Davos sonrası dünya: Gücün, enerjinin ve algoritmaların yeniden yazdığı düzen
Davos biter bitmez kaleme sarılmak kolaydı ancak yazımı Davos’un hemen ardından değil, biraz bekleyerek yazmayı tercih ettim. Çünkü bugün küresel gündemi belirleyen şey, kürsülerde kurulan cümlelerden çok, o cümlelerin birkaç hafta sonra dünyada nasıl karşılık bulduğudur. Ve Davos 2026’nın ardından ortaya çıkan tablo, kısa vadeli bir dalgalanmanın değil, kalıcı bir kırılmanın işaretlerini veriyor.
Davos 2026’ya toplamda yaklaşık 3.000 kişi katıldı; bu katılımcılar 130’dan fazla ülkeyi temsil etti. Zirvede 60’tan fazla devlet ve hükümet başkanı ile yüzlerce küresel CEO aynı çatı altındaydı.
Bloomberg HT Genel Yayın Yönetmeni Açıl Sezen ve ekibini ayrıca tebrik etmek isterim. Davos’ta yaptıkları güçlü yayınlarla, sıcak röportajlar ve anlık bağlantılar üzerinden küresel gündemi izleyicilere hızla taşıdılar. Dinamik yayınlarıyla Bloomberg HT, Davos süresince adeta Türkiye’nin gözü ve kulağı oldu.
Bu yıl Davos, bir “gelecek vizyonu” sahnesinden çok, bir gerçeklerle yüzleşme seansı gibiydi. Salonlarda iyimserlikten çok temkin, panellerde vizyoner sloganlardan çok sert uyarılar vardı. “Daha rekabetçi ve parçalanmış bir dünya” ifadesi neredeyse ortak bir kabule dönüştü. Küreselleşmenin geri sarıldığı, dostlukların sorgulandığı, ticaret rotalarının yeniden çizildiği bir döneme girdiğimizi herkes hissediyor. Sorulan temel soru ise şu: Bu geçici bir türbülans mı, yoksa kalıcı bir yeni düzen mi? Davos’taki genel hava, ikinci ihtimalin daha güçlü olduğu yönünde.
Jeopolitiğin nabzı yüksekti. Kanada Başbakanı Mark Carney’nin “mevcut uluslararası düzen kırılma noktasında” vurgusu salonda geniş yankı buldu. Büyük güçler arasındaki rekabet sertleşirken, orta güçlerin birlikte hareket etmesinin önemi daha fazla dile getirildi. Kurallara dayalı uluslararası sistemin zayıfladığı, yerini daha pragmatik ve çıkar odaklı ittifaklara bıraktığı açıkça hissediliyor.
Bu atmosferde Donald Trump’ın mesajları Davos’un ruhunu daha da sertleştirdi. Avrupa’ya yönelik alaycı üslubu ve küresel iş birliğinden ziyade ulusal çıkar vurgusu, salonlarda soğuk bir rüzgâr estirdi. ABD Ticaret Bakanı’nın rüzgâr ve güneş enerjisi için sarf ettiği küçümseyici sözler alkışlanmadı; aksine salondan çıkanlar oldu. Avrupa cephesinde Trump rahatsızlığı artık diplomatik nezaketin ötesine geçmiş durumda. Özellikle ABD ile Avrupa arasındaki enerji ve savunma alanındaki “güvenilir ortak” algısının sorgulanmaya başlandığını da net biçimde gördük.
Yapay zekâ ise Davos’ta bir teknoloji başlığı olmaktan çıkmış, doğrudan bir jeopolitik güç unsuru olarak ele alındı. Elon Musk’ın “AI ülkelerin kaderini belirleyecek stratejik teknoloji” vurgusu boş bir iddia değil. Çipler, veri merkezleri ve enerji altyapısı artık ulusal egemenlik meselesi. Hatta bazı teknoloji CEO’larının AI çiplerini nükleer silahlara benzetmesi, meselenin geldiği noktayı çarpıcı biçimde özetliyor.
Bu tabloda Çin sessiz ama derin bir aktör. Davos 2026’ya Çin’den en üst düzey katılım, Çin Halk Cumhuriyeti Başbakan Yardımcısı He Lifeng tarafından gerçekleştirildi. ABD’de ve Avrupa’da, Çin’in “fazla görünmeden” ama istikrarlı adımlarla hemen her sektörde güçlendiğinin farkındalar. Müttefikler arasındaki çatlakların da Çin’in elini güçlendirdiğini herkes biliyor.
Davos’tan çıkan tablo net: Güç, enerji ve algoritmalar birlikte yeni bir düzen yazıyor. Bu düzende kazananlar, ideolojik ezberlere tutunanlar değil; stratejik esneklik gösterebilenler olacak. Kaybedenler ise değişimin hızını hafife alanlar.
Sorulması gereken asıl soru şu: Bu yeni düzende ülkeler sadece ayakta kalmaya mı çalışacak, yoksa oyunu kuranlardan biri olmayı başarabilecek mi?