnam (276,1 milyon dolar).
Raporda, söz konusu tedarikte ABD’nin payının yüzde 7,16 olduğu ve ABD’den ithal edilen başlıca ürünler sert kabuklu meyveler, özellikle ceviz, badem ve Antep fıstığı; çeşitli gıda preparatları ve viski olarak sıralanıyor.
İthal premium ürünlerin satış alanı sınırlı
Raporda, ithal, yüksek katma değerli ve işlenmiş ürünlerin ağırlıklı olarak Migros, CarrefourSA,
Metro Grossmarket, Macrocenter, Gourmet Garage ve bağımsız gurme mağazalar üzerinden satıldığı kaydediliyor.
Bu mağazalar özellikle İstanbul, İzmir, Ankara, Bodrum, Antalya, Bursa ve Çeşme gibi gelir düzeyi daha yüksek kent ve ilçelerde yoğunlaşıyor. İndirim marketleri ve bölgesel zincirlerde ithal paketli veya işlenmiş ürünlere çok az yer veriliyor. Buna karşılık pirinç, ceviz, badem, mercimek, kuru fasulye, muz ve avokado gibi ithal tarımsal ürünler bu kanallarda da bulunabiliyor.
Rapor, ithal premium ürünlere yönelik uzun vadeli talebin artacağını öngörüyor. Bunun gerekçeleri olarak, kentleşme, uluslararası seyahatlerin artması, yeni tat ve deneyimlere açıklık, üst ve üst-orta gelir grubunun büyümesi, çalışan kadın ve çift gelirli hane sayısındaki artış sıralanıyor. Ancak orta gelirli hanelerin mevcut ekonomik koşulları, kısa vadede ithal premium ürünlere olan talebi sınırlıyor.
İthalatta en hızlı büyüyen ürünler
Rapora göre, 2023-2025 döneminde ithalatı en hızlı büyüyen tüketici odaklı ürünler taze veya soğutulmuş sarımsak, yağı alınmış kakao ezmesi, taze elma, kızılcık turna yemişi suyu, taze trabzon hurması, taze soğan ve arpacık soğanı, dondurulmuş çilek, fermente edilmemiş yeşil çay, taze kızılcık, yaban mersini ve taze kivi olarak gösteriliyor.
Liste, Türkiye’nin güçlü yerli üretim kapasitesine rağmen bazı dönemlerde taze meyve-sebze ile özel ve niş ürünlerde ithalat artışının hızlanabildiğini ortaya koyuyor.
Raporda özellikle ABD’li şirketler açısından Türkiye'ye ihracat noktasında potansiyel görülen ürünler üç gruba ayrılıyor. Pazarda bulunan ve büyüme potansiyeli taşıyan ürünler olarak ceviz ve badem öne çıkıyor. Türkiye’nin güçlü kuruyemiş tüketim kültürüne rağmen yerli üretimin talebi tamamen karşılayamadığı belirtilen raporda, Kaliforniya ceviz ve bademlerinin paketli veya açık şekilde pazarda güçlü bir konumda olduğu ifade ediliyor.
Listede, Ramazan dönemindeki tüketim nedeniyle kültürel açıdan önemli bir ürün olarak gösterilen hurma var. Türkiye’de ticari ölçekte hurma üretimi olmadığı ve talebin ithalatla karşılandığı belirtiliyor. ABD menşeli Kaliforniya hurmalarına ilgi bulunduğu ancak soğuk zincir maliyetinin önemli bir engel olduğu aktarılıyor.
İkinci ürün grubu olarak kızılcık ve diğer kuru meyveler var. Türkiye’de üretilmeyen bazı kuru meyvelerin atıştırmalık olarak popülerlik kazandığı ve kullanım alanlarının genişletilebileceği belirtiliyor. Türkiye'nin ayrıca güçlü bir baharat üreticisi ve tüketicisi olmakla birlikte kaliteli ve markalı niş ürünler için fırsat bulunduğu ifade ediliyor. Cayenne biberi, kırmızı pul biber, karabiber ve özel baharat karışımları örnek gösteriliyor.
Fonksiyonel gıdalar ve alkolsüz sağlıklı içecekler
Raporda, glütensiz, diyabete uygun, vitamin veya proteinle zenginleştirilmiş ürünlere ilginin arttığı belirtiliyor. Bebek ve çocuklara yönelik zenginleştirilmiş ürün çeşitliliğinin sınırlı olduğu vurgulanıyor.
