Bloomberght
SON DAKİKA
Bloomberg HT Görüş Çağlar Kuzlukluoğlu Bir ülkenin risk primi

Bir ülkenin risk primi

'Gelişmiş' ülkelerin çocuklarının 'ideal' resmedilen hayatlarını, 'diğer' çocuklar da hak etmez mi? Mazlum bir ulusun Kurucu Önderi'nin ideallerini mazlum milletlerin çocukları sahiden yaşayamaz mı? Filistinli çocuklar kederden arınamaz mı mesela?

22 Nisan 2026, 16:28 Güncelleme :

TÜİK verilerine göre, Türkiye'de çocuk nüfusu oranı verilerin tutulduğu 1935 yılından beri en düşük seviyede.

Birleşmiş Milletler tanımına göre 0-17 yaş grubunu içeren çocuk nüfus, 1970 yılında toplam nüfusun yüzde 48,5'ini oluştururken bu oran 1990 yılında yüzde 41,8 ve 2025 yılında yüzde 24,8 oldu.

Yoksulluk ve Yaşam Koşulları İstatistiklerine göre de 2025 yılında toplam nüfusun yüzde 27,9'u yoksulluk veya sosyal dışlanma riski altında iken çocuk nüfus için bu oranın yüzde 36,8!

CDS’lerin (ülkelerin risk primleri) seyri, küresel risk iştahı ve ülke içi kırılganlıkların birleşimiyle şekilleniyor dersek yanlış olmaz. 2015–2016 döneminde Çin kaynaklı yavaşlama endişeleri ve emtia fiyatlarındaki düşüş gelişen ülkeleri baskılarken, Brezilya’da siyasi kriz ve resesyon CDS’leri yükseltti. Türkiye’de ise jeopolitik riskler ve iç siyasi gelişmeler risk primini artırdı. 2017’de küresel likiditenin bol olduğu ortam CDS’leri görece aşağı çekerken, 2018’de Türkiye’de yaşanan kur krizi sert bir ayrışmaya yol açtı. 2020’de KOVİD-19 pandemisi tüm ülkelerde CDS’leri sıçratırken, ardından gelen genişleyici politikalar geçici bir rahatlama sağladı. 2021–2022 döneminde ise yükselen enflasyon ve küresel faiz artışlarıyla birlikte risk primleri yeniden arttı. özellikle 2022’de Rusya-Ukrayna Savaşı enerji ve dış denge kanalıyla Türkiye CDS’ini keskin biçimde yukarı taşıdı. Güney Afrika’da yapısal büyüme sorunları ve enerji krizi dalgalı ama görece yüksek bir CDS patikasına neden oldu. 2023 sonrası küresel sıkılaşmanın zirveye yaklaşması ve bazı ülkelerde politika normalleşmesi CDS’lerde kısmi gerileme sağlasa da, ülkeler arasındaki farklar büyük ölçüde iç politikaların kredibilitesi ve dış finansman ihtiyaçlarına bağlı olarak korunuyor.

Brezilya, Güney Afrika ve Türkiye üçlüsünde, Türkiye’nin 2018’deki politika tercihleri ve kur şoku ile başlayan yüksek risk primi liderliği kesintisiz sürüyor. Bu üçlünün risk primleri 2015’ten 2018 ortalarına kadar çok yakın seviyelerde seyrediyordu. Kur tarafında ise Türk Lirası, dolara karşı 2015 Nisanı’ndan itibaren oldukça yüksek bir değer kaybı yaşadı. Brezilya Reali, TL’nin kabaca yarısı ve Güney Afrika Randı da kabaca üçte biri oranında değer kaybı yaşadı. Dolar kuru seviyesi açısından; TL’nin Real ile olan denkliği 2016 bitimine doğru sona ererken, Rand ile olan “linki” de 2023’ten sonra koptu. Keza enflasyon oranlarında Türkiye 2018’den itibaren başka bir ligde!

Brezilya, Güney Afrika ve Türkiye suç oranlarını karşılaştırırken en sağlıklı ortak gösterge “kasten öldürme (homicide) oranı”.

