Beyaz Saray'dan dikkat çeken yapay zekâ raporu
Beyaz Saray Ekonomik Danışmanlar Konseyi – “Yapay Zekâ ve Büyük Ayrışma” başlıklı raporunu yakın zamanda yayımladı. Rapor, bir teknoloji belgesinden çok jeopolitik bir manifesto gibi okunuyor. Tonu net: “Yapay zekâ yarışının lideri biziz ve biz olmaya devam edeceğiz.” Bu cümle, sadece bir siyasi iddia değil; aynı zamanda yeni küresel düzenin şifresi.
Raporun ortaya koyduğu tabloya bakınca, iddianın arkasının boş olmadığını görmek zor değil. ABD’de özel sektörün yapay zekâya yaptığı kümülatif yatırım 470 milyar doları aşmış durumda. Avrupa Birliği’nin tüm ülkeleri ise toplamda yaklaşık 50 milyar dolar seviyesinde kalıyor. Aradaki fark, klasik bir “teknoloji farkı” değil; Sanayi Devrimi’nde buhar makinesine ilk geçenlerle geç kalanlar arasındaki makasa benziyor. Bugün buharın yerini algoritmalar aldı.
Çin’e gelince… Evet, Çin bir dev. Ama raporun altını çizdiği gibi “bağımlı bir dev.” Çin’de geliştirilen yapay zekâ modellerinin neredeyse tamamı ABD donanımıyla, yani Amerikan çipleri ve altyapısı üzerinde eğitiliyor.
Bir diğer çarpıcı başlık: Yapay zekânın yeni petrolü artık veri değil, elektrik. Rapor, 2028’e gelindiğinde veri merkezlerinin ABD’de üretilen elektriğin yüzde 12’sini tek başına tüketeceğini öngörüyor. Bu oran, sıradan bir altyapı detayı değil; ulusal güvenlik meselesi. Nükleer enerjiye ve doğal gaza erişimi olmayan ülkeler için yapay zekâ yarışı, henüz start çizgisine bile gelmeden bitmiş sayılabilir. Bugün “bulut” dediğimiz şeyin arkasında, aslında devasa enerji santralleri ve yüksek kapasiteli şebekeler var.
Bu nedenle ABD, Pax Silica adlı blok kurarak, yapay zekâ ve tedarik zinciri güvenliği alanındaki öncü inisiyatifini hayata geçirdi. Bu yapı içinde Birleşik Krallık, BAE, İsrail, Japonya ve hatta Yunanistan gibi ülkeleri görüyoruz. Blog ile ilgili detayları ABD Dışişleri Bakanlığı’nın resmi internet sitesinde bulabilirsiniz.
Raporda özellikle altı çizilen noktalardan biri de Jevons Paradoksu. Buna göre yapay zekâ sayesinde işler ucuzlayıp hızlandıkça, toplam talep artabiliyor. Bu da beklenenden daha fazla kullanım ve yeni iş alanı doğurabiliyor. Yani raporun ifadesiyle, verimlilik artışı otomatik olarak istihdam kaybı anlamına gelmek zorunda değil.
Diğer dikkat çeken konulardan biri de yapay zekâ modellerinin performansı. Raporda, bu kritik performansın daha fazla veri ve hesaplama gücüyle ölçeklendikçe hızla arttığı belirtiliyor. Ayrıca sermaye yoğunluğunun en çarpıcı örneklerinden biri olarak xAI’nin Grok modeli veriliyor. 2025’te yayımlanan Grok’un eğitimi için yüz milyonlarca dolarlık kaynak ayrıldığı ifade ediliyor. Bu tür rakamlar, yapay zekâ yarışının artık yalnızca mühendislik değil, aynı zamanda devasa altyapı ve finansman gerektiren bir güç mücadelesine dönüştüğünü gösteriyor.
Raporda dikkat çeken bir diğer nokta da yapay zekâ şirketlerinin büyüme hızı. OpenAI ve Anthropic gibi şirketlerin gelir artış temposu, Amazon ve Google’ın ilk yükseliş dönemlerinden bile daha hızlı. Bu, sadece yeni bir sektörün doğduğunu değil; yeni bir ekonomik merkez oluştuğunu gösteriyor. Birkaç yıl önce “start-up” diye baktığımız şirketler, bugün küresel ekonomik dengeleri etkileyen aktörler hâline geldi.
Tüm bu tablo bize ne söylüyor? Yapay zekâ, klasik anlamda bir “dijital dönüşüm” değil; yeni bir sanayi devrimi. Nasıl ki buhar gücü, elektrifikasyon ve bilgisayarlaşma dönemlerinde dünya yeniden bölündüyse, bugün de benzer bir “büyük ayrışma” eşiğindeyiz. Enerjiye, veriye, çipe ve yetenekli insan kaynağına aynı anda sahip olan ülkeler hızla öne çıkarken; bu dört bileşenden birini bile kaçıranlar oyunun dışında kalma riskiyle karşı karşıya.
Sonuç net: ABD, yapay zekâ liderliğini sürdürmek için artık sadece algoritmalara değil, enerji hâkimiyetine ve altyapı inşasına odaklanıyor. Çünkü geleceğin süper gücü, en iyi modeli yazan değil; o modeli çalıştıracak elektriği kesintisiz sağlayabilen olacak. Küresel ekonomik makas açılıyor. Tıpkı Sanayi Devrimi’nde olduğu gibi. Ve bu kez fark, birkaç on yıl değil; birkaç yıl içinde belirginleşecek.