Bloomberght
SON DAKİKA
Bloomberg HT Görüş Dr. Soner Canko Kesintisiz ve sürekli

Kesintisiz ve sürekli

03 Eylül 2026, 15:15 Güncelleme :

Geçen hafta İsviçre'den gelen bir haber, ilk bakışta ödeme teknolojisiyle ilgili küçük bir yenilik gibi görünüyordu. Oysa biraz yakından bakıldığında, dijital ekonomilerin geleceği açısından çok daha önemli bir adımın atıldığı anlaşılıyor.

İsviçre hükümeti, İsviçre Merkez Bankası, bankalar, ödeme hizmeti sağlayıcıları ve perakende sektörü, internet veya iletişim bağlantısının kesilmesi halinde de temel ihtiyaçların kartla satın alınabilmesini sağlayacak ülke çapında bir sistem üzerinde anlaştı. Uygulamanın 2027 sonuna kadar yaygınlaştırılması hedefleniyor.

Sistem oldukça basit bir şekilde kurgulanmış. Fiziksel banka veya kredi kartı POS cihazına takılıyor ve şifre (PIN) giriliyor. İnternet bağlantısı olmadığı için işlem o anda ilgili kuruma gönderilemiyor; POS cihazı işlemi güvenli biçimde saklıyor ve bağlantı yeniden kurulduğunda merkezi sisteme aktarıyor. Yeni bir kart veya yeni bir ödeme ağı gerekmiyor; mevcut terminallerin yeniden yapılandırılması yeterli. Sistemin çalışabilmesi için POS cihazının elektrik, batarya veya jeneratör gibi bir güç kaynağına sahip olması gerekiyor. İsviçre'nin bu uygulamasında öncelik gıda, ilaç ve akaryakıt gibi temel ihtiyaçlarda.

Aslında İsviçre bu konuda ilk değil. İsveç, 1 Temmuz 2026'dan itibaren veri iletişiminde yedi güne kadar sürebilecek kesintiler sırasında fiziksel kart ve şifre (PIN) kullanılarak gıda, ilaç ve yakıt gibi temel ihtiyaçların satın alınabilmesini sağladı. Danimarka'da ise internetin ya da kart ödeme altyapısının devre dışı kalması halinde büyük süpermarket zincirlerinin çoğunda en az bir hafta offline ödeme yapılabiliyor; sistem eczaneleri de kapsayacak şekilde genişletiliyor. Fiziksel kartların yanında Apple Pay ve Google Pay gibi kart tabanlı mobil cüzdanlar da çözümün parçası. İzlanda da fiziksel kart ve şifre (PIN) ile, internet bağlantısı olmadan, belirli bir limite kadar gıda, yakıt ve ilaç satın alınabilmesini sağlayan benzer bir sistemi devreye aldı.

Bu ülkelerin aynı probleme yönelmesi tesadüf değil. Dijital ekonomilerde ödeme sistemleri artık sıradan bir teknoloji hizmeti olmaktan çıktı. Ekonominin günlük olarak çalışmasını sağlayan kritik altyapılardan biri haline geldi. İnsanların alışveriş yapması, şirketlerin tahsilatlarını gerçekleştirmesi, tedarik zincirlerinin işlemesi ve temel ihtiyaçların satın alınması doğrudan ödeme altyapısının kesintisiz olmasına bağlı.

Dolayısıyla ödeme sistemindeki bir kesintinin etkisi, bir internet sitesinin veya mobil uygulamanın birkaç saat çalışmamasından çok daha büyük olabilir.

İnternet bağlantısı kesilebilir, elektrik altyapısında sorun çıkabilir, bir veri merkezi veya ödeme işlemcisi devre dışı kalabilir, siber saldırı finansal altyapının belirli bölümlerini etkileyebilir. Birbirine bağlı sistemlerin sayısı arttıkça, tek bir noktadaki sorun daha geniş bir alana yayılabilir. Bu nedenle dijital altyapının güvenliği ve dayanıklılığı konusundaki temel soru da değişiyor. Eskiden daha hızlı, daha güvenli ve daha verimli sistemler tasarlamak öncelikliyken, bugün buna başka bir soru ekleniyor: Sistem çalışmadığında ne olacak?

Ödeme sistemleri bu sorunun en somut örneklerinden biri. Çünkü ödeme sistemi kesildiğinde tüketici yalnızca dijital bir hizmete erişimini kaybetmiyor. Market alışverişi tamamlanamıyor, eczanede ödeme yapılamıyor, akaryakıt alınamıyor. Sorun uzadığında bunun etkisi ticaretten tedarik zincirlerine kadar ekonominin tamamına yayılabiliyor. Toplumlar nakit kullanımını azalttıkça bu bağımlılık daha da artıyor.

Ancak burada sorumluluk yalnızca ülkelerin, merkez bankalarının veya ödeme ağlarının üzerinde değil. Finansal kurumların da kendi sistemlerinin kesintiye uğraması halinde müşterilerine hangi hizmetleri sunmaya devam edebileceğini yeniden düşünmesi gerekiyor. Bunun dikkat çekici bir örneği İngiltere merkezli dijital banka Monzo'da görülüyor.

Monzo'nun geliştirdiği stand-in uygulaması, ana bankacılık platformunun birebir yedeğini oluşturmak yerine, sistemin çalışmadığı bir durumda müşterinin ihtiyaç duyacağı temel bankacılık hizmetlerini sürdürebilecek bağımsız bir yapı olarak tasarlanmış. Kartla ödeme, ATM'den nakit çekme, para transferi, bakiye ve işlem görüntüleme gibi kritik hizmetler bu yapının içinde yer alıyor.

Bu ve benzeri yeni yaklaşımlar, süreklilik kavramının kurumlar açısından da yeniden düşünülmesi gerektiğini gösteriyor. Her şeyi yedeklemek yerine kritik olanı belirlemek, onu daha yalın ve bağımsız bir mimariyle korumak ve ana sistem devre dışı kaldığında müşterinin hayatının devam etmesini sağlamak çok daha anlamlı ve verimli.

Dolayısıyla önümüzdeki dönemde finansal kurumların teknoloji yatırımlarında yalnızca hız, ölçeklenebilirlik, kullanıcı deneyimi, maliyet ve güvenlik değil, sistemin kriz sırasında nasıl davranacağı da önemli bir kriter haline gelebilir. Çünkü dijitalleşmenin getirdiği bağımlılık arttıkça, kesintinin maliyeti de artıyor.

Dijital ekonomi ne kadar büyürse büyüsün, gerçek dünyadaki beklentiler değişmeyecek: insanların temel ihtiyaçlarını satın alabilmesi.