Birleşmiş Milletler Uyuşturucu ve Suç Ofisi gibi kurumlar bunu uluslararası karşılaştırmaya en uygun veri olarak kabul eder. Bu çerçevede üç ülke arasında kalıcı bir hiyerarşi var. Güney Afrika en yüksek, Brezilya orta-yüksek, Türkiye ise belirgin biçimde daha düşük seviyede yer alır. Brezilya’da 2017’de cinayet oranı tepe yaptı. Ancak 2018 sonrası belirgin bir düşüş trendi başladı ve 2025 civarında yarı yarıya geriledi. Bu düşüş; güvenlik politikaları, çetelerle savaş ve demografik değişimlerle açıklanıyor. Buna rağmen ülke hâlâ küresel ortalamanın oldukça üzerinde ve özellikle toplumsal eşitsizliklerin çok yüksek olması ile ilişkili dinamikler durumu kritik kılıyor. Zaten sorunlu olan Güney Afrika’da pandemi sonrası dönemde cinayet oranı 2021’de korkunç düzeylere çıktı. Bu tablo; yüksek gelir eşitsizliği, işsizlik, zayıf kamu güvenliği kapasitesi ve yaygın silahlı suç gibi kronik faktörlerle ilişkilendiriliyor. Yani Brezilya’da düşüş eğilimi görülürken Güney Afrika’da daha dalgalı ama kalıcı biçimde yüksek bir şiddet seviyesi söz konusu. Türkiye ekonomi ve piyasa göstergelerinde bu ülkelerden olumsuz anlamda ne kadar kopuksa, bu konuda da bir o kadar olumlu anlamda kopuk. Kıyas dahi kabul etmeyecek daha düşük düzeylerde bir profile sahip.

Tabi hiç sorun olmadığı anlamı çıkmasın. 2015 sonrası dönemde terör olayları, göç baskısı ve ekonomik dalgalanmalar suç türlerinin Türkiye’de bileşimini etkilese de toplam şiddet seviyesi Güney Amerika ve Afrika kıtalarına kıyasla düşük. Kuzey ve Batı kıyasında ise örneğin ABD, Türkiye’ye oranla daha sorunlu bir konumda yer alırken, Avrupa ekseninde Doğu Avrupa ayırdı hariç Avrupa Türkiye’den daha sorunsuz bir noktada görünüyor.

Bir yerlerde görünün şiddet daha geniş bir kırılmanın halkası

Evlilik ve doğum oranlarına ilişkin başlıkları da içine alan 'demografik kuraklık' Asya dahil tüm dünya için 21.yüzyılda bir sorun olarak karşımızda duruyor. Sorun elbette ki yalnızca suç oranları ile açıklanamayacak düzeyde. Ancak bütünleşik halde birbirini tetikleyen olguların söz konusu olduğu da açık. Geçim sorunu, refahın gelişmiş ya da gelişen ülkelerin neredeyse tamamında dağılımındaki eşitsizlikler, gelecek hususunda “şimdiki zamanı dizayn eden” kriz hali ve dahası…

Faili ya da mağduru 'çocuk' olan musibetler tüm dünyada son bulsun, herkesten ırak olsun. Olsun da, her birimiz hatırlayalım ki yoksulluk ve sosyal dışlanma riski giderek büyürken, bir yerlerde görünen şiddet daha geniş bir kırılmanın halkası ne yazık ki...

Büyük Atatürk'ün 'ulusun egemenliğini taçlandıran' bir tarihi çocuklara adamasında yalnızca bir nezaket değil, bilinçli bir felsefe yok mu?

'Gelişmiş' ülkelerin çocuklarının 'ideal' resmedilen hayatlarını, 'diğer' çocuklar da hak etmez mi? Mazlum bir ulusun Kurucu Önderi’nin ideallerini mazlum milletlerin çocukları sahiden yaşayamaz mı? Filistinli çocuklar kederden arınamaz mı mesela?

Egemenlik geleceğin, gelecek ise çocukların ta kendisidir.

Yüz yılı aşkın süre sonra giderek azalan ve giderek daha kırılgan hale gelen bir çocuk nüfusuna bu mirası taşımak, bayram törenlerinin çok ötesinde bir sorumluluk gerektiriyor. Risk primleri, kur şokları ve enflasyon rakamları ülkelerin ekonomik kırılganlığını ölçüyor. Çocuklarımızla ilgili konuştuğumuz güncel konular ise toplumsal dokunun kırılganlığını.

İkincisi, hiçbir piyasa göstergesine yansımayan ama belki de en gerçek risk primidir.

Unutmayalım.