Nakit kolaylaştıkca azalır mı: Hindistan'da sıra dışı bir adım
Hindistan'da son dönemdeki temel yaklaşım oldukça basit ama güçlü bir varsayıma dayanıyor: Nakit erişimi zorlaştıkça insanlar nakde daha sıkı sarılıyor; nakde erişim kolaylaştıkça dijital ödemelere geçmekten çekinmiyor.
Dijital ödemeler söz konusu olduğunda Hindistan, genellikle “dijital ödemelere en hızlı geçen ülkelerden biri” olarak anılıyor. Bunun arkasında, UPI (Unified Payments Interface) adı verilen ulusal ödeme altyapısı var. Bu sistem sayesinde dijital ödemeler günlük hayatta son derece yaygın, ucuz ve zahmetsiz hale gelmiş durumda. Sokak satıcısından taksiye, marketten devlet ödemelerine kadar hemen her yerde QR kodlarıyla karşılaşmak mümkün.
Hindistan’ın bu dönüşümünde 2016 yılında alınan radikal bir kararın da önemli payı var. O yıl, dolaşımdaki nakdin yaklaşık yüzde 86’sını oluşturan büyük kupürlü kâğıt paralar bir gecede geçersiz ilan edildi. Nakit kullanımını sert biçimde sınırlayan bu karar, toplumun tüm kesimleri için sarsıcı bir deneyim oldu. Kısa vadede ciddi sıkıntılar yarattı; uzun vadede ise kayıtlı ekonomiye ve dijital ödemelere geçişi hızlandıran bir kırılma noktası oluşturdu.
Bu arka plan düşünüldüğünde, Hindistan bankalarının bugünlerde attığı adım ilk bakışta şaşırtıcı görünüyor. Bankalar, önümüzdeki aylarda on binlerce yeni ATM yatırımı yapmaya hazırlanıyor. Dijital ödemelerde küresel ölçekte örnek gösterilen bir ülkede ATM sayısının artırılması, doğal olarak şu soruyu gündeme getiriyor: Dijitalleşmede bu kadar ileri gitmiş bir ülke neden fiziksel nakit altyapısını büyütüyor?
Aslında bu adım, “daha az nakit” stratejisinden bir geri dönüş anlamına gelmiyor. Tam tersine, nakdi daha az görünür ve daha az ihtiyaç duyulan bir araç haline getirmeyi amaçlayan bilinçli bir yaklaşımın parçası. Bankaların kurmayı planladığı yeni ATM’lerin büyük bölümü, “nakit geri dönüşümlü” olarak tanımlanan hem para yatırma hem de para çekme işlemini aynı makinede yapabilen yeni nesil cihazlardan oluşuyor.
Buradaki temel yaklaşım oldukça basit ama güçlü bir varsayıma dayanıyor: Nakit erişimi zorlaştıkça insanlar nakde daha sıkı sarılıyor; nakde erişim kolaylaştıkça ise dijital ödemelere geçmekten çekinmiyor. Başka bir ifadeyle, nakit kullanımını azaltmanın yolu nakdi yasaklamak ya da zorlaştırmak değil; onu her an erişilebilir kılarak psikolojik bir güven zemini oluşturmak.
Çünkü nakit kullanımının önündeki en büyük engel teknoloji değil, psikoloji. İnsanların zihninde hâlâ şu sorular var: “Ya sistem çökerse?”, “Ya kartım çalışmazsa?”, “Ya dijital ödeme kabul edilmezse?” ATM’ler tam da bu kaygıların sigortası işlevini görüyor. ATM ağı ne kadar yaygın ve güvenilir olursa, insanlar nakdi yanlarında taşıma ihtiyacını o kadar az hissediyor.
Dijital ödemeler günlük hayatın ana akışı haline gelirken, nakit arka planda; nadiren ama güvenle erişilen bir araç olarak konumlanıyor. Bu denge bozulduğunda iki risk ortaya çıkıyor: Nakit erişimi zorlaşırsa insanlar dijital ödemelere direnç gösteriyor; nakit tamamen dışlanırsa da sistem kırılganlaşıyor. Hindistan bankalarının kurmaya çalıştığı yapı, tam bu noktada hibrit ama akıllı bir mimariye işaret ediyor ve son derece rasyonel bir tercih olarak öne çıkıyor.
Sonuç olarak, nakit kullanımını azaltmanın yolu onu saklamaya çalışmak değil; erişilebilir kılmaktan geçiyor.