Doğal, bitkisel ve organik çaylar ile meyve sularında da büyüme potansiyeli olduğu değerlendiriliyor. Pazarda sınırlı bulunan ancak potansiyel taşıyan ürünler olarak protein, vitamin veya özel beslenme iddiası taşıyan beslenme barları, pikan cevizi, hazır yemekler ve pişirmeye hazır ürünler gösteriliyor. Hazır yemek talebindeki artışın çift gelirli haneler, tek kişilik kentsel haneler ve değişen yaşam tarzıyla bağlantılı olduğu belirtiliyor.
Yabancıların Türkiye pazarına girişteki en büyük engeller
Rapora göre, Türkiye pazarına girmek isteyen yabancı şirketler açısından bazı engller var.
Rapora göre, başlıca zorluklar şöyle sıralanıyor: Yüksek gümrük vergileri, karmaşık ve zaman alan ithalat işlemleri, mevzuatın uygulanmasında öngörülebilirlik ve şeffaflık sorunları, döviz kuru dalgalanmaları, Türk lirasındaki değer kaybı, güçlü yerli üretim, Avrupa menşeli ürünlerin tarife ve lojistik avantajı, geleneksel damak tadı, kayıt dışı ekonomiden kaynaklanan haksız rekabet, sağlık beyanları ve etiketleme sınırlamaları, alkollü içecek reklam yasakları, tuz, şeker ve yağ içeriğine yönelik yeni düzenlemeler.
Rapor, Türkiye’ye ihracat yapmak isteyen şirketlerin genellikle yerel bir ithalatçı, distribütör veya temsilciyle çalışması gerektiğini belirtiyor. Perakende zincirlerinin doğrudan ithalat yapması istisnai bir uygulama olarak tanımlanıyor. Yerel temsilcinin mevzuat, liman seçimi, gümrük işlemleri, müşteri ilişkileri ve ticari bağlantılar açısından kritik olduğu vurgulanıyor.
İthalatı fiilen engelleyen ürün grupları
Raporda üç ürün grubu için ciddi düzenleyici engel bulunduğu belirtiliyor: Bunlardan ilki GDO içeren gıdalar. Türkiye’de insan tüketimine yönelik hiçbir genetiği değiştirilmiş ürünün onaylanmadığı, eser miktarda GDO içeriğinin dahi ithalatın reddedilmesine yol açabildiği ifade ediliyor.
İkinci sırada yüksek kaliteli sığır eti geliyor. Lüks restoranlar ve steakhouse segmentinde talep potansiyeli görülmesine rağmen Türk denetçilerin kesim sırasında üretim tesisinde bulunması gibi koşulların ABD’den et ihracatını fiilen zorlaştırdığı belirtiliyor.
Üçüncüsü ise organik şeker. Sektörde talep bulunduğu ancak ithalatı engelleyen düzenleyici sorunlar olduğu aktarılıyor.
Gıda sanayisi ve yeme-içme sektörüne ilişkin bulgular
Türkiye’de 2024 itibarıyla yaklaşık 58 bin gıda ve içecek üreticisi bulunduğu belirtiliyor. Sektör hem iç pazara hem ihracata üretim yapıyor ve tüketicinin pratik, paketli ve kolay hazırlanabilir ürünlere yönelmesiyle büyüyor.
Yeme-içme sektöründe ise 2024 yılında yaklaşık 113 bin 500 ticari restoranın 19,5 milyar doların üzerinde satış bulunduğu ifade ediliyor.
Ancak yüksek enflasyon nedeniyle tüketicilerin zorunlu olmayan harcamalarını kısması sonucunda yeme-içme sektörünün sabit fiyatlarla satışlarının 2024’te gerilediği belirtiliyor. Başka bir ifadeyle sektör nominal olarak büyüse de reel tüketim baskı altında kaldı.
Rapor, Türkiye pazarını son derece rekabetçi, fiyat duyarlılığı yüksek, yerli alternatiflerin güçlü olduğu ve uzun vadeli yatırım ve ısrar gerektiren bir pazar olarak tanımlıyor.
30 Haziran 2026 tarihinde yayımlanan rapordaki değerlendirmelerin USDA personeline ait olduğu, ABD hükümetinin resmî politika açıklaması niteliği taşımadığı özellikle belirtiliyor.