Bloomberght
SON DAKİKA
Bloomberg HT Görüş Dr. Ali Çınar Yapay zekâ hızlanıyor: Telif krizi ve yeni dijital sınırlar

Yapay zekâ hızlanıyor: Telif krizi ve yeni dijital sınırlar

06 Ocak 2026, Salı 15:15
Güncelleme : 06 Ocak 2026, Salı 15:15

Yapay zekâ dünyasında neredeyse her sabah yeni bir gelişmeye uyanıyoruz. Finans, sağlık, medya, eğitim, hukuk, mühendislik hangi sektöre bakarsanız bakın, algoritmalar iş yapma biçimini dönüştürüyor. Bu hız, verimlilik ve inovasyon açısından heyecan verici; fakat aynı hız, giderek büyüyen bir krizi de beraberinde getiriyor: telif hakkı ve veri sahipliği.

Sorun şu: Yapay zekâ sistemleri öğrenmek için devasa miktarda içeriğe ihtiyaç duyuyor. Bu içeriklerin önemli bir bölümü kitaplar, makaleler, haber metinleri, görseller, müzik eserleri ve akademik çalışmalar gibi telif koruması altındaki üretimler. Ancak bu içeriklerin büyük kısmı, sahiplerinden açık rıza alınmadan veri havuzlarına dâhil ediliyor. Bugün hukuk sistemlerinin önünde duran temel soru da tam olarak bu:

Yapay zekâ neyi, kimin izniyle öğreniyor?

Bu tartışmayı küresel ölçekte görünür kılan en çarpıcı örnek, The New York Times’ın OpenAI ve Microsoft’a açtığı dava oldu. NYT, milyonlarca haber ve makalesinin izinsiz biçimde AI modellerinin eğitiminde kullanıldığını ve bunun hem telif hakkı ihlali hem de ticari zarar yarattığını savunuyor. Dava yalnızca iki şirketi değil, tüm teknoloji dünyasını ilgilendiriyor; çünkü mahkemenin vereceği karar, gelecekte tüm AI şirketleri için emsal oluşturacak.

Benzer davalar başka alanlarda da hızla artıyor. ABD’de yazarlar birliği, roman ve denemelerinin izinsiz kullanıldığı gerekçesiyle teknoloji şirketlerine karşı toplu davalar açtı. Görsel sanatçılar, ürettikleri eserlerin yapay zekâ tarafından “öğrenilip” benzerlerinin oluşturulmasına karşı hukuki mücadele veriyor. Müzik sektöründe sanatçılar, seslerinin ve bestelerinin AI tarafından kopyalanabilir hale gelmesini ciddi bir tehdit olarak görüyor.

Buradaki sorun sadece hukuki değil; ekonomik ve etik. Eğer içerik üreticileri, eserlerinin bedelsiz biçimde sistemlere aktarılmasına razı olmaya zorlanırsa, yaratıcı ekonominin sürdürülebilirliği çöker. Gazetecilikten akademiye, müzikten edebiyata kadar tüm üretim zinciri zarar görür. Yapay zekâ büyürken insan üretiminin değeri erirse, sistem uzun vadede kendi kaynağını tüketmiş olur.

Diğer yandan şirketler de zor bir denklemle karşı karşıya. AI modellerinin gelişebilmesi için büyük veri setleri şart. Ancak telif duvarları yükseldikçe bu veri akışının hukuki zemini belirsizleşiyor. Şirketler bir yandan inovasyonu hızlandırmak isterken, diğer yandan milyarlarca dolarlık tazminat riskleriyle karşı karşıya kalıyor.

Riskler bununla sınırlı değil. Yanlış veya izinsiz öğrenilmiş içerik, modellerin ürettiği çıktıları da hukuki açıdan problemli hale getiriyor. Bir haber metninin, bir akademik çalışmanın ya da bir görselin izinsiz biçimde yeniden üretilmesi; şirketler için hem itibar hem de dava riski doğuruyor. Ayrıca yanlış veri setleri, önyargılı veya hatalı sonuçlara yol açarak sosyal ve politik zararlar üretebiliyor.

Bu noktada sorumluluk artık yalnızca şirketlerde değil. Politikacılar ve kanun koyucular için de kritik bir eşik söz konusu. Bugünkü telif yasaları, yapay zekânın öğrenme biçimini öngörecek şekilde tasarlanmadı. Mevcut hukuk; basım, kopyalama ve dağıtım üzerinden şekillenmiş durumda, oysa AI çağında “öğrenme” başlı başına yeni bir hukuki kategori.

Yeni dönemde yasa koyucuların üç temel alana odaklanması gerekiyor. Birincisi, şeffaflık: Hangi verilerin, hangi izinlerle, hangi amaçla kullanıldığının açıkça tanımlanması. İkincisi, adil tazmin mekanizmaları: İçerik üreticilerinin katkısının ekonomik olarak karşılık bulması. Üçüncüsü ise yenilik alanını boğmadan koruma: Hukuk, teknolojiyi durdurmamalı ama insan emeğini de ezdirmemeli.

Yapay zekâ çağında telif tartışması, basit bir hukuk meselesi değil; bilginin, emeğin ve değerin geleceği ile ilgili bir medeniyet sorusu. Eğer doğru denge kurulamazsa, ya inovasyon yavaşlayacak ya da yaratıcı üretim çökecek.

Belki de asıl soru şu: Yapay zekâ ne kadar hızlı gelişirse gelişsin, bu gelişimin bedelini kim ödeyecek?