Bloomberght
SON DAKİKA
Bloomberg HT Görüş Dr. Soner Canko 10 yıl önce 10 yıl sonra: Birleşik Krallık

10 yıl önce 10 yıl sonra: Birleşik Krallık

Bazen verilen teknik bir karar, yıllar sonra jeopolitik bir tartışmaya dönüşebilir.

26 Şubat 2026, 09:59 Güncelleme :

Hikâyemiz 2016 yazında başlıyor. Birleşik Krallık’ta Brexit referandumunun sonuçları yeni açıklanmış, ülke siyasi ve ekonomik belirsizliğin ortasındaydı. Tam da o günlerde kamuoyunun çok da dikkatini çekmeyen ama bugün geriye dönüp bakıldığında son derece kritik görünen bir gelişme yaşandı: Ülkenin ödeme sistemlerinin kalbinde yer alan Vocalink, Mastercard’a satıldı.

Satış kararı yalnızca ticari bir tercih değildi. Dönemin düzenleyici yaklaşımı, bankaların ortak sahip olduğu kritik ödeme altyapılarının rekabeti sınırladığı yönündeydi. Amaç, bankacılık oligopolünün gücünü azaltmak ve yeni oyuncular için alan açmaktı. Bu çerçevede bankalara Vocalink’i elden çıkarma yönünde baskı yapıldı ve Mastercard yaklaşık 1 milyar sterlinlik bir anlaşmayla şirketi bünyesine kattı.

O günün şartlarında bu rakam, oldukça yüksek bir değerleme olarak görünüyordu. Ancak bugün geriye baktığımızda, günümüz değerleme rakamlarına göre bu rakam çok mütevazi kaldı. Çünkü Vocalink yalnızca bir fintech girişimi değildi. Faster Payments, Bacs ve LINK ATM ağı gibi tüm ödeme sistemlerini aynı çatı altında işleten altyapıydı; yani ülke içi ödemelerin görünmeyen omurgasıydı.

Açık bankacılığın yükselişi ve finteklerin yükselişi

Aradan geçen on yılda Birleşik Krallık finansal teknolojilerde dünyanın en hızlı dönüşen pazarlarından biri haline geldi.

2016’dan sonra hızlanan dönüşümün bazı kilometre taşları şunlardı:

• Açık bankacılık regülasyonlarının devreye alınması

• Dijital bankaların milyonlarca kullanıcıya ulaşması

• Hesaptan hesaba (A2A) ödeme modellerinin yaygınlaşması

İronik olan şu ki, bu dönüşümün temelinde yatan gerçek zamanlı ödeme altyapısının operatörü artık yerli bankalar değil, küresel bir kart şemasıydı.

2016’da düzenleyicilerin amacı bankacılık oligopolünü zayıflatmaktı. Ancak zaman içinde ortaya çıkan tablo, kart duopolünün alternatif kanallar üzerinde de stratejik bir konum elde ettiği bir yapı oldu.

Ödeme altyapısı neden jeopolitik bir konuya dönüştü?

2020’lerin ortasına gelindiğinde ödeme sistemleri artık sadece finansal bir teknoloji değil, ekonomik egemenlik tartışmasının merkezine yerleşti. Değişen ortamda ülke içi ödeme altyapısının kimin kontrolünde olduğu, bir teknoloji tercihi olmaktan çıkıp stratejik bir politika başlığına dönüştü.

Birleşik Krallık’ta bugün yapılan tartışmalar da tam olarak bunu yansıtıyor. Ulusal ödeme vizyonu çerçevesinde yeni nesil perakende ödeme altyapısının kurulması, Faster Payments’ın modernizasyonu ve kart ağlarına alternatif kanalların güçlendirilmesi gerektiği açıkça dile getiriliyor.

2026: "Bağımsız ödeme altyapısı” çağrısı

Bugün düzenleyiciler, ödeme sistemleri otoriteleri ve merkez bankası, sektörü yeniden masaya çağırıyor. Amaç yalnızca maliyetleri düşürmek değil; ülkenin uzun vadeli ödeme mimarisini yeniden düşünmek.

Bir zamanlar bankaların ortak girişimi olan bir altyapının bugün küresel bir oyuncunun parçası olması, yaşanan tartışmaları daha da keskin, yapılan önerileri daha acil hale getiriyor.

Peki buradan çıkarılacak ders ne?

Birleşik Krallık hikâyesi, finans sektörü ve özellikle ödeme sistemleri dünyası için önemli dersler içeriyor:

1️⃣ Altyapı ile ürün aynı şey değildir.

2️⃣ Rekabet politikası bazen ters sonuç verebilir.

3️⃣ Yerel ödeme sistemleri artık ekonomik egemenliğin parçası.

Birleşik Krallık’ın “10 yıl önce – 10 yıl sonra” hikâyesi, ödeme sistemlerinin geleceğini planlamak isteyen ülkeler için çok değerli bir örnek sunuyor.